2026'nın başlarında, küresel finans piyasalarında varlıklara bakış açısı hızla değişiyor. BlockFin Research'in yakın tarihli raporuna göre, yatırımcıların odağı artık büyüme beklentileri ya da enflasyonun devamı gibi konulardan ziyade *kurumsal istikrar* ve *yönetim riskine* kaymış durumda. Özellikle Bitcoin(BTC) ve Ethereum(ETH), son dönemde değerli metallere kıyasla zayıf performans sergilerken, bir varlığın *yapısal bağımsızlığı* ve *ödeme para birimi temeli* gibi unsurların fiyatlar üzerinde belirleyici olduğu vurgulanıyor.
Rapora göre Bitcoin, son bir yıl içinde ‘dijital altın’ anlatısının aksine, *dolar tabanlı türev ürünler* odaklı kaldıraç hareketleriyle fiyatlandı. 2025’in Mart ve Ekim ayları arasında, Bitcoin delta one ürünlerinin açık pozisyonları yaklaşık 46 milyar dolardan 92 milyar doların üzerine çıktı. Bu kaldıraç genişlemesi yükselişi tetikledi ancak beklentiler zayıflayınca düşüş ivmesini de artırdı. BlockFin Research, bu veriler ışığında Bitcoin fiyatının spot arz-talep dengesinden çok dolar bazlı pozisyonlamalarla belirlendiğini belirtiyor.
Ayrıca USDT, USDC gibi stabil kripto paraların yaygınlaşması nedeniyle dolar bazlı kaldıraç mekanizmaları kripto piyasasına hakim olmuş durumda. Bu durum, Bitcoin’i likidite daralması ya da politika belirsizliği anlarında ilk *kaldıraç azaltımı*na (deleverage) maruz kalan varlık haline getiriyor. Bu tür durumlarda piyasada satılan varlıklar gerçek Bitcoin değil, *dolar tabanlı türev ya da kaldıraçlı Bitcoin risk maruziyeti* oluyor. Bu, Bitcoin’in artık salt bir değer saklama aracı olmaktan ziyade, yüksek oynaklığa sahip makroekonomik hassasiyeti yüksek bir varlık gibi işlem gördüğünü gösteriyor.
Buna karşın altın, dolar sistemi dışında konumlanan bir varlık olarak *parasal tarafsızlığını* koruyor. Altının fiyatı büyük ölçüde kaldıraç değil, spot arz-talep ile belirleniyor ve küresel yatırımcılar nezdinde *bağımsız teminat varlığı* olarak görülüyor. Trump yönetimi döneminde artan politika belirsizliği ortamında altın, hala *yurtdışı rezerv para (offshore hard currency)* olarak değer buluyor. Rapor, bu tür *yapısal bağımsızlığın* altına bir prim kazandırdığına dikkat çekiyor.
Ethereum ve gümüşün son performans farkı, bu değerleme paradigmasının nasıl gerçeğe dönüştüğünü ortaya koyuyor. Geçmişte 'dijital gümüş' olarak tanımlanan Ethereum artık tipik bir *dolar bazlı hisse benzeri varlık* olarak değerlendiriliyor. Gümüş ise hala bağımsız bir ‘hard asset’ olma özelliğini koruyor. Bu çerçevede, geçen bir yılda gümüş fiyatı %165,78 artarken, Ethereum %5,01 değer kaybetti. BlockFin Research, bu farkın *yapısal bağımsızlığa verilen piyasa primini* yansıttığını belirtiyor.
Bu tarz bir değerleme değişikliği, ABD tahvil piyasası getiri yapısı ve kripto türev pozisyonlamasına da etki ediyor. ABD 10 yıllık tahvil getirisi %4,2 seviyesinde sabit kalırken, bu oranın altında getiriler sunan kripto varlıklara *yapısal dolar beta indirimi* uygulanıyor. Bitcoin için yıllık beklenen getiri %5,06, Ethereum için ise %3,93 seviyelerine sıkışmış durumda. Uzmanlar Ethereum’un orta-uzun vadeli potansiyelinin devam ettiğini düşünse de, kısa vadede getiriler açısından cazibesinin düşük olduğunu ifade ediyor.
Kripto paralar doğası gereği dijital varlıklar olarak *bağımsız kimliğe* sahip olmalarına rağmen, mevcut makroekonomik koşullar bu özelliği gölgeliyor. Politika yönündeki değişkenlik, ABD finansal sistemiyle olan bağlar ve genel piyasa duyarlılığı kısa vadede bu varlıkların tercih sıralamasını etkiliyor. Ancak BlockFin Research’e göre, likidite tekrar artar ve politika çizgisi netleşirse, kripto paralar fiyat açısından toparlanma potansiyeli gösterebilir. Şimdilik yatırımcılar performans beklentisinden çok, *varlık kategorisi* ve birbirleriyle olan bağlantılara odaklanıyor.
2026’nın başlarında piyasadaki genel algı, kripto paraların başarısız olduğu değil, sadece *mevcut ortamda bağımsız varlık olarak konumlarını geçici olarak kaybettikleri* yönünde. Şu anda piyasada en yüksek primi kazanan varlıklar altın ve gümüş. Bu ise tamamen *yapısal bağımsızlığa* verilen önemden kaynaklanıyor. BlockFin Research bu eğilimin bir süre daha devam edeceğini öngörüyor.
Yorum 0