Ripple, XRP'nin kayıt dışı menkul kıymet sayılıp sayılmayacağına ilişkin davada temyiz mahkemesinden de zaferle çıktı. Bu kararla birlikte dijital varlıkların menkul kıymet mi yoksa emtia mı olduğu konusundaki belirsizlikte yeni bir ‘hukuki dönüm noktası’ oluşabileceği ifade ediliyor.
Ripple Labs, 2018 yılında açılan toplu davada XRP’yi kayıt dışı menkul kıymet olarak satmakla suçlanmıştı. Davacı Bradley Sostack, şirketin 2017 yılında XRP’nin geniş çaplı dağıtımı da dahil olmak üzere yaptığı satışların, 1933 tarihli Menkul Kıymetler Yasası’nı ihlal ettiğini iddia etmişti. Ancak 2024 Haziran ayında ABD federal mahkemesi, davanın zaman aşımına uğradığı gerekçesiyle davayı reddetti. Bu hafta ise ABD 9. Temyiz Mahkemesi, bu kararı onaylayarak Ripple’ı bir kez daha haklı buldu.
İlk derece mahkemesi, XRP’nin halka ilk sunulduğu tarihin 2013 olduğunu ve ABD menkul kıymet mevzuatına göre dava açılabilecek sürenin 3 yıl öncesinde sona erdiğini belirtti. Mahkeme, 2017 yılındaki XRP dağıtımının ise ‘ayrı bir menkul kıymet arzı’ olarak değerlendirilemeyeceğini ve bu nedenle dava açma süresinin uzatılamayacağını vurguladı.
Sostack tarafı, 2025 Ocak ayında yaptığı temyiz başvurusunda alt mahkemenin değerlendirmesinin hatalı olduğunu savundu. Ancak temyiz mahkemesi bu itirazları reddetti. Mahkeme, davacının ‘ekonomik gerçeklik’ gerekçesiyle dava süresinin esnetilmesi talebini kabul etmedi.
Sonuç olarak, Sostack’ın federal menkul kıymetler yasasının ihlaline ilişkin iddialarının zaman aşımına uğradığı netleşti ve Ripple, ilk derece mahkemesinden sonra temyiz aşamasında da yasal zaferini pekiştirmiş oldu.
Ripple açısından bu karar yalnızca bir davanın kazanılması anlamına gelmiyor. Aynı zamanda dijital varlıklar üzerindeki ‘regülasyon belirsizliklerinin’ çözümüne katkı sağlayabilecek bir dönüm noktası olabilir. Özellikle XRP’nin piyasaya ilk sürüldüğü zaman diliminin kritik bir unsur olarak öne çıkması, gelecekteki kripto para arzları ve ticaretinin nasıl düzenleneceğine dair ‘somut bir yargı içtihadı’ oluşturabilir.
Yorum 0