ABD’de şirket iflas başvuruları, 30 Haziran 2026’ya kadar olan 12 aylık dönemde yüzde 16,9 artarken merkez bankalarının altın talebi de sürdü. Ancak küçük işletmelerin iflas başvurularının yüzde 64 arttığı iddiası resmi istatistiklerle örtüşmedi.
Von Greyerz ortağı Matthew Piepenburg, 27 Eylül tarihli yorumunda tahvil getirileri, akaryakıt fiyatları ve popülizmin yükselişini ABD finansal sistemindeki yapısal istikrarsızlığın işaretleri olarak değerlendirdi. Piepenburg, hisse senetleri ve tahvillerin nominal getirileri yerine doların satın alma gücü ile altın bazındaki reel değerin önemini vurgulayan ‘değer kaybı işlemi’ kavramını ortaya koydu.
ABD federal mahkemelerinin istatistiklerine göre şirket iflas başvuruları, önceki yılın aynı dönemindeki 23.043’ten 26.941’e yükseldi. Toplam iflas başvuruları ise 542.529’dan 608.511’e çıkarak yüzde 12,2 arttı. Resmi verilerde yalnızca küçük işletmelere ait başvuruların yüzde 64 arttığına ilişkin bir veri yer almadı.
Tüketici duyarlılığı da zayıfladı. Michigan Üniversitesi Tüketici Duyarlılığı Endeksi, eylülde ağustostaki 51,7 seviyesinden 48,1’e gerileyerek son dört ayın en düşük seviyesine indi. Bir yıl sonrası için enflasyon beklentisi yüzde 4,6’ya yükselirken, önceki ay bu oran yüzde 4,0’tı. Uzun vadeli beklenti ise yüzde 3,4 olarak kaydedildi.
Michigan Üniversitesi, akaryakıt fiyatları ve ticaret anlaşmazlıklarının yeniden tırmanmasına ilişkin endişelerin kısa vadeli ekonomik görünümü kötüleştirdiğini açıkladı. Ancak resmi açıklamada eylül endeksi 50 yılı aşkın tarihin en düşük seviyesi olarak tanımlanmadı. Araştırmaya göre endeks, Ocak 2026’ya kıyasla yüzde 15 düştü.
Bankaların kredi kullandırmasının mevduat yaratılmasına yol açabileceğine ilişkin yorumun dayanağı bulunuyor. ABD Merkez Bankası (Fed), bankaların kredi kullandırdığında veya varlık satın aldığında borçlunun ya da satıcının yeni mevduatının oluşabileceğini belirtiyor. Bununla birlikte Fed, bu süreci otomatik olarak yasa dışı para değer kaybı veya servet transferi olarak nitelendirmiyor.
Fed’in resmi verileri, COVID-19 döneminde mevduat artışının arkasında mali destekler, varlık alımları ile bankaların kredi ve menkul kıymet alımlarının birlikte bulunduğunu ortaya koyuyor. Bu nedenle para değer kaybı ile servet transferi arasındaki bağlantı, Fed’in açıklaması değil, yorum yazarının değerlendirmesi. Fed’in banka mevduatı yaratımına ilişkin açıklaması da bu ayrımı temel alıyor.
ABD hükümetinin finansal istikrarsızlığa karşı likidite sağladığı örnekler bulunuyor. ABD Hazine Bakanlığı, 2008’deki Sorunlu Varlıkları Kurtarma Programı’nın (TARP) Kongre tarafından onaylanan limitinin 700 milyar dolar (yaklaşık 949 trilyon won) olduğunu, ancak programın yaşam boyu gerçek maliyetinin yaklaşık 31,1 milyar dolar (yaklaşık 42 trilyon won) seviyesinde kaldığını açıkladı. TARP kapsamındaki tüm programlar Eylül 2023’te sona erdi.
2023’te Silicon Valley Bank ve Signature Bank krizi sonrasında Banka Vadeli Finansman Programı (BTFP) başlatıldı. Fed, program kapsamında ABD Hazine tahvilleri, devlet kurumu tahvilleri ve ipoteğe dayalı menkul kıymetlerin nominal değer üzerinden teminat kabul edilerek azami bir yıl vadeli kredi sağlandığını açıkladı. Yeni krediler 11 Mart 2024’te durduruldu.
Altın talebi de resmi verilerde doğrulanıyor. Dünya Altın Konseyi, merkez bankalarının 2026’nın ikinci çeyreğindeki net altın alımlarını 288,9 ton olarak hesapladı. Araştırmaya katılanların yüzde 89’u, dünya altın rezervlerinin gelecek 12 ayda artacağını düşündüğünü belirtirken, kendi ülkelerinin rezervlerini artırmasını bekleyenlerin oranı yüzde 45 oldu.
Dünya Altın Konseyi, merkez bankalarının altın alım nedenleri arasında döviz rezervlerini çeşitlendirme, jeopolitik ve finansal piyasalardaki belirsizlik ile uzun vadeli değer saklama arayışını sıraladı. Bu veriler altına yönelik stratejik talebe işaret etse de altın fiyatlarında yükseliş veya yatırım getirisi garantisi sunmuyor. Dünya Altın Konseyi’nin merkez bankalarının altın talebine ilişkin verileri de altın talebi ile fiyat beklentisini birbirinden ayırıyor.
Dünya Altın Konseyi, altın fiyatının Ağustos 2026’da yüzde 13 yükselerek ons başına 4.563 dolardan (yaklaşık 6,187 milyon won) kapandığını açıkladı. Altın ETF’lerine girişler, vadeli işlemlerde net alımlar ve opsiyon işlemlerindeki artış başlıca etkenler olarak gösterildi. Daha önce yayımlanan altın ETF girişleri ve altın fiyat hareketlerine ilişkin haber de altın talebindeki artış ile finansal piyasalardaki ilgiyi ele almıştı.
Buna karşılık, kaynak metinde yer alan Nasdaq 100’ün altın bazındaki kayıp oranı ile ABD tahvillerinin altın bazında yüzde 90 değer kaybettiği iddiası için karşılaştırma dönemi, altın fiyatı ölçütü ve temettü ya da faizlerin hesaba katılıp katılmadığı belirtilmedi. Bu tür verilerin aynı ölçütlerle yeniden hesaplanmadan resmi istatistik olarak kullanılması mümkün görünmüyor.
Altın kiralama ürünleri, altının kendisinden elde edilen risksiz getiriyle karıştırılmamalı. Monetary Metals, bir yıllık altın kiralama programında yıllık yüzde 3-4 seviyesinde faiz sunduğunu belirtiyor, ancak kiracı ve borçlunun performansından kaynaklanan risklerin bulunduğunu da açıkça ifade ediyor. Altın kiralama ürününe ilişkin açıklamada karşı taraf ve geri ödeme yapısı ayrıca ele alınıyor.
Sonuç olarak, ABD finansal sistemindeki istikrarsızlık işaretleri olarak değerlendirilebilecek şirket iflaslarındaki artış ve tüketici duyarlılığındaki zayıflama doğrulandı. Ancak bazı uç veriler resmi kaynaklarla desteklenmedi. Merkez bankalarının altın alımları ve altın fiyatındaki yükseliş sürse de bunları kripto para piyasasına fon akışı veya gelecekte garanti edilmiş getiri ile ilişkilendirecek bir dayanak sunulmadı.
Yorum 0