AI teknolojisinin yaygınlaşmasıyla birlikte kripto para dolandırıcılıkları çok daha sofistike hale gelirken, ‘finansal kontrol’ prensibi yeniden temel savunma hattı olarak öne çıkıyor. Yapay zeka destekli sahtekârlıklar hızla evrilirken, yalnızca ‘tanıma’ becerisine güvenmek yerine, ‘doğrulama’, ‘yetki ayrımı’ ve ‘mutabakat’ gibi geleneksel kontrol mekanizmaları yatırımcı varlıklarını korumanın merkezinde konumlanıyor. Özellikle Bitcoin(BTC) başta olmak üzere dijital varlık piyasalarında işlemlerin geri döndürülemez olması, bu tür kontrollerin önemini daha da artırıyor.
2025 yılı verilerine göre FBI İnternet Suçları Şikayet Merkezi(IC3), siber suç kaynaklı zararların 20,9 milyar dolar(yaklaşık 30 trilyon 9,700 milyar won) seviyesine ulaştığını açıkladı. Bu suçlarda en çok kullanılan ödeme aracı ise ‘kripto para’ oldu. Chainalysis, aynı dönemde yaklaşık 17 milyar dolar(yaklaşık 25 trilyon 1,800 milyar won) tutarındaki fonun kripto para dolandırıcılıklarına aktığını tahmin ediyor. Analize göre yapay zeka kullanan dolandırıcılık şebekeleri, AI kullanmayanlara kıyasla yaklaşık 4,5 kat daha yüksek kârlılık oranına ulaşıyor. Ortalama mağduriyet tutarı da önceki yıla göre 3 kattan fazla artarak 2.764 dolar seviyesine çıktı.
AI, dolandırıcılık yöntemlerinin yapısını da kökten değiştiriyor. Önceden kripto para dolandırıcılıkları daha çok çok sayıda kişiye aynı mesajı gönderen ‘toplu mesaj’ modeline dayanırken, şimdi ise AI sayesinde kişiye özel, ince ayarlı ‘güven temelli dolandırıcılıklar’ yaygınlaşıyor. Gerçek kişilerin sesini taklit eden ‘ses klonlama’, gerçek zamanlı ‘yüz montajı’, büyük dil modelleriyle üretilen ikna edici sohbetler bir araya gelince, dolandırıcıların kendilerini yatırımcının yakını ya da danışmanı gibi göstermesi çok daha kolaylaşıyor.
Chainalysis verileri, bu tür ‘kimlik taklidi’ dolandırıcılıklarının yaklaşık %1.400 oranında arttığını ortaya koyuyor. Özellikle birkaç hafta boyunca ilişki kurup güven kazandıktan sonra yatırım yapmaya ikna eden ‘pig butchering’ yöntemi, tek başına 2025 yılında 7,2 milyar dolar(10 trilyon 6,600 milyar won) tutarında zarara yol açtı. Yapay zeka, bu süreci otomatikleştirerek dolandırıcıların aynı anda çok sayıda kurbanı yönetebilmesini sağlıyor. Buna ek olarak sahte borsaların, uydurma haberlerin ve manipüle edilmiş yatırım yorumlarının üretim maliyeti dramatik biçimde düşmüş durumda. Böylece dolandırıcılık faaliyetlerine giriş bariyeri de belirgin biçimde aşağı inmiş bulunuyor.
Uzmanlar, AI destekli dolandırıcılıkla mücadelede ‘yeni teknoloji’ arayışından ziyade, geleneksel ‘finansal kontrol sistemlerinin’ güçlendirilmesi gerektiğini vurguluyor. Burada en temel prensip ‘çift onay’ kuralı. Yani varlık transferleri ya da işlem onayları için en az iki bağımsız kişinin onayı zorunlu hale getirildiğinde, tek bir kişiyi taklit etmek dolandırıcılar için yeterli olmuyor. Böylece basit bir kimlik sahteciliğiyle büyük meblağların yer değiştirmesinin önü kesilebiliyor.
Bunun yanında ‘harici kanaldan doğrulama’ da kritik önemde. Cüzdan adresi değişikliği veya para transferi talebi gibi işlemler, mutlaka önceden üzerinde mutabık kalınmış ayrı bir kanal üzerinden yeniden teyit edilmeli. ‘Acil’ ya da ‘hemen’ vurgusuyla gelen talepler söz konusu olduğunda ise, tam tersine daha da fazla ek doğrulama yapılması gerektiği ifade ediliyor. Zincir üstü(on-chain) verileri kullanarak gerçekleştirilen ‘bağımsız mutabakat’ süreçleri de önemli bir kontrol katmanı sağlıyor. İşlemleri fiilen gerçekleştiren kişiden ayrı bir ekip ya da mekanizma, düzenli aralıklarla blockchain üzerindeki bakiye ve hareketleri çapraz kontrol ederek şüpheli aktiviteleri erken aşamada tespit edebiliyor.
Ayrıca saklama hizmeti sunan kurumların rezerv kanıtı(proof of reserve) raporları, varlıkların ayrıştırılmış hesaplarda tutulup tutulmadığı, SOC raporları gibi güvenlik denetimleri de yakından incelenmesi gereken başlıklar arasında yer alıyor. Bununla birlikte, dijital varlıkların gerçeğe uygun değer esasıyla muhasebeleştirilmesini öngören ASU 2023-08 gibi yeni düzenlemelerin uygulanıp uygulanmadığı da yatırımcılar açısından önemli bir kontrol noktası olarak gösteriliyor.
Siber güvenlik alanındaki uzmanlar, AI teknolojisinin ‘karar verici aktör’ değil, ‘destekleyici araç’ olarak konumlandırılması gerektiğinin altını çiziyor. ORO(ORO) CEO’su Varun Choudhary(Varun Choudhary), AI’nin cüzdanlardaki anormal hareketleri, kötü niyetli akıllı sözleşmeleri ve kimlik avı(phishing) örüntülerini önceden tespit etmekte son derece faydalı olabileceğini, ancak cüzdan erişim yetkisini doğrudan bu sistemlere vermenin yeni saldırı yüzeyleri yaratabileceği uyarısında bulunuyor.
Choudhary, geleneksel dışa ait hesap(cüzdan) yapısı olan EOA’lardan uzaklaşıp, ERC-4337 ve EIP-7702 tabanlı ‘programlanabilir akıllı hesaplara’ geçişin önemini vurguluyor. Bu sayede hesap seviyesinde otomatik güvenlik kuralları tanımlanabiliyor; işlem desenleri, maruziyet limitleri ve onay koşulları gerçek zamanlı olarak yönetilebiliyor. ‘Gerçek zamanlı güvenlik’ kavramı da bu çerçevede değişim geçiriyor. Sadece olay sonrası müdahale yerine, imza atılmadan önce uyarı üretmek, anormallikleri anında bildirmek ve yüksek riskli işlemlerin onaylanmasını otomatik olarak engellemek gibi ‘proaktif savunma’ yaklaşımları öne çıkıyor.
Sonuç olarak yapay zeka, dolandırıcılık biçimlerini ciddi ölçüde dönüştürse de, altta yatan temel yapı önceki dönemlerden çok da farklı değil. Değişen asıl unsur, maliyetin düşmesi ve operasyon hızının artması. Bu tablo, yatırımcı varlıklarını yöneten taraflara düşen ‘doğrulama sorumluluğunu’ her zamankinden daha ağır hale getiriyor. Dijital varlık ekosisteminde ‘mükemmel kimlik tespiti’ gün geçtikçe daha güç bir hedefe dönüşürken, ‘doğrulanmış süreçler’ ve ‘sağlam kontrol sistemleri’ hâlâ en güvenilir savunma hattı olmayı sürdürüyor.
Yorum 0