Merkez bankası bağımsızlığının demokrasiden ayrı bir yetki olmadığı, para politikasını kısa vadeli siyasi baskılardan koruyan bir mekanizma olduğu belirtildi.
İngiltere Merkez Bankası Başkanı Andrew Bailey, 4'ünde Londra Ekonomi ve Siyaset Bilimi Okulu'nun (LSE) TRIUM anma toplantısında yaptığı konuşmada, “Merkez bankası bağımsızlığı demokrasiden kopuş anlamına gelmez. Demokratik çerçeve içinde kısa vadeli siyasi baskılardan korunmayı ifade eder” dedi. İngiltere Merkez Bankası aynı gün konuşma metnini yayımladı.
Bailey, merkez bankalarının yetkisinin yalnızca para politikası ve finansal istikrarla sınırlı olmadığını söyledi. Merkez bankalarının kararları borçlanma maliyetlerini, tasarrufları, istihdamı, yatırımları ve finansal sistemin istikrarını etkiliyor.
Bailey, merkez bankası bağımsızlığının tarihsel kökleri olarak iki düşünsel geleneğe işaret etti. Montesquieu'nun kuvvetler ayrılığı yaklaşımı, gücün tek bir yerde toplanarak keyfi biçimde kullanılmasını önlemek için parlamento ve mahkemeler gibi kurumlara ihtiyaç olduğunu savunuyor. John Locke ve David Hume'a uzanan para ve kredinin kamusal mal niteliğine ilişkin görüş ise istikrarlı para ve kredi sistemlerinin toplumun genel ekonomik faaliyetini desteklediğini ortaya koyuyor.
İngiltere Merkez Bankası, 1694'te kurulduğunda bugünkü gibi bağımsız bir para istikrarı kurumu olarak ortaya çıkmadığını belirtti. Kurum, Fransa ile savaş için gerekli finansmanı sağlamak ve ticaretin büyümesine yanıt vermek amacıyla hükümet ile az sayıda finansal yatırımcının birleştiği bir yapı olarak kuruldu; siyasetten ayrı bir kurum da değildi.
Bailey, modern merkez bankalarının temel rolünü para ve finansal istikrar gibi 'kamusal malları' korumakta gördüğünü söyledi. Ancak para politikası ve finansal istikrar politikaları borçlular, tasarruf sahipleri ve farklı sektörler üzerinde farklı etkiler yaratıyor. Bu nedenle merkez bankalarının kararlarının dağılım etkilerinden tamamen bağımsız olması mümkün değil.
Merkez bankalarına yönelik eleştiriler zıt yönlerden geliyor. Bir yandan finans piyasalarının ve finans kuruluşlarının çıkarlarını fazla yansıttıkları öne sürülürken, finans sektöründen düzenlemelerin aşırı olduğu yönünde karşı görüşler geliyor. Bailey, bu karşıt eleştirilerin merkez bankalarının belirli çıkar gruplarının yararıyla örtüşmeyen kararlar alması gerektiğini gösterdiğini söyledi.
Popülist siyasi hareketler de bağımsızlık açısından bir meydan okuma olarak gösterildi. Bailey, belirli bir siyasi grubun halkın gerçek iradesini tek başına temsil ettiğini savunması durumunda merkez bankasının 'halkın iradesini engelleyen temsili olmayan bir elit' olarak nitelendirilebileceğini söyledi.
Bailey, merkez bankalarının meşruiyetlerini kendiliğinden kabul etmemesi gerektiğini vurguladı. Kararların açık biçimde açıklanması, kamuoyuyla şeffaf iletişim kurulması ve yasal görevler konusunda seçilmiş temsilcilere karşı hesap verilmesi gerektiğini belirtti.
İngiltere Merkez Bankası örneğinde parlamentonun merkez bankasının hedeflerini ve yetkilerini belirlediği, ayrıca kurumsal değişiklik yapma yetkisini elinde tuttuğu ifade edildi. Bailey, merkez bankası bağımsızlığının demokratik denetimin yokluğu anlamına gelmediğini, meşruiyet için parlamentonun yetkilendirmesi ile hesap verebilirliğin birlikte işlemesi gerektiğini söyledi.
Konuşmada merkez bankası bağımsızlığı ile demokratik hesap verebilirlik arasındaki ilişki ele alındı. Merkez bankası bağımsızlığının korunması için şeffaflık, kamuoyu iletişimi ve parlamentoya karşı hesap verebilirliğin birlikte güçlendirilmesi gerektiği vurgulandı.
Yorum 0