Avrupa Merkez Bankası(ECB) araştırma ekibi, DeFi ekosisteminin temel unsurlarından biri olan DAO’ların(merkeziyetsiz otonom organizasyon) gerçek anlamda ‘merkeziyetsiz’ olup olmadığına dair soru işaretleri ortaya koydu. Çalışmada incelenen başlıca protokollerde, hem ‘token’ dağılımının hem de ‘yönetişim’ gücünün az sayıda cüzdanda toplandığı görüldü. ‘DAO merkeziyetsizliği’, ‘yönetişim token’ları’ ve ‘DeFi protokolleri’ tartışmanın merkezinde yer aldı.
ECB’nin yayımladığı bu rapor, Aave(AAVE), MakerDAO(MKR), Ampleforth(AMPL) ve Uniswap(UNI) protokollerini mercek altına aldı. Araştırma ekibi, 2022 sonu ile 2023 ortası arasında iki farklı tarihteki verileri karşılaştırdı. Bu kapsamda en büyük 100 ‘token’ sahibini ve en çok oy kullanan ilk 20 adresi izledi, toplam 248 yönetişim teklifini analiz etti. Bazı adresler için, bu cüzdanların arkasındaki gerçek kişi ya da kurumları tespit etmeye de çalıştı.
Analiz sonuçlarına göre dört protokolün tamamında, en büyük 100 adres toplam yönetişim ‘token’ arzının en az %80’ini elinde tutuyor. Özellikle Aave(AAVE) ve Uniswap(UNI) tarafında, ilk 5 adres toplam arzın yaklaşık yarısını kontrol ediyor. MakerDAO(MKR) ise yaklaşık %36’lık oran ile görece daha dağınık bir sahiplik yapısı sergiliyor.
Bu yüksek yoğunlaşmanın ‘zaman içinde’ kayda değer biçimde değişmediği belirtildi. 2022 Ekim ve 2023 Mayıs verileri karşılaştırıldığında, dağılımın neredeyse aynı kaldığı görüldü. ‘Merkeziyetsizlik’ iddiasına rağmen, ‘büyük cüzdanlar’ın ağırlığı sabit kalmış durumda ‘yorum’.
Üst sıralardaki adreslerin kimliğini çözmeye yönelik çalışmalarda, önemli bir bölümün protokollerin kendi cüzdanları (vakıf, geliştirici adresleri, hazine hesapları) ile merkezi ve merkeziyetsiz borsalarla bağlantılı olduğu ortaya çıktı. Uniswap(UNI) tarafında toplam UNI arzının %43’ü protokol ilişkili adreslerde tutulurken, Aave(AAVE) ve Ampleforth(AMPL) için sırasıyla %16 ve %19’luk kısmın merkezi borsalarda yoğunlaştığı görüldü.
Binance(BNB), dört protokolün tamamında en büyük borsa adresi olarak öne çıktı ve toplam arzın %2 ila %15’i arasında değişen bir paya sahip oldu. Ancak araştırmacılar, borsalarda görülen bu bakiyelerin ne kadarının ‘borsanın kendi varlığı’, ne kadarının ise ‘müşteri varlığı’ olduğunun kamuya açık verilerle net biçimde ayırt edilemediğinin altını çizdi.
Yönetişim sürecinde asıl gücün ‘delegasyon’ yani ‘oy yetkisi devri’ etrafında toplandığı tespit edildi. Küçük token sahipleri, oy haklarını belirli adreslere devredince, fiili karar gücü az sayıdaki ‘delegede’ toplanıyor. Böylece ‘DAO demokrasi’si, pratikte ‘vekiller üzerinden yönetim’ yapısına dönüşüyor ‘yorum’.
Uniswap(UNI) örneğinde, risk sermayesi şirketi Andreessen Horowitz(a16z) her iki zaman diliminde de en büyük oy kullanıcısı konumundaydı. a16z’ye oy devreden adres sayısı ise 100’den 125’e yükseldi. Aave(AAVE) tarafında ise en büyük oy hakkına doğrudan protokolün akıllı kontratlarının sahip olduğu görüldü.
Toplam 68 önemli oy kullanıcısı incelendiğinde, bunların yaklaşık %30–50’sinin gerçek kimliği tespit edilemedi. Kimliği bilinenler içinde bireysel yatırımcılar %21 ile ilk sırada yer alırken, onları ‘web3 şirketleri’ (%19), üniversiteye bağlı blokzincir toplulukları ve risk sermayesi fonları izledi. Uniswap(UNI) ekosisteminde delegasyon oranı %27 ile en yüksek seviyeye ulaşmış durumda ve en büyük 18 delege, tüm devredilmiş oy hakkının yarıdan fazlasını kontrol ediyor.
İncelenen 248 yönetişim teklifinin içinde, ‘risk parametreleri’ başlığındaki öneriler %28 ile en büyük payı aldı. Bu kapsamda teminat oranı(LTV), tasfiye eşikleri, borçlanma faiz oranları ve borç limitleri gibi finansal istikrarı doğrudan etkileyen ayarlar öne çıktı. Yeni varlık listelenmesine ilişkin teklifler ise %23 payla ikinci sırada yer aldı. Bu dağılım, DAO yönetişiminin sadece operasyonel konulardan ibaret olmadığını, aynı zamanda ‘finansal sistem ayarı’ yapan bir mekanizma haline geldiğini gösteriyor.
ECB’nin çalışması, Avrupa Birliği’nin kripto varlık düzenlemesi MiCA çerçevesindeki ‘tamamen merkeziyetsiz hizmetler’ tartışmasına da doğrudan temas ediyor. MiCA kapsamında ‘tam merkeziyetsiz’ sayılan yapılar çeşitli düzenlemelerin dışında tutulurken, ECB araştırmacıları raporda incelenen protokollerin bu eşiğe ulaşmadığı görüşünü dile getirdi. Yani bu protokoller, düzenleme kapsamı dışında kalacak kadar ‘merkeziyetsiz’ kabul edilmiyor.
Rapor, aynı zamanda potansiyel ‘düzenleme temas noktaları’na ilişkin belirsizliklere de işaret etti. Yönetişim token sahiplerinin, geliştiricilerin ya da merkezi borsaların regülasyon için odak nokta olabileceği daha önce gündeme gelmişti. Ancak fiili güç dağılımının şeffaf olmaması ve zincir üzerindeki verilerden son kararı veren sorumlu tarafı kesin biçimde tespit etmenin zor olması, bu yaklaşımı güçleştiriyor. Araştırma ekibi, “Sadece halka açık zincir verisine bakarak nihai sorumlu tarafı net şekilde belirlemek mümkün değil” değerlendirmesinde bulundu.
ECB, DeFi yönetişiminin genel yapısının, geleneksel şirketlerdeki ‘ortaklık yapısı’na ve ‘oy gücü yoğunlaşması’na oldukça benzediğini savunuyor. Az sayıda büyük oyuncunun karar gücünü elinde toplaması ve genel katılım oranlarının düşük kalması, iki alanın ortak problemi olarak öne çıkıyor. Ancak geleneksel finans tarafında oy hakları, kamuyu aydınlatma ve ‘emanetçi sorumluluğu’ gibi kurumsal koruma mekanizmalarının bulunduğu; DeFi’de ise bu tür ‘düzenleyici ve hukuki güvenlik ağlarının’ büyük ölçüde eksik olduğu belirtiliyor.
Araştırmacılar, gelecekte daha fazla DAO’nun bir tür ‘hukuki kişilik’ kazanmasıyla birlikte, zincir üstü yönetişim kuralları ile mevcut finansal ve kurumsal düzeni birleştiren ‘hibrit modeller’e ihtiyaç duyulabileceğini düşünüyor. Bu bağlamda ‘DAO regülasyonu’, ‘DeFi yönetişimi’ ve ‘merkeziyetsizlik kriterleri’ etrafındaki tartışmaların önümüzdeki dönemde daha da ısınması bekleniyor.
Yorum 0