2025'te Stablecoin İşlem Hacmi 48,1 Katrilyon ₩’u Aştı… USDC, USDT'yi Geride Bıraktı
2025 yılında dünya genelinde yapılan stablecoin işlemlerinin toplam hacmi 33 trilyon dolar (yaklaşık 48 katrilyon ₩) seviyesine ulaştı. Bu rakam, önceki yıla kıyasla yüzde 72’lik bir artış anlamına geliyor. Özellikle ABD merkezli düzenleyici değişikliklerin hız kazanmasıyla birlikte, Circle tarafından çıkarılan USD Coin(USDC), ödeme temelli işlemlerde Tether(USDT)’i geride bırakarak birinciliğe yerleşti.
24’ünde (yerel saatle), Bloomberg’in Artemis Analytics verilerine dayandırdığı haberine göre, USDC 2025 yılında toplamda 18,3 trilyon dolar (yaklaşık 26,6 katrilyon ₩) değerinde işlem hacmine ulaşarak yılın en çok tercih edilen stablecoin’i oldu. USDT’nin işlem hacmi ise 13,3 trilyon dolar (yaklaşık 19,4 katrilyon ₩) seviyesinde kaldı. Piyasa değeri açısından halen 187 milyar dolarlık (yaklaşık 273 trilyon ₩) büyüklükle birinci sırada yer alan USDT, işlem aktivitesi bakımından ise USDC’nin gerisinde kaldı.
Bu büyümenin arkasındaki en büyük etkenlerden biri olarak, Temmuz 2025’te Başkan Trump yönetimi tarafından kabul edilen “GENIUS Yasası” öne çıkıyor. Tam adıyla “Amerikan Stablecoin’leri İçin Ulusal İnovasyon Rehberi Yasası (Guiding and Establishing National Innovation for U.S. Stablecoins)” olan bu düzenleme, ABD’de ödeme amaçlı stablecoin’leri kapsayan ilk kapsamlı yasal çerçeve olma niteliğini taşıyor. Bu yasal altyapı, stablecoin’lerin kurumsal kabule geçişinde önemli bir dönüm noktası oldu.
Tether’ın kurucu ortaklarından Reeve Collins, daha önce verdiği bir röportajda “GENIUS gibi yasa düzenlemeleri, küresel stablecoin benimsenmesini hızlandıran güçlü bir mekanizma” ifadelerini kullanmış ve kurumsal oyuncuların bu pazara yönelmesini “yüksek kâr potansiyeli” ile açıklamıştı.
USDC’ye Talep DeFi Kullanıcıları ve Küresel Belirsizliklerle Artıyor
USDC’nin kullanımındaki belirgin artışın bir diğer ana nedeni ise artan DeFi (merkeziyetsiz finans) faaliyetleri oldu. Artemis’in kurucu ortaklarından Anthony Im, DeFi yatırımcılarının sıkça pozisyon değiştirdiklerini belirterek, bu nedenle güvenilirliği yüksek olan USDC’yi tercih ettiklerini söyledi.
Ayrıca Im, özellikle jeopolitik risklerin yoğunlaştığı dönemlerde ABD doları tabanlı dijital varlıklara olan ilginin arttığını ve birçok ülkedeki kullanıcıların, yüksek enflasyon gibi ekonomik sorunlar karşısında stablecoin’leri dolar alternatifi olarak benimsediğini vurguladı.
Buna rağmen günlük alışveriş ve ticari işlemlerde USDT’nin hâlâ baskın olduğu görülüyor. USDT, çoğu kullanıcı tarafından değer saklama aracı olarak tercih ediliyor; bu da onun daha çok kısa vadeli elde tutulan bir varlık olarak görülmesine neden oluyor.
2030’da 56 Trilyon Dolar Seviyesi Görülebilir… Büyük Kurumların İlgisi Artıyor
Stablecoin pazarındaki büyümenin henüz zirveye ulaşmadığı düşünülüyor. Bloomberg Intelligence, 2030 yılı itibarıyla küresel stablecoin işlem hacminin 56 trilyon dolara (yaklaşık 81,7 katrilyon ₩) çıkabileceğini tahmin ediyor. Özellikle 2025’in son çeyreğinde işlem hacmi 11 trilyon dolara (yaklaşık 16 katrilyon ₩) yükselerek, bir önceki çeyrekteki 8,8 trilyon dolarlık hacmi (yaklaşık 12,8 katrilyon ₩) önemli bir farkla aştı.
Uluslararası Para Fonu(IMF) gibi bazı düzenleyici kurumlar, bu hızlı büyümenin geleneksel finans sistemi için bir tehdit olabileceği yönünde uyarılarda bulunsa da sektörde hâkim görüş bunun artık geri dönüşü olmayan bir dönüşüm olduğu yönünde. Chainalysis Asya-Pasifik kamu politikası başkanı Chengyi Ong, “Stablecoin’ler şüphesiz oyunun kurallarını değiştiriyor” yorumunda bulundu.
Aynı zamanda Asya ülkeleri de bölgesel düzenlemeler ve teknik altyapılar geliştirerek Batı merkezli piyasa yapısına alternatif oluşturma çabası içinde. Düzenleyici netliğin artmasıyla, global bankalar ve büyük teknoloji şirketleri de stablecoin pazarına giriş hazırlıklarına hız veriyor. Standard Chartered ve Amazon’un kendi stablecoin’lerini başlatmayı değerlendirdiği bildiriliyor.
Tüm bu gelişmeler, stablecoin’lerin yalnızca dijital ödeme alternatifi olmanın ötesinde global finans altyapısını dönüştürebilecek bir potansiyel taşıdığını gösteriyor. Önümüzdeki dönemde bu alandaki politik ve teknolojik rekabetin daha da şiddetleneceği öngörülüyor.
Yorum 0