Blokzincir tabanlı ‘on-chain kamu refahı’ yeni nesil sosyal güvenlik altyapısı olarak öne çıkarken, düzenleyici uyum ve yaptırımlara (yaptırım listeleri) uyum gibi konularda aşılması gereken ciddi engeller olduğu belirtiliyor. Refah ödemelerinin tokenleştirilmiş tahviller ve dijital cüzdanlar üzerinden yapılmasına yönelik denemeler yayılırken, kara para aklamayı önleme ve müşteri tanı (KYC) sistemi olmadan hükümetlerin bu modeli tam anlamıyla benimsemesinin zor olacağı ifade ediliyor.
ABD merkezli uyum ve izleme danışmanlık şirketi Guidepost Solutions’u yöneten Üst Düzey Yönetici(CEO) Julie Myers Wood, yakın zamanda Cointelegraph ile yaptığı röportajda, “On-chain refah ödemeleri, idari verimlilik ve şeffaflık açısından net avantajlara sahip ancak düzenleyici uyum çerçevesi kurulmazsa riskleri büyütebilir” dedi.
Guidepost Solutions, Marshall Adaları Cumhuriyeti hükümetinin ihraç ettiği tokenleştirilmiş devlet tahvili ‘USDM1’ için düzenleyici uyum ve yaptırım yönetimi çerçevesinin tasarımında danışmanlık yaptı. USDM1, kısa vadeli ABD Hazine tahvillerini 1:1 oranında teminat göstererek çıkarılan dijital bir tahvil. Geleneksel tahvillerden farklı olarak ihraç, dolaşım ve takas süreçlerinin tamamı blokzincir üzerinde gerçekleşiyor. Marshall Adaları hükümeti, bu tahvili temel alarak 2025’in 11’inden itibaren vatandaşlara üç ayda bir ödenen ‘evrensel temel gelir(UBI)’ ödemelerini doğrudan mobil cüzdanlara aktaran bir on-chain refah programı işletiyor.
Wood, “Bugüne kadar analog yöntemlerle dağıtılan çeşitli refah yardımları için dijital dönüşüm mutlaka değerlendirilmelidir” diyerek, dijital modelin ödeme hızını artırdığını ve bütçe tahsisi ile harcama akışının izlenebileceği ‘denetlenebilir kayıtlar’ oluşturduğunu vurguladı. Hükümet tarafında, aradaki finansal kuruluş sayısı azaldığı için maliyet ve gecikme düşüyor. Yardım alanlar açısından ise banka hesabı olmasa ya da finansal altyapı yetersiz olsa bile ödemelerin zamanında alınabildiği bir yapı ortaya çıkıyor.
Son dönemde pek çok ülke, tokenleştirilmiş devlet tahvilleri ile on-chain refah sistemlerini birlikte değerlendiriyor. Mevcut finansal altyapıda tahvil ihracı, ödeme ve takas süreçleri karmaşık ve yavaş ilerliyor; aracı kurumların fazlalığı da komisyon yükünü artırıyor. Buna karşılık, tokenleştirilmiş tahviller blokzincirde ihraç edildiğinde, ihraççı ile yatırımcı arasında daha doğrudan bir yapı kurulabiliyor ve bu da takas gecikmesini ve maliyeti ciddi ölçüde düşürebileceği beklentisini doğuruyor.
Özellikle dolar dışı para birimlerine dayalı tokenleştirilmiş devlet tahvili piyasası hızla büyürken, birçok hükümet bu araçları sosyal refah sistemleriyle entegre etmeye çalışıyor. Devlet tahvillerinin dijital token olarak ihraç ve dolaşıma sokulmasının yanında, bu tokenlar veya faiz gelirlerinin vatandaşlara evrensel temel gelir ya da sübvansiyon şeklinde otomatik olarak dağıtıldığı modeller öne çıkıyor. Birleşik Krallık hükümetinin HSBC ile yürüttüğü tokenleştirilmiş devlet tahvili pilotu gibi örnekler, geleneksel finans merkezlerinin de on-chain tahvil ihracı konusundaki denemelerini hızlandırdığını gösteriyor.
Ancak düzenleyici cephede çözülmesi gereken sorunlar hafife alınmıyor. Wood, “On-chain tahviller, maliyet avantajı ve hızlı takas sayesinde finansal kapsayıcılığı artırabilir ancak aynı anda kara para aklama ve yaptırım kaçınması için de zemin oluşturabilir” uyarısında bulundu. Küresel ölçekte kara para aklamayı önleme(AML) yükümlülükleri ve ülke ile uluslararası kuruluşların yayımladığı yaptırım listelerine uyma zorunluluğu göz önüne alındığında, on-chain tahviller ve ilgili cüzdan adreslerinin yaptırım kapsamındaki kişi veya kuruluşlarla bağlantılı çıkması durumunda hükümetlerin önemli hukuki ve siyasi risklerle karşılaşabileceği belirtiliyor.
Wood, hükümetlerin geniş halk kitlelerine yönelik on-chain tahvil ihracı yaparken, hangi fonlarla kimlerin bu ürünleri aldığını anlayabilmek için ‘müşterini tanı(KYC)’ sürecini zorunlu tutmaları gerektiğini söylüyor. Refah ödemelerinde de yardımların sadece hak sahiplerine ulaşması için kimlik doğrulama ve veri yönetimi altyapısının kurulmasının şart olduğunun altını çiziyor. On-chain kamu refahı teknik olarak sınır ötesi hızlı bir yayılım potansiyeline sahip olsa da, düzenleme tarafında her ülkenin AML kuralı ve yaptırım sisteminin tek tek dikkate alınması gerektiği için kapsamlı bir hazırlık gerektirdiği vurgulanıyor.
On-chain tahvil piyasasındaki büyüme rakamlarla da destekleniyor. Kripto veri ve analiz platformu Token Terminal’e göre, tokenleştirilmiş ABD Hazine tahvili piyasasının büyüklüğü 2024’ten bu yana 50 kattan fazla artış gösterdi. Kurumsal yatırımcılar ile şirketlerin yoğunlukla kullandığı bu ürünler blokzincir üzerinde daha küçük parçalara bölünerek işlem görmeye başladıkça, bireysel yatırımcıların da erişebildiği bir yapıya evriliyor.
İsviçre merkezli dijital varlık hizmeti şirketi Taurus SA’nın kurucu ortaklarından Lamine Brahimi, tokenleştirilmiş tahvil piyasasının gelecekte 30 milyar dolar (yaklaşık 4 trilyon 334 milyar 400 milyon won) büyüklüğe ulaşabileceği öngörüsünü paylaştı. Brahimi, Cointelegraph’a verdiği demeçte, “Takas süresinin kısalması, işlem maliyetlerinin düşmesi ve varlıkların küçük parçalara bölünebilmesi anlamına gelen ‘parçalı sahiplik(fractionalization)’ küresel finans piyasasına giriş bariyerlerini önemli ölçüde azaltıyor” dedi ve küçük yatırımcıların geçmişte ulaşması zor olan varlık sınıflarına erişim imkanı bulduğunu belirtti.
Tokenleştirilmiş devlet tahvillerinde birim başına yüksek değer korunmak zorunda olmadığı için, son derece küçük parçalar halinde ihraç ve alım satım yapılabiliyor. Örneğin eskiden sadece birkaç bin dolar seviyesinden girilebilen tahvillere, tokenleşme sayesinde birkaç dolarlık bölümlerle yatırım yapılabiliyor. Böylece yükselen piyasalardaki yatırımcılar ile geleneksel finans hesaplarına erişimi olmayan kullanıcıların hem temel tahvil yatırımlarına hem de kamu refah programlarına aynı anda bağlanabilmesi dikkat çekiyor.
On-chain kamu refahı ve tokenleştirilmiş devlet tahvilleri, ‘kapsayıcı finans’ hedefi açısından önemli bir potansiyel taşıyor. Coğrafi kısıtlar veya finansal altyapı eksikliği nedeniyle bankacılık sistemini kullanamayan yurttaşlar bile sadece bir mobil cüzdan ile refah ödemelerini alabiliyor ve küçük meblağlarla devlet tahvili gibi görece güvenli varlıklara erişebiliyor. Özellikle nüfusun geniş alana yayıldığı ada ülkelerinde veya kamu personeli yetersiz gelişmekte olan ekonomilerde bu yaklaşım, idari verimliliği ve şeffaflığı doğrudan artırma imkanı sunuyor.
Buna karşın AML, yaptırım uyumu ve KYC gibi konularda çözüme ulaşılmadığı sürece, on-chain refah modellerinin gelişmiş ülkelerde yaygınlaşması zor görünüyor. Düzenleyici çerçevenin eksik kaldığı bir ortamda büyük kamu fonlarının on-chain ortama taşınması; yasa dışı fon akışı, yaptırım kapsamındaki taraflarla işlem ve kişisel verilerin korunması gibi alanlarda karmaşık riskler yaratabilir. Bu nedenle hükümetler, düzenleyici kurumlar, teknoloji şirketleri ve uyum danışmanlığı firmalarının ‘on-chain refah’ modeline uygun yeni bir gözetim ve denetim mimarisi tasarlayıp tasarlayamayacağı kritik önemde olacak.
Marshall Adaları’nın deneyimi, tokenleştirilmiş devlet tahvillerine dayalı on-chain temel gelir modelinin pratikte hayata geçirilebileceğini gösterirken, aynı zamanda düzenleme ve yönetişim alanlarındaki başlıkları da net biçimde ortaya koyuyor. Tokenleştirilmiş devlet tahvili piyasası milyarlarca dolarlık büyüklüğe ulaştıkça, sosyal güvenlik sistemleriyle entegrasyonun da daha da hızlanması bekleniyor. Ancak Wood’un da işaret ettiği gibi ‘on-chain kamu refahı’nın gerçek anlamda yeni nesil refah altyapısı haline gelmesi için, teknoloji odaklı yeniliklerin yanında güçlü bir düzenleyici uyum çerçevesi ve güven inşası süreçlerinin de eş zamanlı olarak ilerlemesi gerekiyor.
Yorum 0