Avustralya Merkez Bankası(RBA) kökenli para politikası uzmanı Lawrence Bristow, Avustralya dolarının ‘temel göstergelerle olan uyumsuzluğu’, 2–3% aralığındaki ‘esnek enflasyon hedeflemesi’ ve ‘talep odaklı rezerv sistemi’ne geçişin ülkenin para politikası çerçevesini nasıl dönüştürdüğünü ayrıntılı biçimde ele aldı. Bristow, küresel finans krizinde(GFC) *niceliksel genişleme*ye(QE) gitmeyen Avustralya’nın bu *farklı deneyiminin*, bugün hem para politikası çerçevesini hem de finansal piyasa yapısını belirlediğini vurguladı.
Bristow önce Avustralya dolarının “temellerle açıklanabilecek *denge değerinden önemli ölçüde saptığını” belirtti. Normalde döviz kuru; büyüme, dış ticaret dengesi ve faiz farkı gibi makro verilerle açıklanabilir. Ancak Avustralya doları şu anda bu göstergelerle kolayca izah edilemeyecek seviyelerde işlem görüyor. Bristow’a göre bu tür bir ‘kur misalignment(uyumsuzluğu)’, hem dış ticaret dengesi ve ihracat rekabet gücünü zorluyor hem de spekülatif işlemleri teşvik ederek *döviz piyasası oynaklığını* artırma riski taşıyor. Bu nedenle yatırımcıların ve politika yapıcıların, Avustralya dolarının temel göstergelerden ne kadar ve hangi yönde koptuğunu dikkatle izlemesi gerekiyor.
Enflasyon tarafında RBA, *tüketici enflasyonu* için ‘2–3%’ aralığında bir hedef belirlemiş durumda. Bristow, “Avustralya, katı tek bir sayı yerine 2–3% bandını tanımlayan ‘esnek enflasyon hedeflemesi’ uyguluyor” diyerek, “konjonktüre bağlı olarak hedef aralığından geçici sapmalara izin verildiğini, ancak orta vadede bu banda dönüşün esas alındığını” anlattı. ‘Esnek hedefleme’ yaklaşımı, *büyüme*, *istihdam* ve *finansal istikrarı* birlikte gözeten pragmatik bir çerçeve sunuyor ve hem politika faizi kararlarının hem de ileriye dönük faiz patikası beklentilerinin ana referansı haline geliyor.
RBA’nın bir diğer ayırt edici özelliği, ‘likidite sağlama pencereleri’ ile ‘denetim fonksiyonunu’ kurumsal olarak sıkı biçimde ayırması. Ülkede biri sürekli açık ‘gecelik standing facility(gecelik borçlanma imkanı)’, diğeri ise kriz zamanlarında devreye giren ‘istisnai likidite desteği’ olmak üzere iki temel likidite kanalı bulunuyor. Her iki kanal da banka sağlığını denetleyen gözetim birimlerinden *organizasyonel olarak ayrılmış* durumda. Bristow, “Merkez bankası penceresine başvurmak tarihsel olarak belirli bir ‘damgalanma etkisi’ taşırdı, ancak Avustralya bu damgayı yapısal olarak azaltmaya dönük bir mimari tercih etti” dedi. Böylece *kısa vadeli fonlama ihtiyacı* ile *düzenleyici risk* birbirinden ayrışıyor ve bankalar likidite araçlarını daha rahat kullanmaya yönlendiriliyor.
Avustralya’nın para politikası çerçevesi, küresel finans krizi döneminde yaşadığı *nispeten benzersiz deneyimden* ciddi biçimde etkilenmiş durumda. Ülke, GFC sırasında teknik anlamda resesyona girmedi ve ABD Merkez Bankası(Fed) gibi *geniş ölçekli QE programlarına* başvurmadı. Bristow, “Resesyondan kaçınmış olmanın verdiği tecrübe sayesinde Avustralya, geleneksel olmayan politika araçlarını devreye sokma konusunda görece daha temkinli davranabildi” diyerek, bu ayrışmanın RBA’nın bugün Fed’ten farklı bir yöne evrilmesinin temel nedenlerinden biri olduğunu savundu. ‘Krizde bile varlık alımlarına aşırı bağımlı olmayan alternatif bir para politikası modeli’ sunduğu yorumu dikkat çekiyor. ‘yorum’ Burada Avustralya’nın yaklaşımı, “QE’ye son çare olarak başvur” paradigmasının canlı bir örneği gibi konumlanıyor. yorum
Son yıllarda RBA’nın attığı en büyük adımlardan biri, *zorunlu rezerv sistemini* ‘kıt rezerv’ yapısından ‘talep odaklı rezerv sistemine’ dönüştürmek oldu. Önceki modelde, merkez bankası bankacılık sistemine sağladığı rezerv miktarını oldukça sıkı yöneterek piyasa faizlerini yönlendiriyordu. Ancak sabit faizli kredi programlarının vadesinin gelmesine bağlı olarak sistemdeki rezerv seviyesinin hızla gerileyeceğinin öngörülmesi üzerine, RBA bankaların ihtiyaç duydukları kadar rezerv tutabildiği ‘talep yönlü’ bir düzene geçti. Bristow, bu değişimi “ekonomik yapının dönüşümüne *ön alarak* verilen bir yanıt” olarak nitelendirdi.
Bristow, RBA’yı “bu yolculukta muhtemelen en ileri gitmiş merkez bankası” olarak tanımlıyor. ‘Talep odaklı’ modelde merkez bankasının bilançosunu çok daha esnek yönetmesi, *fazla rezervlere ödenen faiz oranını*, *teminat kurallarını* ve *likidite araçlarının tasarımını* daha ince ayarlamalarla belirlemesi gerekiyor. Bu süreç yalnızca teknik bir ince ayar değil; aynı zamanda gelecekte küresel merkez bankacılığın nasıl şekilleneceğine dair önemli bir ‘deney alanı’ olarak görülüyor.
Yeni sistemin kalbinde, ‘*fiyatı merkez bankası, miktarı bankalar belirler*’ ilkesi yatıyor. RBA, rezervlere ödenen faiz oranını ve sürekli borç verme penceresinin faizini belirleyerek *kısa vadeli politika faizinin üst sınırını* tanımlıyor; ticari bankalar ise bu fiyata bakarak ne kadar rezerv tutacaklarına kendileri karar veriyor. Bristow’a göre bu mimari, para piyasası faizlerine doğal bir ‘tavan(ceiling)’ koyarken, ani ve aşırı faiz sıçramalarının da önüne geçiyor. Eski modeldeki gibi rezerv toplamını doğrudan kısma veya genişletme yerine, faiz sinyaliyle piyasayı kendi likiditesini ayarlamaya yönlendiren bir yapı öne çıkıyor.
Avustralya’nın *açık piyasa işlemleri(OMO)* sıklığı da dikkat çekici. RBA genellikle haftada bir, çarşamba günleri ana piyasa operasyonlarını gerçekleştiriyor. Günlük olarak likiditeyi ince ayar yapan pek çok merkez bankasına kıyasla bu yaklaşım oldukça seyrek sayılabilir. Bristow, bu yöntemin kısa vadeli para piyasası faizlerinde bir miktar *oynaklığa* izin verdiğini, ancak bunun “likidite penceresinin kullanımını damgalamadan arındıran tasarımla birlikte düşünüldüğünde” anlam kazandığını belirtiyor. Piyasa aktörleri, merkez bankasının günlük müdahalesine güvenmek yerine kendi likidite yönetim kapasitelerini geliştirmeye ve ihtiyaç halinde sürekli açık pencereyi kullanmaya teşvik ediliyor.
RBA tüm bu araçlarla, *sürekli likidite imkanlarını* bankalar için günlük işleyişin doğal bir parçası haline getirmeye çalışıyor. Bristow, “RBA, bankaların bu imkânı düzenli olarak kullanmasını özellikle istedi” diyerek, diğer ülkelerde merkez bankası kaynaklarına başvurmanın ‘zor durumda olmanın sinyali’ gibi algılanmasına karşılık, Avustralya’da bunun *normal nakit akışı yönetimi* olarak tasarlandığını vurguluyor. Bu çerçeve, kriz anlarında dahi bankaların ‘damgalanma korkusuyla’ gerekli likiditeyi talep etmekten çekinmelerini azaltmayı hedefliyor.
Bristow’un altını çizdiği bir diğer yapı ise ‘*tavan sistemi(ceiling system)*’. Bu sistemde merkez bankası piyasaya yeterli miktarda rezerv sağlıyor ve sürekli borç verme penceresinin faizini fiilen para piyasası faizlerinin üst sınırı olarak konumlandırıyor. Bristow, “Tavan sistemi doğası gereği *bol likidite* barındırıyor ve merkez bankası penceresinin kullanılmasını ‘normal işin parçası’ haline getiriyor” diyor. Böyle bir kurguda bankalar, belirli zamanlarda ortaya çıkan nakit ihtiyacını büyük bir itibar kaygısı duymadan merkez bankasından borçlanarak karşılayabiliyor ve günlük/haftalık nakit akışları daha yumuşak ilerliyor.
‘Bol likidite+damgalanmayı en aza indirme’ kombinasyonu, tek tek bankaların likidite riskini düşürürken, aynı zamanda sistem genelinde faiz şokları ve fonlama tıkanıklığı olasılığını da azaltıyor. *Taban(floor)* ve *tavan(ceiling)* sistemleri arasındaki yapısal farklar; merkez bankası bilançosunun büyüklüğü, fazla rezerv düzeyi ve piyasa faizlerinin oynaklığı üzerinde farklı etkiler yaratıyor. Bu nedenle, ileride kendi çerçevelerini gözden geçirecek ülkeler için önemli bir referans noktası olmaları bekleniyor.
Avustralya dolarındaki ‘temel göstergelerden sapma’, 2–3% aralığındaki esnek enflasyon hedefi ve *talep odaklı rezerv sistemi* etrafında kurgulanan RBA modeli tek bir ülkenin marjinal hikayesinden ibaret değil. Bristow’nun değerlendirmesine göre Avustralya, önümüzdeki dönemde merkez bankalarının likidite sağlama ile faiz kontrolünü nasıl harmanlayacağına ve kriz anlarında ne ölçüde geleneksel olmayan politikalara yaslanacağına dair önemli bir ‘laboratuvar’ işlevi görüyor. Bu nedenle Avustralya deneyimini yakından izlemek, ‘küresel para politikasının bir sonraki fazını’ anlamak için kritik ipuçları sunuyor.
Yorum 0