Back to top
  • 공유 Paylaş
  • 인쇄 Yazdır
  • 글자크기 Yazı tipi Boyutu
URL kopyalandı.

Gusto kurucusu Tomer London: Maaş sistemi KOBİ’ler için gizli büyüme altyapısı

Gusto kurucusu Tomer London: Maaş sistemi KOBİ’ler için gizli büyüme altyapısı / Tokenpost

ABD’deki KOBİ’lere yönelik ‘Gusto’ adlı maaş ve insan kaynakları platformunun ortak kurucusu ve üründen sorumlu yöneticisi(CPO) Tomer London, küçük işletmelerin maaş sistemlerindeki yapısal sorunları, ilk müşteri seçim stratejisini ve ‘güven’ inşa etme yöntemlerini derleyip paylaştı. London’a göre maaş(Payroll), sadece idari bir süreç değil; aynı anda ‘çalışan verisi’ ve ‘güven’i yöneten kritik bir altyapı. Bu nedenle başlangıçta hangi müşterilerle, nasıl çalışılacağı şirketin büyüme hızını ve rotasını doğrudan belirliyor.

Gusto’yu kurmadan önce London, yüzlerce küçük işletme sahibi ve muhasebeciyle birebir görüşmeler yaptı. Maaş süreçlerinde yaşanan zorlukları ve öfkeyi doğrudan dinledi. Bu görüşmelerde çoğu KOBİ’nin maaş tedarikçilerine karşı derin bir güvensizlik ve yorgunluk taşıdığını fark etti. London, “Her küçük işletme sahibiyle konuştuğumda duygu tonu hızla yükseliyor. Maaş firmalarına yönelik öfke ve hayal kırıklığı hep ortaya çıkıyor” diyerek sahadaki tabloyu özetliyor. O noktada ‘maaş sistemini gerçekten çözerse, bunun arkasındaki daha büyük problemleri de çözmeye’ yönelik büyük bir fırsat gördü.

London’a göre maaş sistemi sadece vergi ve mevzuata uyumu sağlayan bir ‘uyum aracı’ değil. Maaşlar doğru işlendiğinde çalışan bilgisi, çalışma düzeni, maliyet yapısı gibi işin geneline dair ‘ileri seviye veri’ oluşuyor. Bu veriler; işe alım, yan haklar, İK stratejisi gibi daha karmaşık konuları adım adım çözmek için kullanılabiliyor. Sonuçta ‘maaş’, küçük işletmeler için hem büyümenin başlangıç noktası hem de üzerine başka çözümlerin inşa edilebileceği bir ‘genişleme platformu’ haline geliyor.

London, Gusto’nun büyümesinde en kritik unsurlardan birinin ‘ilk müşterilerin kim olduğu’ olduğunu vurguluyor. Ona göre erken dönemde gelen müşteriler sadece gelir kaynağı değil, ‘büyümenin tohumu’ ve ‘ağızdan ağıza yayılımın’ başlangıcı. Bu yüzden “Gerçekten çok iyi hizmet verebileceğimiz müşterileri seçmeliyiz” anlayışıyla hareket ettiklerini anlatıyor. Yani kısa vadede çok sayıda müşteri toplamaktan ziyade, ‘derinlemesine anlayabildikleri ve gerçekten yardımcı olabildikleri’ bir müşteri grubuna odaklanmayı tercih etmişler.

Bu yaklaşımın merkezinde ‘birlikte öğrenilebilecek müşteriler’e odaklanmak var. London, “Bizi öğrenmeye zorlayan, bize zaman ayırıp kendilerini gözlemlememize izin veren müşterileri aradık” diyor ve bu kullanıcıları ‘ürün inovasyonunun ortakları’ olarak tanımlıyor. Erken dönem müşterilerle kurulan bu yakın ilişki, basit geri bildirim toplamanın çok ötesine geçmiş. İş akışlarının tasarımından özellik önceliklendirmesine kadar ürünün yönünü birlikte şekillendirdikleri bir sürece dönüşmüş.

Peki kimler ‘tasarım ortağı’ olmaya uygun? London bu sorunun cevabını oldukça yalın veriyor: “Birlikte çalıştığınızda anlarsınız. Soru sorduğunuzda verdikleri yanıt mantıklıysa, gerçek iş akışlarına oturuyorsa ve size anlaşılır biçimde ifade ediliyorsa, doğru kişilerdir.” Burada önemli olan geri bildirimin sayısı değil, ‘kalitesi’ ve ‘bağlamı’. London, bir muhasebeciyle yaptığı görüşmeyi örnek gösteriyor. Bu kişi, şimdiye kadar kullandığı farklı maaş servislerinin artılarını ve eksilerini tek tek anlatmış. Hangi durumda hangi özelliğe ihtiyaç duyulduğunu, neden mevcut çözümlerin sahada kullanılmakta zorlandığını çok somut biçimde açmış. Bu diyaloglar birikerek Gusto’nun ‘nerede farklılaşması gerektiği’ni netleştirmiş. Erken dönemde yapılan bu ‘saha teşhisi’, ürün–pazar uyumunu(PMF) bulmalarında belirleyici olmuş.

London’ın elde ettiği en önemli bulgulardan biri de ‘işveren ve çalışan deneyiminin ayrı ayrı tasarlanması gerektiği’. “Çalışanın da kendi bilgilerini yönetebileceği bir self-servis ekran olması gerektiğini fark ettik” diyor. Pek çok eski nesil maaş sistemi, tüm kontrolleri işveren ya da yönetici paneline yüklediği için çalışanların en küçük işlemde bile İK’ya gitmek zorunda kaldığı, doğal olmayan bir yapı ortaya çıkarmış. London, bu ‘garip’ deneyime odaklanarak, gerçekten fark yaratacak bir çözüm geliştirmek istedi. Ona göre maaş ve İK yazılımlarının öne çıkması için işveren verimliliği kadar ‘çalışan deneyimine’ de aynı ağırlığı vermesi şart. Çalışanın kendi bilgilerini ve evraklarını yönetebildiği, maaş detaylarını şeffaf biçimde görebildiği bir yapı, hem memnuniyeti artırıyor hem de şirketin soru–cevap yükünü azaltıyor. Böylece her iki tarafın ihtiyaçlarını dengeleyen tasarım, Gusto’nun rekabet avantajlarından biri haline gelmiş.

Maaş sistemleri, tek bir hatanın bile şirket ve çalışanlar için büyük zararlara yol açabildiği ‘misyon kritik’ bir alan. London, “Aşırı derecede acı verici, ama aynı zamanda kesinlikle hata yapmamanız gereken bir problemle uğraşıyoruz. Bu yüzden müşterinin güvenini kazanmak neredeyse her şey” diyerek konunun ağırlığını anlatıyor. Özellikle klasik KOBİ’lerde ek personel lüksü yok; maaş süreci aksarsa işin tüm akışı durma noktasına gelebiliyor. Bu ortamda yazılım satabilmek için, sadece özellikleri listelemek yetmiyor. London’a göre asıl mesele, “Bize güvenebilirsiniz” mesajını somut biçimde verebilmek. Bu güven de ‘kesintisiz ve sağlam bir altyapı, net sorumluluk çerçevesi, sorun çıktığında nasıl hareket edileceğine dair açık süreçler’den besleniyor. Kısacası maaş sistemi bir teknoloji ürünü kadar, aynı zamanda bir ‘güven ürünü’.

Yeni bir girişimin bu tür güveni tek başına inşa etmesi zor. London’ın çözümü ‘muhasebecilerle stratejik ortaklıklar kurmak’ olmuş. “Bir muhasebeci Gusto’ya güvenirse, o muhasebecinin çalıştığı KOBİ’ler için de bizi güvenilir görmek çok daha kolay” diyor. Çünkü küçük işletmeler için muhasebeciler uzun süredir birlikte çalıştıkları, doğal birer ‘danışman’ ve ‘güven figürü’. Gusto, muhasebecilerle ortak çalışma pratiklerini artırmış, onların KOBİ müşterilerine Gusto’yu önermesini kolaylaştıracak iş akışları ve araçlar geliştirmiş. Bu tür ortaklıklar, Gusto’nun güvenilirlik algısını ve bilinirliğini beraberce yükseltmiş; erken dönemde pazara giriş hızını ciddi biçimde artırmış. London, pazara yerleşmeye çalışan girişimlerin “Bizim güvenimizi kim referans gösterebilir?” sorusunu baştan sorması gerektiğini vurguluyor.

London, müşteri geri bildirimine çok önem veriyor ama ‘aşırı tepki’ vermemek konusunda uyarıyor. Onun yöntemi net: Önce fikir havuzunu geniş tutmak. Mevcut müşterilerden, potansiyel müşterilerden, yatırımcılardan, ekipten farklı görüşleri topluyorlar. Sonrasında bu fikirler yapılandırılarak önceliklendiriliyor. Böylece belli bir müşterinin ya da tekil bir talebin peşinden sürüklenmek yerine, tüm pazarın ihtiyaçlarını gözeten bir ürün yol haritası korunabiliyor. London, başarılı ürün geliştirmeyi “Net bir vizyonu korurken, o vizyonu müşterinin gerçek deneyimleriyle sürekli kalibre etmek” olarak tanımlıyor. Geri bildirim, yönü tamamen değiştiren bir sinyal değil; asıl gidilmek istenen yolu daha ince ayarlarla keskinleştiren bir veri.

Veri analitiği kadar ‘yüzyüze konuşma’ya da önem veren London, müşterilerle karşılaştığında ilk sorusunun genellikle “Son dönemde işler nasıl gidiyor, iyi–kötü tarafları açıkça anlatır mısınız?” olduğunu söylüyor. Bu tür açık uçlu sorular, anket ya da formlarla yakalanması zor ayrıntıları ve duyguları ortaya çıkarıyor. Doğrudan görüşmelerde müşteriler ürünün gizli sıkıntılarını, iç iletişimde yaşanan sorunları, mevcut tedarikçilere karşı duydukları güvensizliği rahatça anlatıyor. London, bu canlı bağlamı ürün iyileştirmede kilit veri olarak kullanıyor. Aynı zamanda bu yoğun diyaloglar, müşteri ilişkisini güçlendirip uzun vadeli bağlılığa da katkı sağlıyor.

Sonuçta London, maaş sisteminin özüne geri dönerek bunun sadece ‘regülasyona uyum’ aracı olmakla kalmaması gerektiğini savunuyor. Ona göre iyi kurgulanmış bir maaş altyapısı, büyüme için bir ‘altyapı katmanı’ haline gelmeli. Maaş verisi doğru kullanıldığında, personel maliyet yapısı çok daha hassas yönetilebiliyor. Dönemsel iş gücü ihtiyacı öngörülebiliyor. Çalışan bağlılığı ve memnuniyeti sayısal olarak analiz edilip iş kararlarına yansıtılabiliyor. London, “Maaşı gerçekten çok iyi yönetirseniz, ondan sonra başka problemleri çözmek için fırsatlar açılıyor” diyerek durumu özetliyor. KOBİ’ler açısından maaş sistemleri çoğu zaman ‘zorunlu bir maliyet kalemi’ gibi görünüyor. Ancak doğru tasarlanıp işletildiğinde, şirketin büyüme stratejisinde ‘kilit kolonlardan biri’ne dönüşebiliyor. London’ın vurguladığı ‘ilk müşteri seçimi’, ‘güven inşası’ ve ‘geri bildirimi yapılandırma’ yaklaşımları, bu ‘büyüme altyapısı olarak maaş sistemi’ vizyonunu hayata geçirmeye dönük temel uygulama adımları niteliğinde.

<Telif hakkı ⓒ TokenPost, yetkisiz çoğaltma ve yeniden dağıtım yasaktır >

Popüler

Yorum 0

Yorum ipuçları

Harika bir makale. Takip talep etme. Mükemmel bir analiz.

0/1000

Yorum ipuçları

Harika bir makale. Takip talep etme. Mükemmel bir analiz.
1