ABD Yüksek Mahkemesi, 2025’in 30 Haziran’ında ‘Harper v. Faulkender’ davasını görüşmeyi reddederek, ABD Gelir İdaresi’nin (IRS) kripto para verilerini toplamak için kullandığı ‘John Doe’ celplerini dolaylı yoldan onaylamış oldu. Bu karar, davayla ilgili alt mahkemelerin kararlarını yerinde bırakarak, kamuya açık blokzincir kayıtlarının da banka işlem verileri gibi **Dördüncü Değişiklik** kapsamında özel hayatın gizliliğiyle korunamayacağını kabul eden yargı içtihadını resmileştirdi.
Bu yaklaşım, uzun süredir uygulanan 'Üçüncü Taraf Doktrini'ne dayanıyor; buna göre kullanıcı, bir veriyi üçüncü bir tarafla - banka, platform ya da blokzincir ile - paylaştığı anda **mahremiyet hakkını kaybetmiş** sayılıyor. Yani, on-chain işlemlerin artık devlet kurumları ya da mali denetimciler tarafından herhangi bir mahkeme kararı olmadan incelenebilmesi mümkün hale geliyor.
Blokzincir analiz araçlarının gelişimi bu durumu daha da etkili hale getiriyor. Küresel blokzincir analiz sektörünün 2025 yılına kadar 41 milyar dolara ulaşması bekleniyor. Bu araçların çoğu cüzdan kümelerini tespit etmek için işlem verilerini otomatik olarak sınıflandırıyor ve şu anda yasa dışı sabitkoin işlemlerinin yüzde 60'ından fazlasını tespit etme kapasitesine sahip. Yüzeyde analiz yetenekleri oldukça etkileyici görünse de, bu durum aynı zamanda **anonimlik ve mahremiyetin olmadığı bir dijital dünya** anlamına geliyor.
Regülatörler için bu analiz firmalarının “bizi işe alırsanız, tüm blokzincir cüzdanları sizin için şeffaf hale gelir” şeklindeki vaadi oldukça cazip. Ancak perde arkasında, maaş bilgileri, sağlık harcamaları, siyasi bağışlar gibi **masum kullanıcı verileri** de bu geniş çaplı veri ağına dâhil ediliyor. Bu tür bilgiler daha sonra sızdırılma ya da hukuki delil olarak kötüye kullanılma riskiyle karşı karşıya kalıyor.
Bu soruna karşı bir yasa ile çözüm bulunması şu an için zor görünüyor. Gerçek bir çare yalnızca **kriptografiye dayalı gizlilik teknolojileri** olabilir. Örneğin, Bitcoin(BTC) ağı bazı teknolojilerle bir alıcı adresini herkesle paylaşsa bile ilişkili çıktılar arasında doğrudan bağlantı kurmayı zorlaştırıyor. Ayrıca, çoklu katılımcıların işlem girişlerini karıştırarak para akışını gizleyen, gözetimsiz karıştırma yapıları da bulunuyor. Bu yapıların, 2022 yılında ABD yaptırımlarına uğrayan gözetimli bir hizmet olan Tornado Cash’ten yasal olarak farklı olduğu, ancak karmaşık değerlendirmelere açık olduğu ifade ediliyor.
Bu tür gizlilik çözümleri cüzdanlara ya da ödeme platformlarına **varsayılan olarak** entegre edilirse, tıpkı internet sitelerinde HTTPS bağlantılarının zaman içinde standartlaşması gibi, kripto paralarda da **“temel gizlilik”** sağlanabilir ve yaygınlık kazanabilir.
Ancak mevcut durumda gizlilik teknolojilerinin isteğe bağlı sunulması ya da yalnızca gelişmiş kullanıcı özellikleri arasında yer alması, sektör açısından ciddi riskler taşıyor. Emarketer’e göre, 2026 yılına kadar kripto para ile ödeme yöntemlerinin benimsenmesinde yüzde 82’lik bir artış yaşanacak. Buna rağmen, kripto parayı gerçekten kullanan ABD’li tüketicilerin oranı sadece yüzde 2,6 düzeyinde kalacak.
Bu düşük benimsenmenin en büyük nedeni, kullanıcıların **gizlilik ve güvenlik konusundaki endişeleri**. Örneğin bir kafede çalışan görevli, verdiğiniz bahşişten sizin adresinizi çıkarabiliyorsa, kripto ile ödeme yapmak korkutucu bir deneyim haline gelir. Bu durum, sıradan kullanıcıda etik bir kaygı yaratırken, kurumsal yatırımcılar açısından denetim ve uyuma dair **düzenleyici belirsizliklere dayalı büyük riskler** anlamına geliyor.
Sonuç olarak, gizliliği göz ardı eden bir kripto para altyapısı, **ne güven inşa edebilir ne de sürdürülebilir bir büyüme sağlayabilir.**
Yorum 0