Kripto para topluluğunun yıllardır hayal ettiği ‘ütopya’ artık sadece bir fantezi olarak kalmıyor. Blokzincir teknolojisi ve kriptoyu temel alarak sınırları aşan yeni bir topluluk ve ‘devlet’ kurma fikri, yani ‘ağ devleti(Network State)’ yaklaşımı, deneysel aşamadan çıkıp tartışmaların merkezine yerleşmiş durumda.
2022’de ABD’li girişimci ve Coinbase’in eski CTO’su Balaji Srinivasan(Balaji Srinivasan), “The Network State” adlı kitabında yeni bir yönetişim modeli sundu. Temel fikir, çevrimiçi ortamda sıkı şekilde kenetlenmiş bir topluluğun kolektif hareket kapasitesini kullanarak dünyanın çeşitli yerlerinde toprakları ‘crowdfunding’ yoluyla satın alması ve nihayetinde mevcut devletlerden diplomatik tanınma elde etmesi. Bu kavram, özgürlükçü (liberteryen) eğilimli teknoloji milyarderleri ve kripto sektöründeki önemli isimler arasında hızla yayıldı. El Salvador’un ‘Bitcoin şehri’ projesinde olduğu gibi, devlet gücünün zımni onayını ya da açık desteğini almaya çalışan girişimlerin ortaya çıkmasıyla, ağ devleti fikri salt bir kurgu olmaktan çıkıp ‘siyasal bir deney’ konumuna yükseldi.
İlgi büyüdükçe eleştiriler de artıyor. Ağ devletine yönelik tepkiler iki ana başlıkta toplanıyor. Birincisi, bu modeli doğrudan ‘teknofaşizm’ diye niteleyen sert eleştiriler. İkincisi ise fikrin ideolojik olarak çekici olsa da pratikte gerçeklikten kopuk olduğu yönündeki kuşkuculuk. Çin menşeli halka açık blokzincir Neo(NEO)’nun kurucusu ve baş geliştiricisi Erik Zhang(Erik Zhang), “Tek bir değer etrafında bir devletin kenetlenmesi mümkün değil” diyerek bu sınırlamaya dikkat çekiyor. Zhang’a göre klasik ulus-devlet, eğitimden sağlığa, ekonomiden yargıya, kültürden çatışma çözümüne kadar çok sayıda alanın dengesini her gün sağlamak zorunda olan ‘dağınık’ bir sistem ve ağ devletleri de büyüdükleri anda aynı sorunlardan kaçamayacak. Zhang, “Çelişkiler ortadan kaybolmaz, sadece daha sonra daha büyük patlamalar halinde geri döner” uyarısında bulunuyor. Başka bir deyişle, erken aşama bir startup gibi ‘tek bir kural’ etrafında hareket eden bir topluluğun uzun vadede sürdürülebilir olup olmadığı başlı başına soru işareti.
Bu tartışmaların ötesinde, sahada yapılmış somut deneyler de var. 2023’te Karadağ’da yaklaşık 200 katılımcı, ‘Zuzalu’ adını taşıyan kasıtlı bir topluluk kurdu. Balaji Srinivasan’ın fikirlerine ilgi gösteren Ethereum(ETH) kurucu ortağı Vitalik Buterin(Vitalik Buterin)’in liderlik ettiği bu girişim, ağ devleti fikrinin bir tür ‘kavram kanıtı’ olarak görüldü. Katılımcılar birlikte konakladı, çalıştı, sağlıklı beslenme, soğuk su banyosu, yoga gibi yaşam rutinlerini paylaştı ve bir topluluğun nasıl yönetilebileceğine dair zorlu konuları pratikte test etti. Ancak 2024’te Buterin, Zuzalu’yu “tam başarı” olarak görmenin zor olduğunu, bir sonraki adımın ne olduğunun ise “belirsiz” kaldığını belirtti. Ağ devletlerinin çoğalmasıyla kabileciliğin güçlenebileceğini söyleyen Buterin, bunu ‘sıfır toplamlı ve verimsiz’ bir süreç olarak nitelendirdi ve buna karşı bir önleyici mekanizma geliştirilmesi gerektiğini vurguladı. Bu açıdan bakıldığında ağ devleti, ‘bağlı bir gelecekten’ çok ‘parçalanmış bir gelecek’ yaratma riskini de taşıyor.
Akademi dünyasından da eleştiriler yükseliyor. Kanada’daki Saint Francis Xavier Üniversitesi’nden sosyolog Joel Garrod(Joel Garrod), 2024’ün 12’nci ayında yayımlanan makalesinde ağ devletlerini “başarısız olma ihtimali yüksek, özgürlükçü bir ‘kaçış projesi’” olarak tanımladı. Garrod’a göre bu düşünce, daha geniş bir çerçevede ‘küresel mülkiyet rejimini’ yeniden şekillendirmeyi amaçlayan hareketlerle seçici bir uyum içinde. Araştırmacı, burada asıl meselenin bu modelin uygulanabilir olup olmamasından çok, ağ devleti gibi metinlerin ve söylemlerin çağdaş siyaset üzerindeki etkisi ve kamusal görünürlüğü olduğunu savunuyor. Yani “The Network State” gibi bazı fikirler ilk bakışta tuhaf ya da abartılı görünebilse de politik gündem üzerindeki artan ağırlıkları nedeniyle ciddiyetle tartışılmak zorunda.
Kripto tabanlı ‘devlet kurma’ denemeleri aslında Bitcoin(BTC) teknik dokümanının 2008’de yayımlanmasından bu yana farklı biçimlerde ortaya çıktı. Ancak bu girişimler her zaman kitaplarda tarif edilen sıralamayla ilerlemedi. 2015’te Çekyalı sağ liberteryen siyasetçi Vít Jedlička(Vít Jedlička), Hırvatistan ve Sırbistan arasında, Tuna Nehri üzerindeki bir adayı ‘Liberland’ olarak ilan etti. 19’uncu yüzyılda nehir yatağının değişmesi sonucu iki ülkenin de egemenliğini net biçimde iddia etmediği bu bölgeyi hukuki dayanak olarak öne sürdü. Ancak fiili yerleşim girişimlerinin sınır muhafızları tarafından defalarca engellendiği aktarılıyor. Liberland, buna rağmen çevrimiçi bir topluluk inşa etti, yönetim token’ı olarak ‘Liberland Merit’i, değişim aracı olarak ise ‘Liberland Dollar’ı kullanmayı öneren blokzincir tabanlı sistemlere yöneldi.
Norveç’te Lindesnes yakınlarındaki özel bir arazide ‘Liberstad’ adlı bir topluluk kuruldu. Anarşist ve gönüllülükçü ilkeleri benimsediğini açıklayan bu yapı, 2019’dan itibaren tüm işlemlerde ‘City Coin(CITY)’ adlı kripto parayı tek geçerli ödeme aracı haline getirdi. Üyelik haklarının kademelendirilmesi ve buna bağlı olarak hem avantajlar hem de karar alma süreçlerine katılım hakkının farklılaştırılması, Liberstad modelinin öne çıkan özelliklerinden. Honduras’ın Roatán adasında hayata geçen ‘Próspera’ girişimi ise 2020’de faaliyete başladı. 2013’te yasal zemini oluşturulan özel ekonomik kalkınma ve istihdam bölgesi kapsamında, düşük vergili bir topluluk ve yıllık vatandaşlık aidatı modeli sunuluyor. MIT Technology Review, 2022’de Peter Thiel(Peter Thiel), Marc Andreessen(Marc Andreessen), Bitcoin aktivisti Roger Ver(Roger Ver) ve Balaji Srinivasan gibi isimlerin yatırımcılar arasında yer aldığını ve projeye toplam 50 milyon dolar civarında sermaye aktarıldığını bildirdi.
Fakat bu deneyim, çevredeki topluluklarla çatışmaları da gündeme getirdi. Yakınlardaki Crawfish Rock adlı köyün sakinleri, Próspera’nın onay sürecinde kendilerine sıradan bir turizm yatırımı gibi tanıtıldığını iddia ediyor. Bazı yerel kaynaklara göre, bu girişimin uzun vadede ‘toprak gaspına’ dönüşebileceği endişesi hâkim. Bölgedeki aktivistlerden Rosa Daniella, MIT Technology Review’e yaptığı açıklamada Próspera için “Ne devleti, ne kuralları ne de yasaları umursuyor. Sadece bir hayal.” ifadelerini kullandı.
Başarısızlıkla sonuçlanan örnekler de ağ devleti tartışmalarında önemli bir yer tutuyor. 2021’de ABD’nin Nevada eyaletine bağlı Storey County bölgesinde, blokzincir odaklı inkübatör ve yatırım şirketi Blockchains LLC(Blockchains LLC), çöl arazisinde bir ‘şirket şehri’ kurma hedefiyle 67 bin dönümlük (yaklaşık 27 bin hektar) toprağı 170 milyon dolar karşılığında satın aldı. Projede, ücretlerden günlük tüketim harcamalarına tüm ekonomik faaliyetin kripto para üzerinden yürütülmesi planlanıyordu. Ancak güvenilir su kaynağı olmaması ve yaklaşık 100 millik bir su boru hattı inşa etme zorunluluğu önemli fiziksel-engelsal sorunlar doğurdu. Great Basin Water Network’ten Kyle Roerink(Kyle Roerink), bu sürecin çok uzun prosedürler ve muhtemel davalarla dolu “son derece uzun bir yolculuk” olacağını vurguladı.
Daha kritik tartışma ise Nevada yasalarında ‘inovasyon bölgeleri (innovation zones)’ adıyla yeni bir statü yaratma girişiminden kaynaklandı. Bu model hayata geçseydi, ilgili bölgelerde faaliyet gösteren şirketler fiilen bir ilçe yönetimi gibi davranabilecek, mahkeme kurabilecek, toprak ve su kaynaklarının kullanımına karar verebilecek ve vergi koyabilecekti. Böylece proje, klasik anlamda bir ‘şirket şehrine (company town)’ dönüşme eğilimi gösterdi ve ağ devletlerinin benzer bir patika izleyebileceği kaygısını güçlendirdi.
Tarihsel olarak şirket şehirleri yeni bir olgu değil. İngiliz Doğu Hindistan Kumpanyası, özel donanma ve ordular kullanarak sömürge alanlarını genişletti; United Fruit Company ise Guatemala’daki darbeye verdiği lobi desteğiyle kötü bir şöhret kazandı. ABD’nin Batı Virginia eyaletindeki maden şirketi kasabalarında işten çıkarılmak çoğu zaman aynı anda evden atılmak anlamına geliyordu. İşçi sendikalarının kurulması ve barınma hakkı gibi meseleler, İç Savaş sonrası dönemin en büyük silahlı çatışmalarından biri olarak anılan ‘Blair Mountain Savaşı’na kadar tırmandı.
ACCA başekonomisti Jonathan Ashworth(Jonathan Ashworth), şirketlerin ya da aşırı zengin bireylerin ‘devlet kurma’ fikrinin özellikle gelişmekte olan ülkeler ve ada devletleri için cazip bir söylemle sunulabildiğini vurguluyor. Yatırım ve uzmanlık vaatleri kısa vadede çekici görünse de, proje büyüdükçe ev sahibi ülkelerin nüfuz ve kontrol kaybı korkusu artabiliyor. Ashworth’a göre bu tür girişimlerin aşırı bağımsızlığa yönelmesi ya da iç politik tartışmalara müdahil olmaya başlaması, sonunda sert tepkilere yol açabilir.
Yine de sadece sermaye gücüyle değil, ortak bir hedefle bir araya gelmiş ve fiilen yerleşmiş topluluklar da mevcut. Collective Intelligence Project’in kurucu ortaklarından Divya Siddarth(Divya Siddarth), Liberya’nın ırksal baskıdan kaçan özgürleşmiş köleler tarafından kurulduğunu, Utah’ın dini baskıdan kaçan Mormon topluluklarının göç ederek yerleştiği bir bölge olduğunu, İsrail’in ise uzun süreli tarihsel bir arzu ve siyasal mücadele sonucu şekillendiğini hatırlatıyor. Siddarth, daha yakın bir örnek olarak ise IŞİD’i (İslam Devleti) ağ devleti fikrine en çok yaklaşan yapısal örneklerden biri sayıyor.
Sonuçta ağ devleti fikri, kripto endüstrisinin uzun süredir gündeminde olan ‘devletsizleşme’ arayışının devamı niteliğini taşırken, geçmişin şirket şehirlerini ve merkezi güç birikiminin karanlık mirasını da çağrıştırıyor. Blokzincir ve kripto varlıklar, insan toplumları için gerçekten yeni bir yönetim modeli açabilir mi, yoksa yalnızca eski güç ilişkilerini dijital biçimde yeniden mi üretecek? Bunun yanıtı, önümüzdeki dönemde yapılacak daha fazla deney, eleştirel inceleme ve pratik sonuçlarla şekillenecek.
Yorum 0