Back to top
  • 공유 Paylaş
  • 인쇄 Yazdır
  • 글자크기 Yazı tipi Boyutu
URL kopyalandı.

ABD'den Avrupa'ya ifade özgürlüğü eleştirisi: Yeni dijital yasalar sansüre mi yol açıyor?

ABD'den Avrupa'ya ifade özgürlüğü eleştirisi: Yeni dijital yasalar sansüre mi yol açıyor? / Tokenpost

Amerikan tipi ‘ifade özgürlüğü’ ile Avrupa’nın ‘çevrim içi düzenlemeleri’ arasındaki gerilim giderek daha görünür hale geliyor. Özellikle İngiltere’nin ‘Çevrim İçi Güvenlik Yasası (Online Safety Act)’ ve Avrupa Birliği’nin (AB) ‘Dijital Hizmetler Yasası (Digital Services Act - DSA)’ gibi düzenlemeler, yalnızca ‘tehlikeli’ değil, kimi zaman tamamen yasal olan ifadeleri de hedef alıyor. Bu durum platform şirketlerini ve kullanıcıları ciddi bir belirsizlik içine sürüklüyor.

ABD Dışişleri Bakanlığı’ndan Kamu Diplomasisi ve Kamu Politikası Müsteşar Yardımcısı Sarah B. Rogers, 24’ünde katıldığı bir podcast yayınında Avrupa’daki bu yeni düzenlemelerin Amerikan anayasasıyla çeliştiğini söyledi. Özellikle İngiltere’deki çevrim içi güvenlik yasasının ‘ifade özgürlüğünün bastırılmasına yol açtığını’ vurguladı. Daha önce NRA’nın ifade özgürlüğünü savunan davasında Amerikan Sivil Özgürlükler Birliği (ACLU) ile birlikte zafer kazanan Rogers’ın açıklamaları, tartışmanın ciddiyetini gözler önüne serdi.

Rogers’a göre yalnızca geçtiğimiz yıl İngiltere’de 12 binden fazla kişi ‘sözlerinden dolayı’ gözaltına alındı. Bu tutuklama sayısının, bazı ‘otoriter’ ülkelerdeki düzeyin bile üzerinde olduğunu ifade eden Rogers, özellikle göçmen politikalarına yönelik eleştirilerin ya da politikacılara yönelik alaycı ifadelerin hedef alınmasını ‘ifadenin suç haline gelmesi’ olarak değerlendirdi. Gerçek bir örnek olarak, ‘Lucy Connelly’ isimli bir kadının sosyal medyada göç karşıtı ifadeler kullanması üzerine 31 ay hapis cezası aldığını aktardı.

İngiltere’nin yasası platformlara, şiddet çağrıştıran ya da ‘zararlı’ olarak değerlendirilen ifadeleri önceden engelleme veya kaldırma yetkisi veriyor. Ancak bu yaklaşım, ABD Anayasası’nın 1. Ek Maddesi ile korunan ‘geniş ifade özgürlüğü’ anlayışına ters düşüyor. Rogers, kanunların muğlak ifadeler içermesinin platformlarda otosansüre ve bireylerin kendilerini ifade etme konusunda çekimser kalmasına yol açtığını belirtti. Bu durumun ‘soğutucu etki’ (chilling effect) yarattığını ifade etti.

Benzer kaygıların Avrupa Birliği’nin DSA düzenlemesi açısından da geçerli olduğunu dile getiren Rogers, bu yasa sayesinde AB’nin ‘güvenilir ihbarcı’ olarak tanımlanan STK’lara içerikleri şikayet etme ve platformlara dolaylı sansür uygulama hakkı verdiğini çünkü platformlar üzerine ciddi bir ‘itibar ve ceza baskısı’ oluştuğunu söyledi. Rogers bu sistemi “doğrudan bir yasağa gerek kalmadan dolaylı baskı yoluyla ifade sınırlandırması” şeklinde tanımlayarak eleştirdi.

Yasaların amacı ‘güvenlik’ olarak gösterilse de, Rogers’a göre bu tür düzenlemeler pratikte ‘halkın fikrini kontrol altında tutma’ amacına hizmet ediyor. Gerek politikacılara yönelik mizah gerekse rahatsız edici olabilecek görüşlerin bastırılması, demokratik değerler açısından ciddi riskler barındırıyor. ABD içinde de Joe Biden yönetiminin bazı sosyal medya platformlarına içerik kaldırma yönünde baskı yaptığına dikkat çeken Rogers, bu durumu ‘ifade baskısının sınır ötesi’ bir sorun haline geldiğinin kanıtı olarak değerlendirdi.

Son dönemdeki tartışmalarda teknoloji de devreye giriyor. Yapay zeka ve ‘deepfake’ gibi teknolojilerin ifade güvenliği açısından yeni riskler doğurduğunu kabul eden Rogers, yine de bunun geniş kapsamlı yasal düzenlemelerle bastırılmaması gerektiğini savundu. Ona göre mevcut yasa çerçeveleri bu tür sorunlarla baş etmek için yeterli. Yeni yasaların aşırı müdahaleci olması durumunda ‘meşru ifade’ de zedelenecek.

Bu noktada sosyal medya platformu X’in (eski adıyla Twitter) ‘Community Notes’ (Topluluk Notları) sistemini örnek gösteren Rogers, bu özelliğin farklı görüşteki kullanıcılar arasında uzlaşılmış bilgileri yansıttığını ve zaman zaman geleneksel medyadan daha ‘gerçeklik odaklı’ olduğunu ifade etti. Bu durum, kullanıcıların kendi kendini denetleyebileceğine dair güçlü bir örnek olarak görülebilir.

Rogers ayrıca, AB’nin başta Amerikalı teknoloji devlerine uyguladığı cezai maddeleri “sansür vergisi” (censorship tariff) olarak tanımladı. İngiltere ve AB’de platformların yasaları ihlal etmesi durumunda büyük cezalarla karşı karşıya kalabildiğini vurgulayan Rogers, bu durumun içerik denetimini daha da sertleştirebileceğini ve net bir ‘ifade özgürlüğü ile ceza arasında seçim’ yapma baskısı oluşturduğunu belirtti. Bu eğilim devam ederse, Amerikalı şirketlerin Avrupa tarzı otosansüre daha fazla yönelmek zorunda kalabileceğini, bunun da ABD’deki kullanıcı deneyimini doğrudan etkileyebileceğini söyledi.

Rogers röportajının sonunda, “Özgürlük, korunduğu sürece devam edebilir. Onu savunmazsak elimizden alınır,” diyerek sözlerini noktaladı. Elon Musk’ı ‘devlet baskısına karşı direnmiş tek büyük teknoloji CEO’su’ olarak tanımlayan Rogers, özellikle COVID-19 döneminde aşı bilgilerine yönelik sansür girişimlerinin ifade özgürlüğü açısından kritik bir dönüm noktası olduğuna da dikkat çekti. Bu açıklamalar, dijital çağda ifade özgürlüğünün geleceği konusunda yeni soruları da beraberinde getiriyor.

<Telif hakkı ⓒ TokenPost, yetkisiz çoğaltma ve yeniden dağıtım yasaktır >

Popüler

Yorum 0

Yorum ipuçları

Harika bir makale. Takip talep etme. Mükemmel bir analiz.

0/1000

Yorum ipuçları

Harika bir makale. Takip talep etme. Mükemmel bir analiz.
1