Back to top
  • 공유 Paylaş
  • 인쇄 Yazdır
  • 글자크기 Yazı tipi Boyutu
URL kopyalandı.

İran Savaşı Sonrası Yeni Dönem: Kırılgan Enerji Piyasası, Yapışkan Enflasyon ve Kripto Varlıklarda Zayıflayan Getiri Beklentisi

İran Savaşı Sonrası Yeni Dönem: Kırılgan Enerji Piyasası, Yapışkan Enflasyon ve Kripto Varlıklarda Zayıflayan Getiri Beklentisi / Tokenpost

이ran savaşının ardından piyasadaki temel senaryo, ‘petrol fiyatlarındaki ani yükseliş, enflasyon baskısı ve artan oynaklığın, çatışmalar durulduğunda yeniden sakinleşeceği’ varsayımına dayanıyor. Savaş bittiğinde merkez bankalarının yeniden likiditeyi açarak ekonomi ve varlık piyasalarını destekleyebileceği beklentisi de bu tabloya eşlik ediyor. Ancak buna karşı çıkan güçlü bir görüş daha var. Buna göre iran savaşı sonrası oluşan ‘yara izi’, kısa vadeli petrol dalgalanmasının ötesine geçerek küresel enflasyonun tabanını kalıcı biçimde yukarı çekebilir ve hisse senedi, tahvil ve kripto dahil tüm varlık sınıflarının getiri dinamiklerini kökten değiştirebilir. Bu tartışmanın düğüm noktası ise savaşın açığa çıkardığı tek bir gerçeğe dayanıyor: Enerji piyasası sanılandan çok daha ‘kırılgan’ ve büyük ekonomiler petrol şoklarına ve tedarik kesintilerine hâlâ fazlasıyla açık.

Onlarca yıldır dünya ekonomileri, küresel enerji tedarik zincirlerine, fiyat odaklı serbest piyasa mekanizmasına ve karşılaştırmalı üstünlüğe dayalı ticaret düzenine yaslanıyordu. Maliyetleri en aza indirmeyi hedefleyen bu model genel olarak işledi. Ancak Hürmüz Boğazı’ndaki son kriz bu zemini sarstı. Enerji arzında yaşanan sıkışma, Hindistan, Japonya ve Güney Kore gibi önemli ekonomileri aynı anda baskı altına aldı. Gerilim uzarsa, yüksek rezervleriyle öne çıkan Çin’in bile darbe alabileceği konuşuluyor. Yüzeyde enerji bağımsızlığını savunan Amerika Birleşik Devletleri’nin bile bu denklemde tam anlamıyla istisna olmadığına dikkat çekiliyor. Sonuç olarak birçok ülkenin ‘enerji bağımsızlığı’ ve ‘enerji güvenliğini’ ulusal güvenlik stratejilerinin merkezine yerleştirme ihtimali artmış durumda. Sorun şu ki, bu dönüşüm kaçınılmaz biçimde maliyet artışı ve kalıcı enflasyon baskısı anlamına gelebilir.

Enerji piyasaları uzmanı Anas Alhajji(Anas Alhajji), bu eğilimin enerji alanında hızlı bir ‘küreselleşme çözülmesini’ tetikleyebileceğini düşünüyor. Ona göre ülkeler maliyet optimizasyonu yerine kontrolü önceleyen bir yapıya geçtikçe, enflasyonun yapışkan hale gelmesi riski büyüyor. Alhajji, X’te yaptığı değerlendirmede, “Bu düşünce tarzı yerleşirse küresel enerji piyasası eski, açık ve fiyat odaklı ticari modele geri dönemez” diyerek, bugüne kadar piyasa verimliliği, küresel tedarik zincirleri ve karşılaştırmalı üstünlük üzerine inşa edilen kapitalist düzenin giderek Çin benzeri bir yaklaşımı andırabileceğini vurguladı. Somut olarak bu, devletin daha güçlü müdahalesi, stratejik stokların büyütülmesi, dikey entegrasyon, yerli ‘şampiyon’ sektörlere verilen sübvansiyonlar ve salt maliyet minimizasyonu yerine özerklik ile kontrolün öncelik kazanması anlamına geliyor. Ancak Alhajji, çoğu ülkenin Çin’deki kadar merkezileşmiş tedarik zincirleri, sanayi altyapısı ve karar alma mekanizmalarına sahip olmadığını hatırlatarak, bu sürecin inovasyon hızında yavaşlama, piyasaların bölünmesi ve üretim maliyetlerinde kalıcı yükseliş doğurabileceğini ekledi. Enerji, basit bir emtia olmaktan çıkıp jeopolitik bir silaha ve ‘ulusal kale’ye dönüştüğü anda verimlilik ikinci plana itilebilir.

iran savaşının etkilerini sadece “petrol fiyatı dalgalandı ve tekrar sakinleşti” diye özetlemek bu yüzden zor. Şok dalgalarının gübre ve gıda üretimine, sanayi üretimine doğru yayıldığına dair işaretler şimdiden görülüyor. Özellikle Hürmüz Boğazı’ndaki tıkanmanın, yarı iletken üretim süreçlerinde kritik rol oynayan helyum ve kükürt tedarikini baskılaması halinde, çip üretimi ve genel olarak yarı iletken endüstrisinin de maliyet şokuyla karşılaşabileceği öne sürülüyor. Birleşmiş Milletler(UN) ise dünya genelinde gıda fiyatlarında yeni bir artış dalgası yaşanabileceği konusunda uyarıyor. Enerji kaynaklı maliyet baskısı gıda ve imalat sanayine doğru yayıldıkça enflasyonun aşağı yönlü esnekliği daha da zayıflayabilir.

Böyle bir ortamda merkez bankalarının geçmişteki gibi hızlıca ‘likidite musluğunu’ açarak büyümeyi ve varlık fiyatlarını destekleme alanı daralıyor. St. Louis Fed verilerine bakıldığında, 2008’den 2021’e kadar küresel tüketici fiyat endeksi(CPI) artış oranının ortalama yüzde 3’ün altında seyrettiği, 2022’de ise bir ara yüzde 8 seviyesine fırladıktan sonra 2024’te yeniden yüzde 3 civarına gerilediği görülüyor. Bu dönem, ABD Merkez Bankası(Fed) başta olmak üzere büyük merkez bankalarının sıfır veya negatif faiz, niceliksel gevşeme(QE) gibi aşırı gevşek politikaları görece rahat uygulayabildiği bir fazdı. Sonuçta sadece hisse senetleri ve tahviller değil, kripto piyasası da bu likidite bolluğundan büyük fayda sağladı. Bitcoin(BTC) 2011’de tek haneli dolar seviyelerinden başlayıp geçen yıl 12 Ekim’de 126.000 dolar (yaklaşık 18,9 milyar won) düzeyine kadar tırmandı; bu örnek, bol likidite döneminin varlık fiyatlarını nasıl şişirdiğini gösteren çarpıcı bir vaka olarak öne çıkıyor.

Ancak enflasyonun alt bandının yapısal olarak yükseldiği bir döneme giriliyorsa denklemin kendisi değişiyor. Merkez bankaları için “Gerektiğinde her zaman faiz indirebilir, para basabiliriz” rahatlığı ortadan kalkıyor. Likidite koşulları daha kısıtlı hale geldikçe hisse senedi, tahvil ve kripto varlıklarında geçmişteki kadar yüksek getirilerin tekrarlanması zorlaşabilir. Piyasaların sindirmesi gereken mesaj net: Enflasyon daha ‘yapışkan’ bir yapıya bürünebilir, para politikası eskisi kadar destekleyici olmayabilir ve yüksek oynaklık yeni normal haline gelebilir.

<Telif hakkı ⓒ TokenPost, yetkisiz çoğaltma ve yeniden dağıtım yasaktır >

Popüler

Diğer ilgili makaleler

Yorum 0

Yorum ipuçları

Harika bir makale. Takip talep etme. Mükemmel bir analiz.

0/1000

Yorum ipuçları

Harika bir makale. Takip talep etme. Mükemmel bir analiz.
1