Ethereum(ETH) kurucu ortağı Vitalik Buterin, blokzincir geleceğine dair yaptığı teknik değerlendirmede, ‘hız’ artışından ziyade ‘bant genişliği’ genişletmenin öncelikli olması gerektiğini vurguladı. Zincirin fiziksel ve teknik sınırlarını aşmak için blok üretim süresini radikal biçimde kısaltmanın mümkün olmadığını belirten Buterin, bunun yerine verimlilik ve güvenilirliğin artırılmasının daha sürdürülebilir olduğunu savundu.
24’ünde (yerel saatle) kişisel blogunda yayımladığı analiz yazısında Buterin, Ethereum’un “dünyanın kalp atışı” gibi yavaş ama sağlam bir çalışma prensibi benimsemesi gerektiğini söyledi. Ona göre Ethereum ana ağı, yavaş fakat güvenilir bir mutabakat katmanı olarak kalmalı; daha hızlı ve yoğun işlemler ise Layer 2 (L2) ağlar üzerinden gerçekleştirilmelidir.
Buterin, genişleme stratejisinde bant genişliğinin artırılmasının daha güvenli bir yol olduğuna dikkat çekti. Buna göre PeerDAS (veri erişilebilirliği örneklemesi) ve sıfır bilgi ispatları (ZKP) gibi teknolojilerden faydalanılarak, verilerin işlenme kapasitesi binlerce kat büyütülebilir ve bu sayede hem ölçeklenebilirlik hem de ‘güvenlik’ ve ‘merkezsizlik’ gibi temel ilkeler korunabilir.
Öte yandan, blok üretim aralığını azaltmak ‘gecikme süresi’ (latency) sorununu tetikliyor. Fizik yasaları ve küresel düğüm dağılımı göz önünde bulundurulduğunda, bu sürenin sınırlarını zorlamak gerçekçi olmuyor. Buterin, “Latensi düşürmek özellikle kırsal bölgelerdeki veya kişisel kullanım senaryolarındaki düğümler için olumsuz. Sansüre karşı dirençlilik, doğrulayıcı anonimliği ve ekonomik sürdürülebilirlik gibi faktörleri de düşününce, belli bir noktadan sonrası pratik değil” dedi. Ethereum’un P2P ağ iyileştirmeleri ve slot başına doğrulayıcı sayısının azaltılması gibi tekniklerle 2–4 saniyelik blok süresine ulaşılabileceğini fakat bunun ötesinin gerçekçi olmadığını ifade etti.
Yeni çağın odak noktası olan yapay zekâ teknolojileriyle ilgili olarak da değerlendirmelerde bulunan Buterin, AI sistemlerinin ciddi oranda daha hızlı işlem yapabildiğini belirterek, buna karşılık Ethereum ana ağının doğal sınırları nedeniyle bu hız seviyelerine ulaşamayacağını söyledi. Eğer makineler insanlar kadar düşünmekte 1.000 kat hızlı hale gelirse, fiziksel olarak ışık hızı bile göreceli olarak ‘yavaş’ kalacak. Bu durumda makinelerin gerçek zamanlı veri alışverişi yalnızca aynı ‘şehir’ ya da ‘bina’ gibi yakın alan içindeki düğümler arasında mümkün olabilir. Bu da Buterin’e göre, ‘şehir bazlı L2 zincirleri’ gibi bölgeler özelinde kurulacak yüksek hızlı ağların önemini artıracak.
Ethereum’un uzun vadeli vizyonunu anlatan Buterin, “Ethereum dünya çapında bir altyapı ağıdır; şehir ölçekli L2’ler ise hem yerel servisleri çalıştırır hem de küresel işlem ağlarına bağlanır. Bu, merkezi ve ultra hızlı bir ağ yerine, daha sürdürülebilir bir çözüm” dedi. Popüler bir yanılgıya da değinerek, “Ethereum’u bir ‘küresel oyun sunucusu’ gibi düşünmemeliyiz. Bu beklenti gerçekçi değil” diyerek uyardı.
Ayrıca, donanım altyapısının kısıtlarını da gündeme getirerek, 2021’deki teknik analizine atıfta bulunan Buterin, blokzincir düğümlerinin çalışabileceği cihazların donanım kapasitesinin sınırlı olduğunu belirtti. Buna göre işlemcilerin sadece %5–10’luk kısmı blokzincir faaliyetlerine ayrılabiliyor ve ortalama bir masaüstü bilgisayarda kullanılabilecek depolama alanı yaklaşık 512GB ile sınırlı kalıyor. Bu sınır aşılırsa, blok doğrulama sürelerinin doğrusal değil, üstel şekilde uzayacağı ifade ediliyor.
İnternet bant genişliği konusunda da teorik kapasiteler ile gerçekle kullanılır durumlar arasında ciddi farklar olduğuna dikkat çeken Buterin, eşzamanlı çalışan uygulamalar, internet servis sağlayıcıların kalitesi ve ağ topolojisi gibi pek çok değişkenin sistemi etkilediğini söyledi. Donanım sadece tek başına yeterli değil; ağ merkezsizliğini koruyacak yapılar için sistemsel tasarımların da bu kısıtlamalarla uyumlu olması gerekiyor.
Ethereum’un izlediği yolu daha anlaşılır kılmak için buterin Linux ve BitTorrent projelerini örnek gösterdi. Linux’un milyarlarca kişi tarafından kullanılan bir sistem olmasına rağmen halen ‘açık kaynak’ olarak kaldığını, BitTorrent’in ise merkezi sunuculara bağlı olmadan büyük ölçekli dosya paylaşımını mümkün kıldığını hatırlatan Buterin, Ethereum’un da benzer bir ‘güven dağıtım’ modeli izlediğinin altını çizdi.
Aynı zamanda kripto sektörünün ‘güveni ortadan kaldırma’ yaklaşımının geleneksel finans tarafındaki ‘risk paylaşımı’ bakışıyla çelişmediğini belirten Buterin, bu iki anlayışın uyuşabileceğine dikkat çekti. Gerçekten de JP Morgan, Deutsche Bank gibi büyük finansal kurumlar Ethereum tabanlı tokenizasyon projeleri üzerinde çalışıyor. Ayrıca, 12 Aralık’ta yapılan Fusaka güncellemesinden sonra günlük yeni Ethereum cüzdan sayısının 290.000’i aştığı bilgisi de, kurumsal güvenin yenilendiğini gösteren bir veri olarak yorumlanıyor.
‘yorum’: Buterin’in bu değerlendirmesi, Ethereum’un ölçeklenebilirlik yolunu kökten değiştiriyor. Daha hızlı bloklar yerine daha geniş veri kapasitesi ve bölgesel çözümler ön planda olacak. Bu durum L2 projeleri ve ZKP teknolojilerine olan yatırım iştahını artırabilir.
Yorum 0