ABD Merkez Bankası’nın (Fed) politika faizini 25 baz puan artırmasının hemen ardından Nasdaq Bileşik Endeksi tüm zamanların en yüksek seviyesini gördü. Faiz artışı ile borsa zirvesinin aynı anda gerçekleşmesi, geçmiş verilerin politika yönü veya endeks seviyesine bakarak piyasa hareketini kesin biçimde öngörmenin zor olduğunu gösterdi.
Fed, 16 Eylül’de federal fon oranı hedef aralığını 3,75-4,00% seviyesine yükseltti. Banka, ekonomik faaliyetlerin sağlam bir hızla genişlediğini, ABD içindeki harcamaların dirençli kaldığını, verimlilik artışı ve sermaye yatırımlarının güçlü olduğunu açıkladı. Bununla birlikte enflasyonun hâlâ yüksek seviyede olduğunu belirtti.
Nasdaq Bileşik Endeksi, 22 Eylül’de gün içinde 27.212,68 seviyesine çıkarak haziran ayından bu yana ilk kez gün içi rekorunu yeniledi. Endeks, önceki zirve olan 27.190,21 seviyesini aştı. Reuters’e göre teknoloji hisselerindeki toparlanma, petrol fiyatlarındaki düşüş, yapay zekâ (AI) talebi ve şirket bilançolarındaki direnç bu yükselişin arka planında yer aldı.
Genellikle faiz artışları, hisse değerlemeleri üzerinde baskı oluşturan bir unsur olarak değerlendirilir. Bunun nedeni borçlanma maliyetlerinin yükselmesi ve gelecekteki nakit akışlarının iskonto oranının artmasıdır. Buna karşılık faiz indirimlerinin finansal koşulları gevşeterek hisse fiyatlarını destekleyebileceği düşünülür.
Ancak Opening Bell Daily’nin aktardığı tarihsel veriler daha farklı bir tablo ortaya koydu. 1982’den bu yana Fed’in faiz artırımlarını izleyen 12 ayda S&P 500’ün ortalama getirisi %14,9 olurken, faiz indirimlerinden sonraki 12 aylık ortalama getiri %11,2 seviyesinde kaldı.
Bu veriler faiz artışlarının hisse fiyatlarını yükselttiği anlamına gelmiyor. Daha çok, faiz artırılabiliyor olmasının ekonominin o dönemde belirli bir direnç taşıdığına işaret edebileceğini gösteriyor. Şirket kârları, istihdam ve tüketim güçlü kaldığında Fed’in enflasyonu kontrol altına almak için faiz artırma alanı oluşuyor.
Faiz indirimleri ise çoğu zaman farklı koşullarda gerçekleşiyor. Ekonomik yavaşlama, istihdamdaki bozulma, finansal sistemdeki belirsizlik veya resesyon riskinin artması politika değişikliğini tetikleyebiliyor. Bu nedenle yalnızca faiz yönünü borsa için doğrudan bir sonuca çevirmek, politika kararının yansıttığı ekonomik tabloyu gözden kaçırabilir.
Endeksin tüm zamanların en yüksek seviyesinde olması da tek başına düşüş sinyali oluşturmadı. FactSet verilerine göre 1950’den bu yana S&P 500 tüm zamanların en yüksek seviyesindeyken yapılan alımların 12 ay sonraki ortalama getirisi %9,5 oldu. Diğer işlem günlerindeki ortalama getiri ise %9,3 olarak kaydedildi.
Üç ve beş yıllık dönemlerde de tüm zamanların en yüksek seviyesinden yapılan alımların sonuçları diğer işlem günlerine kıyasla belirgin biçimde zayıf olmadı. Bu durum, zirveden alım yapmanın her zaman avantajlı olduğu anlamına gelmiyor. Yalnızca endeksin rekor seviyede bulunmasının gelecekteki getirilerde bozulmayı tek başına öngörmesinin zor olduğunu ortaya koyuyor.
Rekorların art arda geldiği piyasalarda yeni bir zirve, yükseliş trendinin ne zaman sona ereceğini göstermeyebilir. Sürekli yükseliş dönemlerinde endeks, ilk rekorun ardından birçok kez yeni zirveler kaydedebilir.
Bununla birlikte geçmiş ortalamalar gelecekteki sonuçları garanti etmiyor. Önceki faiz artışı dönemlerinde enflasyon, şirket değerlemeleri ve finansal koşullar birbirinden farklıydı. Bu nedenle aynı verilerin mevcut piyasaya doğrudan uygulanacağı söylenemez.
Fed’in bu kez yayımladığı açıklama, ekonomik faaliyet, harcamalar, verimlilik ve sermaye yatırımlarının güçlü olduğu değerlendirmesini içerdi. Aynı zamanda enflasyonun hâlâ yüksek olduğu belirtildi. Bu tablo, faiz artışının hâlihazırda devam eden bir resesyon ortamında yapılmadığına işaret etti.
Piyasanın izlemesi gereken başlıca değişkenler şirket kârları, tüketim ve istihdam olacak. Yüksek faizler sürerken şirket bilançoları ve tüketim dirençli kalırsa faiz artışının anlamı farklılaşabilir. Buna karşılık konut ve otomobil gibi faize duyarlı sektörler zayıflar, şok tüketim, istihdam ve kârlara yayılırsa geçmiş ortalamaların açıklayıcılığı azalabilir.
Bu faiz ve endeks kombinasyonu, yerli yatırımcılar açısından ABD faizlerini, başlıca endeksleri, yurt dışı hisselerini, dolar/TL kurunu ve riskli varlık akışını birlikte izlemek için bir çerçeve sunuyor. Ancak mevcut verilerin gösterdiği şey belirli bir varlığın yükseleceği veya düşeceği değil, faiz yönü ve rekor seviyelerin tek başına piyasa değerlendirmesi için yeterli olmadığıdır.
Fed’in 25 baz puanlık artışının ardından spot altın fiyatlarının düştüğüne ilişkin TokenPost’un önceki haberinde olduğu gibi, politika değişiklikleri farklı varlıklara farklı biçimlerde yansıyabilir. Bu nedenle piyasanın bir sonraki yönünü değerlendirmek için Fed’in politika metninin yanı sıra ekonominin direncini, şirket kârlarının sürdürülebilirliğini, istihdamı ve tüketimdeki değişimleri izlemek gerekiyor.
Sonuç olarak faiz artışı ve Nasdaq’ın rekor seviyesi, piyasayı yorumlamak için yalnızca başlangıç noktası niteliğinde.
Yorum 0