Back to top
  • 공유 Paylaş
  • 인쇄 Yazdır
  • 글자크기 Yazı tipi Boyutu
URL kopyalandı.

a16z raporu: Kurumlar DeFi yerine blokzincir tabanlı programlanabilir finansı seçiyor

a16z raporu: Kurumlar DeFi yerine blokzincir tabanlı programlanabilir finansı seçiyor / Tokenpost

Piyasada sıkça dile getirilen ‘geleneksel finans ile DeFi birleşecek’ görüşüne karşın, kurumların asıl ilgisinin ‘DeFi’ felsefesinden çok ‘blokzincir’ teknolojisinin verimliliğine yöneldiği görülüyor. 14’ünde yayımlanan a16z crypto research raporuna göre finans kuruluşları, açık erişim, takma adlı kullanım ve değiştirilemez yürütme gibi merkeziyetsiz yapının temel özelliklerinden ziyade; maliyetleri düşüren, ödemeleri hızlandıran, dağıtımı genişleten ve müşteri kontrolünü artıran programlanabilir finans altyapılarını seçerek benimsiyor.

Christian Crowley ve Pierce Carvos tarafından 14 Temmuz 2026’da yayımlanan rapor, geleneksel finansın blokzincir temelli teknolojileri benimseme biçiminin, DeFi’nin kurumsal sisteme doğrudan dahil olması anlamına gelmediğini ortaya koyuyor. Rapora göre burada yaşanan şey, kurumların kendi risk yönetimi ve uyumluluk çerçevelerine uygun yeni bir pazar inşa etmesi. Başka bir deyişle kurumlar DeFi’yi olduğu gibi almıyor, kendi işleyiş mantıklarına uyan parçaları ayıklayarak farklı bir finans altyapısı kuruyor.

Raporda öne çıkan temel nokta, kurumların teknoloji seçiminde izlediği ölçütler oldu. Geleneksel finans tarafı, ancak bir çözüm maliyet, risk ve dağıtım açısından iyileşme sağlarken aynı zamanda kontrol ve sorumluluk sınırları içinde kalıyorsa bunu uygulamaya alıyor. Bu çerçevede atomik mutabakat, karşı taraf riskini azaltan ve teminat verimliliğini artıran bir araç olarak görülüyor. Paylaşımlı defterler ise uzlaştırma maliyetlerini düşüren bir altyapı olarak değerlendiriliyor. Programlanabilir para da kupon ödemeleri, teminat tamamlama çağrıları ve kurumsal işlem süreçleri gibi alanlarda otomasyon sağlayabiliyor.

Sahadaki örnekler de bu yaklaşımı destekliyor. JPMorgan’ın kurumsal mevduatlara yönelik izinli blokzincir yapısı ile BlackRock ve Franklin Templeton’ın tokenleştirilmiş para piyasası fonları, DeFi anlayışının benimsenmesinden çok mevcut finansal süreçlerin daha verimli hale getirilmesi için blokzincir kullanımına işaret ediyor. a16z crypto research, bu benimseme sürecinin programlanabilirlik, şeffaflık ve atomik mutabakat gibi teknik avantajları korurken; izinsiz erişim, takma ad temelli yapı ve güvene ihtiyaç duymayan yürütme gibi unsurları bilinçli şekilde dışarıda bıraktığını belirtiyor.

Rapora göre kurumlarla kripto yerel kullanıcıları, aynı protokolleri aynı ölçütlerle değerlendirmiyor. Kurumlar daha çok yazılım sağlayıcısının istikrarına, operasyonel riske, uyumluluk kontrollerine, uzun vadeli sahiplik yapısına ve satın alma süreçlerine uygunluğa bakıyor. Bu nedenle DeFi ekosisteminde başarılı olan bir ürünün kurumsal pazarda da otomatik olarak başarılı olması beklenmiyor. Raporda şirketlerin çoğu zaman en yenilikçi teknolojiyi değil, mevcut iş akışları ve risk modelleriyle en uyumlu çözümü tercih ettiği vurgulanıyor.

Aynı bakış açısı stabil kripto paralar için de geçerli. Bankalar, ödeme şirketleri ve fintech firmaları stabil kripto paraları, sınır ötesi dolar transferlerini daha hızlı ve verimli hale getiren bir ödeme altyapısı olarak görüyor. Ancak bu kurumların DeFi’nin ideolojik çerçevesini de benimsediği pek söylenemez. Özellikle Circle’ın Arc ürünü gibi örnekler, izinsiz birlikte çalışabilirlikten çok uyumluluk, operasyonel kontrol, güvenilir karşı taraf yapısı ve mevcut iş sistemleriyle entegrasyonun öne çıktığını gösteriyor. Bu da USD Coin(USDC) gibi dolara endeksli varlıkların, ‘DeFi’nin sembolü’ olmaktan ziyade ‘programlanabilir finans altyapısının’ ödeme aracı olarak öne çıkabileceğine işaret ediyor.

Raporda geliştiriciler ve şirketler için aynı anda iki farklı fırsat bulunduğu da belirtiliyor. Bunlardan ilki, kurumların bugün kullanabileceği altyapıları kurmak. İkincisi ise açık ağlar üzerinde kripto yerel finans sistemlerini büyütmek. Ancak rapora göre bu iki pazarın müşteri kitlesi, dağıtım yapısı, ürün beklentileri ve başarı ölçütleri kökten farklı. Bu yüzden tek bir şirketin her iki alanı aynı anda hedeflemesinin verimsiz sonuçlar doğurabileceği ifade ediliyor.

Kurumsal pazarda satın alma süreçleri, uzun satış döngüleri, uyumluluk gereklilikleri, kontrol mekanizmaları ve kanal ortaklıkları kritik önem taşıyor. Açık ağlarda ise geliştirici ilgisi, likidite, birlikte çalışabilirlik ve ağ etkisi çok daha belirleyici. Bu nedenle şirketlerin, geleneksel finans için ürün mü geliştirdiğini yoksa DeFi ekosistemi için altyapı mı kurduğunu net biçimde tanımlaması gerekiyor. Ortak zemin kamuya açık blokzincir ödeme rayları olsa da pazar stratejisinin tamamen farklı olması gerektiği vurgulanıyor.

Programlanabilir finans altyapısının nasıl kurulacağı konusunda da iki ayrı eğilim öne çıkıyor. Kurumsal ihtiyaçlara göre sıfırdan tasarlanan örneklerden biri olarak Canton Network gösteriliyor. Bu ağ; gizlilik, uyumluluk ve kontrollü birlikte çalışabilirlik ilkeleriyle inşa edildi. Amaç bankaları DeFi’ye taşımaktan çok, kurumlara uygun blokzincir koordinasyonu sağlamak. Buna karşılık Morpho, mevcut DeFi yapı taşlarını tamamen terk etmeden, kurumların ve varlık ihraççılarının bunları daha kolay kullanmasına imkan tanıyan bir model izliyor. Apollo’nun ACRED fonunda zincir üstü kredi stratejisinin bir bölümünde Morpho’nun kullanılması da bu hibrit modele örnek olarak gösteriliyor.

Öte yandan açık ağların değeri de azalmış değil. Bugün kurumların benimsediği birçok yenilik, bankaların kapalı sistemlerinde değil, önce açık blokzincir ağlarında ortaya çıktı. Yeni piyasa yapıları, koordinasyon mekanizmaları ve finansal yapı taşları, sıkı düzenlenmiş ortamlardan çok denemeye açık DeFi ekosisteminde geliştirildi. Rapora göre bu durum, izinli katmanların ticarileşme ve ölçeklenmeye; açık katmanların ise yenilik ve keşfe odaklandığı iki parçalı bir yapının oluştuğunu gösteriyor.

İleride düzenlemelerde yaşanabilecek değişiklikler de önemli bir değişken olarak görülüyor. Raporda, ABD’deki CLARITY Act benzeri düzenlemelerin olgunlaşması halinde kurumların düzenleyici şartları karşılayarak izinsiz sistemlerle daha doğrudan etkileşime girebileceği ifade ediliyor. Yine de yasal ortam daha elverişli hale gelse bile, kurumların risk yönetimi anlayışının kısa sürede değişmesinin zor olduğu düşünülüyor. Bu nedenle yasal kapılar açılsa bile kurumların blokzincir kullanımını öncelikle kontrol, sorumluluk ve operasyonel uygunluk açısından değerlendirmeyi sürdüreceği belirtiliyor.

Sonuç olarak geleneksel finansın bugünkü yaklaşımı, ‘DeFi benimsemesi’nden çok ‘blokzincirin seçici şekilde kullanılması’ olarak öne çıkıyor. a16z crypto research, gelecekte finansın tek kazananlı bir yapıya dönüşmesinden ziyade, kurum odaklı programlanabilir finans altyapısı ile açık DeFi ağlarının aynı blokzincir rayları üzerinde yan yana var olacağı ve birbirini tamamlayacağı bir modele evrilebileceğini düşünüyor. Bu tabloda piyasa oyuncuları için asıl mesele, her fırsatın peşine aynı anda düşmek değil; hangi pazara hangi ürünü inşa ettiklerini net biçimde belirlemek.

<Telif hakkı ⓒ TokenPost, yetkisiz çoğaltma ve yeniden dağıtım yasaktır >

Popüler

Diğer ilgili makaleler

Yorum 0

Yorum ipuçları

Harika bir makale. Takip talep etme. Mükemmel bir analiz.

0/1000

Yorum ipuçları

Harika bir makale. Takip talep etme. Mükemmel bir analiz.
1