Back to top
  • 공유 Paylaş
  • 인쇄 Yazdır
  • 글자크기 Yazı tipi Boyutu
URL kopyalandı.

Ben Habib: “Hiçbir parti lideri başbakanlığa uygun değil, İngiltere’ye ulusal egemenliği merkeze alan yeni bir siyasi hareket lazım”

Ben Habib: “Hiçbir parti lideri başbakanlığa uygun değil, İngiltere’ye ulusal egemenliği merkeze alan yeni bir siyasi hareket lazım” / Tokenpost

영국’ta *sert Brexit yanlısı* olarak bilinen siyasetçi ve iş insanı Ben Habib(Ben Habib), mevcut İngiliz siyasi liderliğini sert sözlerle hedef aldı. Habib, bugün hiçbir parti liderinin ‘başbakan olmaya layık’ olmadığını söylerken, ülkenin derinleşen yapısal sorunlarının mevcut parti düzeniyle çözülemeyeceğini savunuyor. Ona göre, sıradan bir iktidar değişimi değil, *ulusal egemenliği* merkeze alan ve *sorumlu siyaset* ilkelerini kararlı biçimde uygulayacak *yeni bir siyasi güç*e ihtiyaç var. ‘Financial Times’ın haberi doğrultusunda 14’ünde (yerel saatle) aktarılan değerlendirmelerinde Habib, “Bu ülkeyi yeniden tasarlayacak tutarlı bir felsefeye sahip, yetkin ve kararlı bir kadro”nun ortaya çıkması gerektiğinin altını çiziyor.

Habib, geçmişte Avrupa Parlamentosu’nda Londra bölgesi milletvekilliği yapmış bir iş insanı ve İngiltere’deki merkez sağ parti *Advance UK*’nin lideri. Daha önce *Reform UK*’de (Reform UK) başkan yardımcılığı görevinde bulundu, ancak parti yönetim şekli, siyaset anlayışı ve Brexit politikası konusunda yaşanan görüş ayrılıkları nedeniyle istifa etti. Bu deneyimlere dayanarak bugün “İngiltere’de gerçekten ‘başbakan olacak kalibrede’ tek bir isim bile yok” diyor ve Muhafazakâr Parti’den İşçi Partisi’ne, hatta üçüncü partilere kadar tüm siyasi yelpazede ciddi bir *liderlik krizi* yaşandığını savunuyor.

Habib’e göre asıl sorun, İngiliz siyasetinin ülkenin ‘kökünü’ ilgilendiren yapısal meseleleri ele alacak *ne kapasiteye ne de iradeye* sahip olması. “Hiçbir parti lideri başbakanlığa uygun değil” diyen Habib, bugünkü siyasetçilerin “yalnızca kısa vadeli anketlere ve seçim hesaplarına” odaklandığını, İngiltere’nin uzun vadeli sorunlarını göğüsleyecek bir liderlik sergileyemediğini belirtiyor.

Ona göre seçmenler, değişim ihtiyacını zaten “içgüdüsel olarak” hissediyor. Fakat neyin, nasıl değişmesi gerektiğini; devlet sisteminin hangi noktalarının temelden sorunlu olduğunu yeterince bilmiyorlar. ‘Bu boşluğu doldurması gereken’ siyasetin, tam tersine, *kısa vadeli çözümler* ve *slogan niteliğinde vaatler* üreterek seçmenle arasındaki mesafeyi büyüttüğünü düşünüyor.

Bu tablo karşısında Habib, ihtiyaç duyulan şeyin “yeni tabelalı ama eski usul” bir parti olmadığını vurguluyor. Ona göre sahneye çıkması gereken, *ulusal egemenlik* ve *hesap verebilirlik* ilkesini merkezine alan gerçek anlamda *yeni bir siyasi hareket*. “Bu ülkeye gerçekten inanan, yetkin, tutarlı bir felsefeye sahip bir topluluk ülkeyi yeniden tasarlamak için inisiyatif almalı” diyerek, klasik parti içi iktidar kavgaları yerine kapsamlı bir yeniden yapılanma çağrısı yapıyor.

Eski partisi *Reform UK*’ye de mesafesini koruyan Habib, bu partinin içine katılan bazı siyasetçilerin sürecini örnek göstererek, “hakiki bir siyasi dönüşümün ilkelerini çiğnediklerini” savunuyor. Ona göre bazı isimler, geleneksel partilerdeki geçmiş sorumluluklarından “sıyrılmak” amacıyla Reform UK’yi bir tür *siyasi sığınak* olarak kullanıyor.

Habib, Reform UK’nin zaman geçtikçe “mevcut siyasetin yalnızca kötü özelliklerini kopyalayan” bir yapıya dönüştüğünü iddia ediyor. Kuruluşunda geleneksel partilere tepki üzerinden yükselen bu hareketin, bugün *şeffaf yönetim*, *açık ilkeler* ve *uzun vadeli siyasi vizyon* ortaya koymakta başarısız kaldığını vurguluyor. Sonuçta Reform UK de kamuoyunun rüzgârına göre yön değiştiren, bir başka ‘eski tip parti’ye dönüştü.

Bu çerçevede Habib, Reform UK’nin ortaya koyduğu politikaların İngiltere’nin derin yapısal sorunlarına —özellikle *ulusal egemenlik* ve *yönetim reformu* gibi temel başlıklara— yeterince dokunmadığını savunuyor. Seçmen beklentisiyle partinin sunduğu çözüm önerileri arasındaki mesafenin büyüdüğünü, bunun da genel olarak İngiliz siyaset kurumuna duyulan güvensizliği artırdığını düşünüyor.

Habib’in eleştirileri yalnızca tek bir partiyle sınırlı değil. *“Bugünkü krizi yaratan dönemde yetki sahibi olan tüm liderlerin çok daha sıkı bir sorgulamadan geçmesi gerekir”* diyerek, ülkenin ‘uçuruma sürüklenmesinden’ sorumlu gördüğü siyasetçilere parmak basıyor. Ona göre İngiltere’de ekonomi, toplum ve dış politikada yaşanan karmaşa bir tesadüf değil; o dönemde yetki kullanan yöneticilerin *bilinçli tercihleri*nin sonucu. Buna rağmen bu isimlerin pek çoğu siyasette kalmayı, hatta terfi etmeyi ya da parti değiştirip ‘yeni yüz’ gibi görünmeyi başardı. Habib, bunu *“siyasi sorumluluktan kaçış”* olarak tanımlıyor ve gerçek bir liderlik yenilenmesi için geçmiş kararların hesap verebilir şekilde masaya yatırılması gerektiğini savunuyor.

Şeffaflıktan yoksun, hesap verme kültürünün zayıf olduğu bir siyasi sistemin toplumu yorduğunu vurgulayan Habib, seçmenin siyasete yeniden güvenebilmesi için “krizi büyüten isimlerden somut siyasi ve ahlaki hesap sorulmasının” şart olduğunu söylüyor. Seçmenin gözünde sadece istifa açıklamaları değil, *fiili sorumluluk mekanizmaları* işlediğinde anlamlı bir değişim algısı oluşabileceğini aktarıyor.

Habib, İngiliz seçmeninin ruh halini “değişimi canı gönülden isteyen ama değişimin tam olarak ne anlama geldiğini bilmeyen” bir noktada özetliyor. Hayat pahalılığı, kamu hizmetlerindeki çöküş, göç ve güvenlik endişeleri üst üste binerken toplumda huzursuzluğun büyüdüğünü; buna karşın tüm bunları çözebilecek *yapısal reformların yönü* konusunda seçmene yeterli açıklama yapılmadığını belirtiyor.

“Ülkenin yapısal sorunlarını anlamadan, yalnızca yüzeydeki belirtilere bakarak oy vermek, aynı hataların tekrarına yol açar” uyarısında bulunan Habib, seçmenin içgüdüsel kriz algısının gerçek bir reforma dönüşebilmesinin tek yolunu, *siyasi hareketlerin devlet sistemindeki arızaları doğru tespit etmesi ve ikna edici çözümler sunması* olarak tarif ediyor. Buna göre yeni bir siyasi gücün, yalnızca ‘mevcut partileri cezalandırma’ söylemine yaslanmaması; *anayasal düzen*, *merkez-yerel iktidar dengesi*, *düzenleyici kurumların yapısı* ve *kamu maliyesinin işleyişi* gibi devletin iskeletini ilgilendiren alanlarda bütünlüklü bir plan ortaya koyması gerekiyor. Aksi halde öfkenin, *kalıcı kurumsal reform* yerine yalnızca söylem düzeyinde kalacağı görüşünde.

Demokrasinin en büyük gücü olarak *“kolektif karar alma aklı”nı* öne çıkaran Habib, 12 kişilik bir jüri örneği üzerinden “çapraz sorgu ve tartışmalar yoluyla, farklı arka planlara sahip insanların birlikte çok isabetli bir sonuca varabildiğini” anlatıyor. Ona göre bireysel yargılardan ziyade, çoğulcu ve farklı bakış açılarını buluşturan ortak karar süreçleri daha dengeli sonuçlar üretiyor. Bunun için de açık tartışmalar, ciddiyetle yürütülen kamu soruşturmaları ve bağımsız inceleme mekanizmalarının işletilmesi; üstelik bu süreçlere halkın aktif katılımının sağlanması gerekiyor. Bu tür *ortak müzakere kanalları*, hem demokratik katılımı güçlendiren hem de politika kalitesini artıran birer güvenlik supabı olarak görülüyor.

Habib, Brexit kampanyasının sembol isimlerinden Nigel Farage(Nigel Farage) hakkında da keskin bir değerlendirme yapıyor. Farage’ın *“Britanya yanlısı”* imajına rağmen, gerçekte tutarlı bir siyasi felsefeden yoksun olduğunu öne sürüyor. “Farage, olağanüstü bir kampanyacı olabilir; ancak arkasını dolduran sistematik bir inanç dünyası yok” diyerek, salt milliyetçi sloganlar ve Brüksel karşıtlığının karmaşık devlet yönetimi için yetersiz olduğunu savunuyor. Derinlikli bir fikri çerçeve olmaksızın kamuoyunun dalgalanmalarına göre siyaset yapmanın, uzun vadede yalnızca politikanın kalitesini düşürdüğünü iddia ediyor.

Bir siyasi lider için en kritik unsurun *“açık ve tutarlı bir siyasi felsefe”* olduğunu vurgulayan Habib, uzun vadeli ulusal vizyon ve ilkelere dayanmayan, kişisel popülarite ve medya ilgisiyle ayakta duran bir siyasetin *“seçim kazanabilse dahi ülkeyi istikrarlı biçimde yönetmeye yetmeyeceğini”* dile getiriyor.

Habib ayrıca Farage’ın siyasi çizgisinin ‘felsefeden çok kişisel hırs’ tarafından şekillendiğini düşünüyor. Ona göre siyasetçilerin aldığı kararlar, net bir inanç sisteminden ziyade bireysel kariyer hesaplarına göre belirleniyor. “Siyasi hırs tek başına suçlanamaz, ancak ilkeleri ve ulusal çıkarı geride bıraktığında ciddi bir bozulma yaratır” diyerek, halkın öfkesini körükleyerek güç devşiren siyasi tarzların kısa vadede sonuç verse bile, politikanın tutarlılığını ve hesap verebilirliğini zedelediğini savunuyor. Habib, bu *“hırs odaklı siyasetin”* yalnızca Farage’la sınırlı olmadığını; İngiltere genelinde, her seçim döneminde yeni sloganların havada uçuştuğu ama devlet yönetimine dair sağlam bir ilke setinin neredeyse hiç görünmediği bir tabloya dönüştüğünü belirtiyor.

Habib’in ortaya koyduğu *“yeni siyaset”* modelinin merkezinde ise *ulusal egemenlik* bulunuyor. “Bir sonraki İngiliz hükümeti, ülkenin egemenliğini siyasi felsefesinin tam kalbine yerleştirmeli” diyen Habib, dış anlaşmalar, düzenleyici çerçeve, yargı-yasama dengesi dahil olmak üzere tüm yönetim alanlarında *son karar yetkisinin* Britanya halkının seçtiği kurumlarda olması gerektiğini söylüyor. Buradaki *egemenlik* anlayışı, basit bir AB karşıtlığının ötesine geçiyor. Habib’e göre, maliye, para politikası, göç ve hukuk düzeni gibi başlıklarda da nihai sorumluluk ve yetki, ulusal kurumlarda toplanmalı. Bunun için Brexit sonrasında da yürürlükte kalan çeşitli düzenlemelerin yeniden gözden geçirilmesi; küresel yönetişim yapılarıyla ilişkilerde İngiltere’nin özerkliğinin açık şekilde tanımlanması gerektiğini düşünüyor.

Habib, sonuç olarak gerçek değişimin “isimlerin ya da parti tabelalarının değişmesiyle” gelmeyeceğini; bunun yerine *ulusal egemenlik* ekseninde tutarlı bir siyasi felsefe ve *sorumlu yönetim* anlayışını hayata geçirecek *yeni bir topluluk*la mümkün olacağını savunuyor. Ona göre İngiliz siyaseti bu standardı yakalamadıkça, seçmenin değişim talebiyle sahadaki siyasi gerçeklik arasındaki uçurum daha da büyüyecek. ‘Bu açığın kapatılamaması halinde, siyaset kurumuna yönelik güvensizlik dalgasının kalıcılaşabileceği’ uyarısında bulunan Habib, tartışmayı ülkenin önündeki dönemin temel referans tartışmalarından biri haline getiriyor.

<Telif hakkı ⓒ TokenPost, yetkisiz çoğaltma ve yeniden dağıtım yasaktır >

Popüler

Yorum 0

Yorum ipuçları

Harika bir makale. Takip talep etme. Mükemmel bir analiz.

0/1000

Yorum ipuçları

Harika bir makale. Takip talep etme. Mükemmel bir analiz.
1