Back to top
  • 공유 Paylaş
  • 인쇄 Yazdır
  • 글자크기 Yazı tipi Boyutu
URL kopyalandı.

Ekonomist Chris Meissner: Küreselleşme Krizleri Aşıyor, Ticaret Savaşları 80 Yıllık Kazancı Silebilir

Ekonomist Chris Meissner: Küreselleşme Krizleri Aşıyor, Ticaret Savaşları 80 Yıllık Kazancı Silebilir / Tokenpost

‘Globalization has repeatedly survived crises and political backlash, emerging as a long‑term “survivor” and even a “winner”.’ UC Davis’ten iktisatçı Chris Meissner(Chris Meissner), son 200 yıla bakarak “kısa vadeli şoklar yaşansa bile uzun vadeli trendin hâlâ entegrasyon ve ticaret artışı lehine çalışması kuvvetle muhtemel” görüşünde.

Buna karşılık, Başkan Trump’ın gümrük tarifeleri dahil ‘ticaret savaşı’ politikalarının sürmesi halinde, onlarca yılda biriken ekonomik kazanımların kısmen geri dönebileceği uyarısı da yapılıyor. Günümüz küresel ekonomisi, arz zincirleri ile sermaye ve emek piyasalarının sıkı bağları sayesinde, ‘de‑coupling(ayrışma)’ gibi basit sloganlarla açıklanamayacak bir yapı haline gelmiş durumda.

Döviz cephesinde ise 3’ü itibarıyla (yerel saatle) 1 ABD doları 1474,90 won seviyesinden işlem görüyor.

Meissner, UC Davis iktisat bölümünde profesör ve aynı zamanda ABD Ulusal Ekonomik Araştırma Bürosu(NBER) araştırmacısı. 1850 sonrasında dünya ekonomisinin bütünleşme sürecini ele alan ‘One from the Many: The Global Economy Since 1850’ kitabının yazarı. Çalışma alanları 19. yüzyıldan günümüze ‘küreselleşme tarihi’, uluslararası ticaret ve finansal krizler. Globalleşmeyi tek tek ülkelerin ‘karne notu’ üzerinden değil, güçlenen karşılıklı bağımlılıklarla işleyen bütünleşik bir sistem olarak okumak gerektiğini uzun süredir savunuyor.

Meissner’e göre ‘küreselleşme’ tekrar tekrar gerileme baskısıyla karşılaşsa da, her defasında yeniden kurgulanarak genişlemeyi başardı. Bunun nedeni, globalleşmenin geniş bir ‘kazananlar’ havuzu yaratmış olması; bu sayede siyasi şoklar çıksa bile, sürecin tamamen geri çevrilmesi zorlaşıyor.

Son 200 yıla ait uzun dönemli veriler, savaşlar, finansal krizler ve korumacılık dalgalarının ticaret ve sermaye hareketlerini dönemsel olarak bastırdığını gösteriyor. Ancak ‘teknolojik yenilik’ ve ‘şirketlerin maliyet baskısı’, küresel bağlantıları her seferinde yeniden inşa eden temel kuvvetler olarak öne çıkıyor. Meissner’in “uzun vadede aşırı bir geri çekilmeyi hayal etmek güç” tespiti, bu tarihsel desenlere dayanıyor.

Bu bakış açısı, piyasalar için de kritik. Globalleşme tökezlediğinde ‘bölgeselleşme’ ya da ‘içe kapanma’ sıkça önerilen alternatifler olsa da, şirketler ve tüketiciler için yüksek ‘fayda’ üreten ağ yapıları farklı formlarla varlığını sürdürme eğiliminde. Yani politika riskleri artsa da, küresel ağın kendi içinde ciddi bir ‘yeniden bağlanma kapasitesi’ bulunuyor.

Bütün bunlara rağmen ‘ticaret savaşları’, küresel ekonominin dayanıklılığını aşındırabilecek temel risk unsurlarından biri. Meissner, mevcut gümrük tarifesi geriliminin uzun sürmesi halinde “onlarca yılın ekonomik ilerlemesinin geri alınabileceğini” belirtiyor. Özellikle Başkan Trump’ın gümrük politikalarının öngörülebilirliği azaltması, şirketlerin sabit sermaye yatırımı ve tedarik zinciri dönüşümü için daha yüksek maliyet üstlenmesine yol açıyor; bu ek yük de zamanla ‘enflasyon’ ve ‘büyüme’ rakamlarına yansıyabiliyor.

Ticaret politikasının riskli olmasının nedeni, yalnızca ‘gümrük oranlarının’ yükselip inmesi değil. Misilleme tarifeleri, ‘tarife dışı engeller’, yatırım sınırlamaları ve teknoloji kontrolleri devreye girdiğinde, sadece ticaret hacmi değil, tüm ekonomiye yayılan bir ‘belirsizlik primi’ oluşuyor. Globalleşme sürecinde inşa edilen ‘ticaret ve yatırım altyapısı’ sarsıldıkça, finansal piyasalardaki dalgalanmanın da büyüme ihtimali artıyor.

Meissner, “80 yıllık ilerleme tersine dönebilir” ifadesiyle, İkinci Dünya Savaşı sonrasında kurulan düzenin ürettiği uluslararası işbölümü ve entegrasyon kazanımlarının, politik çatışmalar sonucu erozyona uğrayabileceği uyarısını yapıyor.

Meissner, küresel ekonomiyi anlamak için kullanılan analitik çerçevenin de değişmesi gerektiğini savunuyor. Ulusal GSYH ya da ikili ‘ticaret dengesi’ gibi göstergeler üzerinden yapılan sade karşılaştırmalar, derinleşmiş ekonomik bağlantıları açıklamakta yetersiz kalıyor.

Onun önerdiği ana kavram ‘karşılıklı bağımlılık’. Emek piyasası, sermaye akımları ve emtia piyasalarında yaşanan değişimler eşzamanlı ve sınır ötesi etki yarattığı için, dünya ekonomisini ‘tek bir bağlı sistem’ gibi ele almak daha isabetli.

Örneğin belirli bir ülkedeki faiz hareketi, önce ‘döviz kurları’ ve ‘sermaye akımları’nı değiştiriyor; bu da üretim maliyetleri ve fiyatlar üzerinden diğer ülkelerin talep yapısını etkiliyor. Bu zincirin gözden kaçtığı senaryolarda, politika etkileri abartılabilir ya da piyasa şokları hafife alınabilir.

Günümüz küresel ekonomisinin öne çıkan niteliği ise ‘karmaşıklık’. Meissner, bugünkü yapının geçmişe kıyasla çok daha karmaşık olduğunu, bunun arkasında ‘dikey uzmanlaşma(vertical specialization)’ ve küresel tedarik zincirlerinin bulunduğunu vurguluyor. Artık tek bir ürün, bileşen üretiminden montaja, lojistikten satışa kadar birçok ülkeyi dolaşan bir hat üzerinden tüketiciye ulaşıyor; dolayısıyla herhangi bir ülkenin politikası, zincir boyunca çok sayıda sektör ve bölgeyi peş peşe etkileyebiliyor.

Bu karmaşıklık, riskleri artırmakla birlikte ‘verimliliği’ de maksimuma çıkararak ekonomik refahı yukarı taşıyan bir itici güç. Bir başka deyişle küreselleşme, sadece ideolojik bir tercih değil; maliyetleri düşürüp ‘üretkenliği’ yükselterek yaşam standartlarını besleyen, fiilen ‘işleyen bir sistem’ olarak görülüyor.

Meissner, ticaret ve entegrasyonu ekonomik yaşam kalitesini artıran ana mekanizma olarak konumlandırıyor. Çünkü ‘uzmanlaşma’ ve ‘ölçek ekonomileri’ böyle bir ortamda daha güçlü çalışıyor. Onun ifadesiyle “ticaret ve entegrasyon, ekonomik refahı iyileştirmenin bir yolu” ve bu çizgiye ters düşen politikalar, kısa vadeli siyasi kazançlar sağlasa bile uzun vadede daha yüksek bir ‘maliyet faturası’ çıkarabiliyor.

Özellikle düşük büyüme dönemlerinde korumacılık, ilk bakışta ‘güvenlik supabı’ gibi sunulsa da, pratikte rekabeti zayıflatıp fiyatları yükselterek tüketicinin yükünü ağırlaştırma eğiliminde. Piyasaların bu tür adımlara duyarlılığının arkasında da bu mekanizma yatıyor.

Tartışmadaki ilginç noktalardan biri, ‘ticaret açığı’na verilen toplumsal tepki. Meissner’e göre dış ticaret açığı, ulusal ölçekte bakıldığında daha yüksek bir huzursuzluk yaratıyor; bunun temelinde de ‘ulusal kimlik’ faktörü var. Aynı açık, eyalet ya da bölge düzeyinde çok daha az dikkat çekerken, ulusal düzeyde ‘yarışta geri kalma’ hissiyle algılanıp hızla siyasi bir fay hattına dönüşebiliyor.

Sonuç olarak ticaret politikası, sadece ekonomik hesaplarla değil, güçlü ‘psikolojik’ ve ‘politik’ etkilerle şekilleniyor. Globalleşme etrafındaki tartışmaların sık sık alevlenmesinin arka planında da bu dinamik bulunuyor.

Meissner, küreselleşmeyi harekete geçiren temel güce geldiğinde, ‘politikadan çok teknoloji’yi öne çıkarıyor. Ulaşım, iletişim ve lojistik alanlarındaki teknolojik ilerleme, şirketlerin işlem maliyetlerini aşağı çekerek ticareti hızlandırdı; hükümetler ise bu akımı bazen destekleyen, bazen sınırlayan bir konumda kaldı.

Bu yüzden ‘gümrük vergileri’ ya da yeni düzenlemeler akışı bir süre yavaşlatsa da, ‘teknolojik gelişmenin’ yarattığı verimlilik baskısını kalıcı biçimde geriye çevirmek güç. Bu bakış, küreselleşmenin neden bu kadar yüksek bir ‘toparlanma kapasitesi’ sergilediğini de açıklıyor.

Öte yandan, ABD‑Çin gerilimi bağlamında sık dile getirilen ‘de‑coupling(ayrışma)’ söyleminin pratikte çok daha girift olduğu vurgulanıyor. Meissner, küresel ticaret sisteminde biriken çıkarların büyüklüğü ve tedarik zincirlerinin derinliği düşünüldüğünde, ‘kopuş’ ilanının fiili olarak kolayca uygulanamayacağına dikkat çekiyor.

Özellikle Çin ile yürüyen işbölümü, sadece nihai ürün ithalatına indirgenemeyecek kadar çok katmanlı: ‘ara malları’, ‘kritik bileşenler’, ‘hammadde’, ‘işleme’ ve ‘lojistik’ halkaları sıkı biçimde iç içe geçmiş durumda. Bu nedenle, hedeflenen siyasi yönelim ile reel sektörün uyum hızı arasında çoğu zaman belirgin bir ‘zamanlama farkı’ oluşabiliyor.

Bu tablo, ticaret politikasının ‘ülke vs ülke’ yaklaşımından sıyrılıp, ‘bağlı bir dünya ekonomisi sistemi’ üzerinde yaratacağı dalga etkileri hesaba katılarak tasarlanması gerektiğini gösteriyor. Meissner’e göre küreselleşmenin seyri de, sloganlardan çok bu karmaşık ‘karşılıklı bağımlılık ağının’ nasıl yönetileceğine bağlı olacak.

<Telif hakkı ⓒ TokenPost, yetkisiz çoğaltma ve yeniden dağıtım yasaktır >

Popüler

Diğer ilgili makaleler

Baş makale

Michael Saylor’dan Bitcoin(BTC) Teminatlı ‘Dijital Kredi’ Hamlesi: Solana(SOL) ve Ethereum(ETH) ile Zincir Üzeri Yapılandırılmış Finans Modeli

Uzmanlardan XRP(Ripple) için 100 Dolar ve Üzeri Tahmini: ‘Fiyat Değil Altyapı Devrimi Tartışılıyor’

Ethereum(ETH) 2.100 doları zorluyor: Spot ETF akışları ve short tasfiyeleri dip sinyali mi?

Yorum 0

Yorum ipuçları

Harika bir makale. Takip talep etme. Mükemmel bir analiz.

0/1000

Yorum ipuçları

Harika bir makale. Takip talep etme. Mükemmel bir analiz.
1