피어투피어(kişiden kişiye) kripto para borsası Paxful(Paxful), suç gelirlerinin transferine yardım ettiği gerekçesiyle ABD makamlarına 4 milyon dolar (yaklaşık 57 milyar 7 milyon won) ödemeyi kabul etti. Şirket, kara para aklama(AML) kurallarını bilerek görmezden gelip yasa dışı fuhuş ve dolandırıcılık örgütlerinin işlemlerine göz yumduğu yönündeki suçlamaları kabul etti.
ABD Adalet Bakanlığı Ceza Dairesi, 11’inde (yerel saatle) yaptığı açıklamada Paxful’un geçen yıl Aralık ayında “yasadışı fuhuş aracılığı yapma için komplo”, “suç gelirlerini transfer etme” ve “kara para aklama yükümlülüklerini ihlal” suçlamalarını kabul ettiğini, bunun sonucunda mahkemenin 4 milyon dolar (yaklaşık 57 milyar 7 milyon won) tutarında adli para cezasına hükmettiğini duyurdu.
Adalet Bakanlığı Ceza Dairesi başsavcı yardımcısı Andrew Tysen Duva(Andrew Tysen Duva), “Paxful, neredeyse hiç kara para aklama kontrolü olmadığı gerçeğini pazarlayarak suçluları kendine çekti ve bu kişilerin dolandırıcılık, şantaj, fuhuş ve ticari cinsel istismar amaçlı insan ticaretiyle bağlantılı olduklarını bilmesine rağmen, onların para transferlerinden kazanç sağlamaya devam etti” diyerek şirketi eleştirdi.
Soruşturmaya göre Paxful, Ocak 2017’den Eylül 2019’a kadar yaklaşık 2 yıl 9 ay boyunca 26 milyondan fazla işlemi aracılık ederek gerçekleştirdi. Bu dönem boyunca biriken işlem hacmi 3 milyar dolara (yaklaşık 4 trilyon 329 milyar 900 milyon won) ulaştı; şirketin bu işlemlerden elde ettiği toplam komisyon geliri ise 29,7 milyon doları (yaklaşık 428 milyar 800 milyon won) aştı.
Adalet Bakanlığı, Paxful ile yürütülen müzakerelerde “uygun ceza tutarı”nı 112,5 milyon dolar (yaklaşık 1 trilyon 622 milyar 700 milyon won) olarak belirlediklerini, ancak şirketin mali durumunu inceledikten sonra 4 milyon dolarlık (yaklaşık 57 milyar 7 milyon won) bir meblağın üzerine çıkmasının fiilen mümkün olmadığı sonucuna vararak nihai para cezasını düşürdüklerini açıkladı.
Adalet Bakanlığı’na göre Paxful, kendini uzun süre “müşteri kimlik doğrulaması(KYC) talep etmeyen” bir platform olarak tanıttı. Yüzeyde bir kara para aklama önleme politikası belgesine sahipti ancak savcılığın değerlendirmesine göre şirket, bu kuralların içeride fiilen uygulanmadığının farkındaydı.
Soruşturma sırasında ortaya çıkan en çarpıcı örneklerden biri, ABD merkezli eğlence ve fuhuş ilan sitesi Backpage ile kurulan ilişki oldu. Backpage, yasa dışı fuhuş ilanlarını yoğun şekilde barındırması nedeniyle sonunda makamlar tarafından kapatılan bir site olarak biliniyor. Savcılık, Paxful’un en önemli müşterilerinden birinin Backpage olduğunu vurguladı. Adalet Bakanlığı, “Paxful’un kurucuları uzun süre ‘Backpage etkisi’ ile övündüler ve işlerinin bu sayede büyüdüğünü açıkça dile getirdiler” ifadelerini kullandı.
Backpage ve benzeri sitelerle işbirliği 2015’ten 2022’ye kadar sürdü. Bu dönem boyunca Paxful’un sadece bu kanaldan elde ettiği kârın 2,7 milyon dolar (yaklaşık 3 milyar 890 milyon won) seviyesine ulaştığı tespit edildi. ABD makamları, bu olayla birlikte bazı kişiden kişiye kripto borsalarının, düzenlemeleri gevşek uygulayarak hacim büyütme stratejilerine açık bir uyarı gönderildiği değerlendirmesinde bulunuyor. Yüzeyde “finansal kapsayıcılık” ve “sansürsüz işlem” söylemleri öne çıkarılsa bile, pratikte etkili kara para aklama önlemleri yoksa bu tür platformların kısa sürede suç gelirleri için bir kanal haline gelebileceği mesajı veriliyor.
Paxful, zaten geçen yıl Kasım ayında faaliyetlerini tamamen durdurmuştu. Şirket, kapanmadan bir ay önce yayımladığı blog yazısında, “2023’ten önceki dönemde eski eş kurucular Ray Youssef(Ray Youssef) ve Artur Schaback(Artur Schaback) tarafından gerçekleştirilen ‘ciddi yasa dışı eylemler’ ile sonrasında yürütülen kapsamlı uyum (compliance) çalışmaları sonucu ortaya çıkan ‘sürdürülemez işletme maliyetlerinin’ birleşmesiyle bu kararın alındığını” açıklamıştı. Ancak söz konusu yazı daha sonra silindi.
Youssef, ayrı bir açıklamada “Ben şirketten 2 yıl önce ayrıldığımda Paxful’un o anda kapatılması gerekirdi” diyerek mevcut yönetimin kararlarını eleştirdi. Eş kurucu ve eski teknoloji şefi(CTO) Schaback ise Temmuz 2024’te etkili bir kara para aklama önleme programı sürdürmeme konusunda komplo kurma suçlamasını kabul etti ve mahkeme nezdinde suçunu itiraf etti. Schaback hâlen ceza duruşmasını bekliyor. Kaliforniya’daki federal mahkeme, geçen yıl Aralık ayında savcılığın talebini kabul ederek duruşma tarihini Ocak 2025’ten Mayıs 2025’e erteledi. Savcılık, Schaback’in Paxful soruşturmasında hâlâ anlamlı ifade ve bilgi sağladığını, bu işbirliğinin ileride verilecek ceza tavsiyesinde etkili olabileceğini belirtti.
Öte yandan Youssef, şu ana kadar Paxful soruşturması kapsamında ABD adli makamlarınca ne resmen suçlandı ne de resmî şüpheli olarak işaret edildi.
Paxful davası, 2025 sonrasında ivme kazanan küresel ‘kripto düzenleme sıkılaşması’ dalgasıyla da bağlantılı görülüyor. ABD’nin yanı sıra Avrupa ve Asya’daki büyük ekonomiler, kripto para borsaları ve cüzdan servisleri için kara para aklama standartlarını banka seviyesine yaklaştıracak yasal çerçeveler hazırlıyor. Bu son vaka, sadece merkezi borsaların değil, kişiden kişiye borsalar ve aracı platformların da artık “düzenleme kör noktası” olarak bırakılamayacağını yeniden ortaya koydu.
Müşteri tanıma yükümlülüğü(KYC) ve şüpheli işlem bildirimi(STR) altyapısına sahip olmayan, üstelik “düzenlemesizliği” pazarlayan platformların, giderek daha fazla soruşturma hedefi haline gelebileceği değerlendiriliyor. Piyasada, Paxful’un ödeyebileceği bir seviyede ceza tutarını aşağı çekmeyi başarsa da, marka değeri ve iş modelinin fiilen çöktüğü, bu yönüyle daha çok ‘ibretlik bir örnek’ olarak anılacağı yorumu yapılıyor.
Bu süreç, kripto sektöründe düzenleyici riskin hafife alınmasının bedelinin, zamanla sadece bilanço ve yönetişim yapısını değil, doğrudan şirketin hayatta kalma şansını da tehdit edecek boyutlara ulaşabileceğini gösteren bir vaka olarak görülüyor. Sonuçta Paxful olayı, kripto para ekosisteminin geleneksel finansla aynı ligde yer alabilmesi için ‘işlem anonimliği’ne dayalı kısa vadeli büyüme stratejileri yerine, kara para aklama ile mücadele ve tüketici korumasını temel alan, ‘içselleştirilmiş uyum (compliance)’ yaklaşımının artık zorunlu hale geldiğini bir kez daha ortaya koymuş durumda.
Yorum 0