ABD'de 30 yıllık reel faiz oranı yüzde 3,00'e yükselerek uzun vadeli borçlanma maliyetine dair tartışmayı yeniden gündeme taşıdı. Sadece nominal faizler değil, enflasyon etkisinden arındırılmış uzun vadeli fonlama maliyeti de yükseldiğinden, bu gelişme hisse senetleri ve Bitcoin(BTC) gibi riskli varlıkların değerlemesini de etkileyen bir eğilim olarak öne çıkıyor.
ABD Hazinesi'nin faiz istatistiklerine göre 21'inde ABD tahvil getirileri 10 yıllıkta yüzde 4,74, 20 yıllıkta yüzde 5,25, 30 yıllıkta yüzde 5,27 seviyesinde gerçekleşti. Aynı gün reel faiz eğrisinde 30 yıllık vade yüzde 3,00 olarak kaydedildi.
Reel faiz, nominal faizden enflasyon etkisinin çıkarılmasıyla bulunan orandır. Uzun vadeli reel faiz yükseldiğinde şirketler uzun vadeli fon bulurken daha yüksek maliyetle karşılaşır, yatırımcılar ise gelecekteki kârı bugünkü değere çevirirken daha yüksek bir iskonto oranı uygular.
Michael Santoli(Michael Santoli) CNBC yorumcusu 24'ünde kaleme aldığı yazıda, uzun vadeli reel faizdeki bu zirvenin büyüme ve hisse senedi değerlemelerini sınırlayabileceği yorumundan yola çıktı. Faizler yükseldikçe sermaye maliyeti ve iskonto oranı birlikte arttığından, büyüme hisseleri ile riskli varlıkların fiyatlama mantığının yeniden gözden geçirildiğini belirtti.
Politika tarafında da bir adım geldi. ABD Hazinesi 19'unda yayımladığı basın açıklamasında, uzun vadeli nominal kuponlu tahvillere yönelik likidite destek geri alım (buyback) tutarını, işlem başına önceki azami 2 milyar dolardan asgari 4 milyar dolara (yaklaşık 5,54 trilyon won) yükselteceğini duyurdu.
Genişletilmiş uygulamanın yürürlük tarihi 9 Eylül olarak belirlendi. 24 Ağustos itibarıyla piyasada hem politika beklentisi hem de faizin fiili yükü birlikte fiyatlara yansıyor.
Hazine'nin geri alım programı, devletin daha önce ihraç edilmiş tahvilleri geri satın alması esasına dayanır. Genellikle belirli vade aralıklarındaki likiditeyi desteklemek ve piyasa işleyişini istikrara kavuşturmak için kullanılır; ancak tek başına faiz yönünü değiştiren bir araç olarak görülmüyor.
Bu gelişme, uzun vadeli tahvillerdeki düşüş ile ABD tahvil arzına dair endişelerin kripto piyasası için dolaylı bir değişken olarak gündeme geldiği önceki eğilimle de bağlantılı görülüyor. ABD'de uzun vadeli faizlerin yükselmesi, hem dolar varlıklarına yönelik talebi hem de riskli varlıklardan beklenen getiri oranını aynı anda etkileyebilecek bir unsur olarak değerlendiriliyor.
Reel ekonomi verileri ise karışık bir görünüm sundu. ABD Nüfus Sayım Bürosu, temmuz ayında konut başlangıçlarının yıllıklandırılmış bazda 1 milyon 239 bin adet ile haziran ayı revize verisine göre yüzde 12,4 gerilediğini açıkladı. Geçen yılın aynı ayına kıyasla ise düşüş yüzde 13,5 oldu.
Konut sektörü, uzun vadeli faiz değişimlerinin nispeten hızlı yansıdığı alanlardan biri. Mortgage faizleri ve inşaat finansman maliyetleri yükseldiğinde, hem başlangıçlar hem de satın alma iştahı birlikte zayıflayabiliyor.
Tüketim tarafında ise farklı bir sinyal geldi. Walmart(WMT), ikinci çeyrek gelirinin geçen yılın aynı dönemine göre yüzde 5,9 artışla 187,9 milyar dolara (yaklaşık 260 trilyon won) ulaştığını açıkladı.
Walmart'ın ABD'de aynı mağaza satışları yüzde 2,6 arttı. Şirket üçüncü çeyrek ve 2027 mali yıl beklentilerini de yukarı yönlü güncelledi; bu da faiz yükünün günlük tüketimi tek yönlü baskılamadığına dair karşıt bir kanıt sundu.
Değerleme göstergeleri de tek boyutlu bir yorumdan kaçınmayı gerektiriyor. Aswath Damodaran(Aswath Damodaran) New York Üniversitesi Stern İşletme Fakültesi öğretim üyesinin herkese açık veri sayfasında, 1 Temmuz 2026 itibarıyla ABD hisse senetleri için beklenen hisse senedi risk primi yüzde 4,18 olarak yer aldı.
Hisse senedi risk primi, yatırımcıların risksiz varlık yerine hisse senedi tutmak için talep ettiği ek getiridir. Faizler yükselse de şirket kâr beklentileri ve risk primi birlikte hareket ettiğinde, hisse senedi piyasasının tepkisi tek yönde şekillenmiyor.
CNBC'nin görüşüne başvurduğu piyasa uzmanları arasında da yorumlar ayrıştı. Barry Knapp(Barry Knapp) Ironsides Macroeconomics CEO'su uzun vadeli tahvillerde toparlanma alanı bulunduğunu dile getirirken, Rick Bensignor(Rick Bensignor) Bensignor Investment Strategies kurucusu teknoloji hisselerine kıyasla sağlık ve finans hisselerinin göreli avantajına dikkat çekti. John Kolovos(John Kolovos) Macro Risk Advisors stratejisti ise düşük oynaklık ve iyimser piyasa psikolojisi konusunda temkinli olunması gerektiğini vurguladı.
Sonuç olarak bu uzun vadeli faiz tartışmasının odağı, faizin yükselmesinden çok, yüzde 3,00'e ulaşan reel faizin büyüme, tüketim, hisse senedi değerlemesi ve kripto gibi riskli varlıkların beklenen getiri oranını aynı anda yeniden hesaplatması. Hazine'nin geri alım genişlemesi ise 9 Eylül'den itibaren yürürlüğe girecek.
Yorum 0