ABD 10 yıllık Hazine tahvili faizi, 14 Eylül’de gün içi işlemlerde %5,014’e yükselerek 2023’ten bu yana ilk kez %5 seviyesini aştı. Faiz daha sonra yaklaşık %4,947’ye gerilese de uzun vadeli faizlerde %5’in altında süren eğilim sarsıldı.
Odaily, 10 yıllık tahvil faizinin 700’den fazla işlem günü boyunca %5’in altında kaldıktan sonra yeniden bu seviyeyi aşmasına dikkat çekti. Hareket, yalnızca faiz dalgalanması olarak değil, piyasanın kabul ettiği faiz seviyesinin değişmiş olabileceğine işaret eden bir gelişme olarak değerlendirildi.
10 yıllık tahvil faizi yıl başındaki %4,15 seviyesinden bu yana yaklaşık 85 baz puan yükseldi. Aynı dönemde uzun vadeli tahvil faizlerinin kısa vadeli faizlerden daha hızlı artması, getiri eğrisinde ‘bear steepening’ olarak adlandırılan dikleşmeye yol açtı.
30 yıllık tahvil faizi gün içinde %5,38’e kadar çıkarken, 2 yıllık tahvil faizi %4,628’e hafifçe geriledi. Bunun arka planında, piyasanın kısa vadeli politika faizlerinden çok uzun vadeli enflasyon ve arz risklerine ilişkin endişeleri yansıttığı değerlendirmesi yer aldı.
Faizlerdeki yükselişte enerji fiyatları, enflasyon ve para politikası unsurları birlikte etkili oldu. Suudi Arabistan’daki petrol boru hatlarına yönelik saldırı tehdidi, küresel petrol arzının yaklaşık %4’ünün etkilenebileceği endişesine yol açtı. Brent petrolü varil başına 109 doların (yaklaşık 149.330 Kore wonu) üzerine çıktı.
Ağustos ayı çekirdek enflasyonu %3,4 olarak gerçekleşerek ABD Merkez Bankası’nın (Fed) %2’lik hedefinin oldukça üzerinde kaldı. Petrol fiyatlarındaki yükselişin geçici bir şok olarak mı kalacağı, yoksa şirket maliyetleri ve çekirdek enflasyona mı yayılacağı, hisse senedi piyasalarının seyrini belirleyecek unsurlar arasında gösterildi.
Geçmişte uzun vadeli faizlerin %5’i aşmasının ardından S&P500’ün performansı tutarlı olmadı. Endeks, Temmuz 1966’da altı ay sonra %1,6 gerilerken, Nisan 2006’da %4,7 yükseldi. Ekim 2023’te ise %19,6 artış kaydetti.
10 yıllık tahvil faizi Temmuz 1966’da %5,02’ye çıktığında S&P500, önceki zirvesinden yaklaşık %9 gerilemişti. Endeks kırılmanın ardından yaklaşık iki buçuk ay daha düşerek 7 Ekim’de 73,20 ile dip yaptı. Ancak altı aylık dönemdeki kayıp %1,6 ile sınırlı kaldı.
Nisan 2006’da 10 yıllık tahvil faizi %4,99’a yükseldi ve mayısta %5,11’i gördü. S&P500, nisandaki 1302,17 seviyesinden ekimde 1363,38’e çıktı. Endeks, mayıs ve haziran aylarında yaklaşık %7-8 düzeltme yaşadıktan sonra faizlerin zirve yapıp gerilemesiyle yükselişini yeniden kazandı.
Ekim 2023’te 10 yıllık tahvil faizi %5’in üzerine çıktığında S&P500, 27 Ekim’de 4117,37’ye kadar geriledi. Ardından endeks, Ekim 2023’teki 4258,98 seviyesinden Nisan 2024’te 5095,46’ya yükselerek altı ayda %19,6 arttı.
Üç örneğin ortak noktası, faiz kırılmasının hemen ardından hisse senedi piyasalarında düzeltme görülmesiydi. Düşüş yaklaşık %15 ile 1966’da, %7-8 ile 2006’da ve %4 ile 2023’te gerçekleşti. Toparlanmanın dönüm noktası ise faizlerin %5’i aştığı gün değil, yükselişin hız kestiği dönem sonrasında ortaya çıktı.
Geçmiş istatistiklerin temel mesajı, faiz seviyesinin tek başına hisse senedi piyasalarının yönünü açıklamakta yetersiz olduğudur. 2006 ve 2023’te faiz artışına nominal büyüme ve şirket kârlarındaki genişleme eşlik ederken, 1966’da kredi daralması ve kâr büyümesinde yavaşlama görüldü.
Mevcut faiz artışı dönemi, önde gelen merkez bankalarının sıkılaşma adımlarının aynı zamana denk gelmesi bakımından geçmişten ayrışıyor. Avrupa Merkez Bankası faiz oranlarını artırdı. Japonya Merkez Bankası’nın ek düzenleme ihtimali ve Fed’in eylül toplantısı öncesinde faiz patikasına ilişkin temkinli yaklaşım güçlendi.
Şirket kârlarının büyümeye devam edip etmeyeceği de önemli bir değişken olarak öne çıktı. Faiz artışı kâr iyileşmesiyle birlikte gerçekleşirse hisse senedi piyasaları yüksek faizleri absorbe edebilir. Ancak kâr artışındaki ivme kesilirse değerleme baskısı piyasa genelinde düzeltmeye dönüşebilir.
ABD’deki uzun vadeli faizler, yerli yatırımcılar açısından ABD hisse senetleri ve tahvillerinin yanı sıra Kore wonunun değeri ve yerel piyasalardaki risk iştahı üzerinde etkili olabilecek bir gösterge niteliği taşıyor. Bununla birlikte, yalnızca geçmişteki üç örneğe dayanarak 10 yıllık tahvil faizinin %5’i aşmasının ardından ABD piyasalarının aynı yönde hareket edeceği sonucuna varılamaz.
Yorum 0