Back to top
  • 공유 Paylaş
  • 인쇄 Yazdır
  • 글자크기 Yazı tipi Boyutu
URL kopyalandı.

Telegram Kurucusu Pavel Durov: Kripto Piyasasında Gerçek Özgürlük Korku, Açgözlülük ve Algoritmalara Direnmekle Başlıyor

Telegram Kurucusu Pavel Durov: Kripto Piyasasında Gerçek Özgürlük Korku, Açgözlülük ve Algoritmalara Direnmekle Başlıyor / Tokenpost

텔graf kurucusu Pavel Durov, insan özgürlüğünü tehdit eden asıl faktörlerin ‘korku’, ‘arzu’ ve dijital çağın aşırı bağlantılı yapısı olduğunu vurguladı. Durov’a göre gerçek özgürlük ve ‘odaklanma’, ölüm korkusuyla yüzleşip, alkol, akıllı telefon ve algoritmik içerik akışlarının cazibesinden bilinçli olarak uzaklaşmayı gerektiriyor.

Röportajında Durov, bireysel özgürlüğün önündeki en büyük engelin devletler veya yasalar değil, insanın kendi iç dünyasındaki duygular olduğunu söyledi. Özellikle ‘korku’ ve ‘açgözlülük’ yönetilmediğinde tüm hayatı kontrol altına alıyor ve insanları alkol gibi geçici kaçış araçlarına bağımlı hale getiriyor. Ona göre kişi, uzun vadede ‘rekabet gücü’ kazanmak ve topluma gerçekten katkı sağlamak istiyorsa, hem bilgi tüketimini hem de ‘teknoloji kullanım alışkanlıklarını’ kendi kurallarıyla yeniden tasarlamak zorunda.

Durov’un ‘özgürlük’ tanımında en büyük tehdit, dış baskıdan çok psikoloji. “Özgürlüğün en büyük düşmanı korku ve açgözlülüktür, bu ikisinin yolunuza çıkmasına izin vermemelisiniz” diyor. Bu bakış açısı, piyasa korkusu, açgözlülük ve sürü psikolojisine aşırı duyarlı ‘kripto yatırımcıları’ için de doğrudan geçerli. Ona göre gerçek özgürlük, sadece ‘sistem’ değişikliğiyle gelmiyor; insanın kendi ‘değerler setini’ dış beklenti ve baskılardan koruyabilmesi ve kararlarını duygulara değil ‘ilkelere’ göre verebilmesi kritik. Böyle bir ‘zihinsel ve felsefi zemin’ olmadan herkes, kalabalıkların hareketine, algoritmaların yönlendirmesine ve kısa vadeli ödül mekanizmalarına kolayca kapılabilir ‘yorum’.

Durov, ‘ölüm korkusunu’ bastırmak yerine doğrudan yüzleşmek gerektiğini savunuyor. “Hayatınız boyunca ölüm korkusu içinde mi yaşayacaksınız, yoksa bu korkuya teslim olmadan yaşayabilmenin bir yolunu mu bulacaksınız, kendinize sormalısınız” diyor. Ona göre ölümün kaçınılmazlığını kabul etmek, yaşam kalitesini düşürmek yerine artırıyor. Çünkü bu kabulleniş, ‘iş’, ‘ilişkiler’ ve ‘zaman’ kullanımında öncelikleri netleştiriyor; ‘başkalarının beklediği hayat’ yerine ‘kendisinin ikna olduğu bir hayatı’ ölçü haline getiriyor. Bu düşünce çerçevesi, özellikle kısa vadeli fiyat hareketlerine kolayca savrulan ‘kripto piyasa’ katılımcılarının, ‘uzun vadeli perspektif’ ve ‘risk toleransı’ oluşturmasında da önemli bir zihinsel araç olarak öne çıkıyor.

Alkole bakışı ise son derece sert. Durov, alkolü sıradan bir sosyalleşme aracı değil, ‘beyin fonksiyonlarını kemiren zehir’ olarak tanımlıyor. Anlattığına göre alkol alındığı anda ‘beyin hücreleri’ geçici olarak felç oluyor, insanı adeta ‘zombi benzeri’ bir duruma sokuyor ve eğlence bittikten sonra bazı hücreler kalıcı olarak ölüyor, eski haline dönemiyor. Bu biyolojik etkinin sonucu olarak ‘hafıza’, ‘konsantrasyon’ ve ‘karar verme becerisi’ zamanla zayıflıyor. Durov, özellikle ‘girişimciler’, ‘yazılımcılar’ ve ‘traderlar’ gibi yüksek bilişsel performansa dayanan mesleklerde çalışanların, alkolün uzun vadeli ‘bilişsel maliyetini’ hafife almaması gerektiğini vurguluyor. Kısa vadeli sosyal rahatlık uğruna, uzun vadeli ‘beyin sermayesini’ tüketen bir seçimden söz ediyor.

Durov, sosyal ortamlarda bile ‘çoğunluktan farklı davranmaktan’ çekinmemek gerektiğini söylüyor. “Her şeyden önce karşıt görüşten korkmayın ve kendi kurallarınızı koyun” ifadesiyle, ‘kitleye uyma baskısına’ teslim olmamayı öneriyor. Etrafınızdaki herkes içki içiyor diye aynı şeyi yapmak zorunda olmadığınızı, kişinin kendi ‘bedeni ve zihni’ için bir tür ‘kullanım şartları’ belirleyip buna sadık kalmasının kritik olduğunu savunuyor. Bu yaklaşım sadece ‘alkolden uzak durmak’ anlamına gelmiyor. Yatırım kararlarından kariyer yoluna, bilgi tüketiminden günlük alışkanlıklara kadar her alanda geçerli bir ilke. Herkesin aldığı aynı ‘coin’i almak, herkesin kullandığı aynı uygulamalara teslim olmak, herkesin inandığı aynı ‘hikâyeleri’ sorgusuz kabul etmek, Durov’a göre kişisel ‘rekabet üstünlüğünü’ ortadan kaldırıyor. Vurguladığı nokta, ‘gözlemciye göre hareket etmek’ değil, güçlü bir ‘öz farkındalık’ temelinde seçim yapmak.

Bağımlılığın kökenindeyse yine ‘korkuyu’ görüyor. Ona göre pek çok insan, ‘alkol’ ve ‘çeşitli maddeleri’ olduğu kadar, ‘sosyal medyayı’ ve hatta anlık ‘fiyat grafiklerini’ bile, mevcut yaşamından kaçmak için kullanılan “geçici sığınaklar” haline getiriyor. Yüzeydeki gerekçeler farklı görünse de, derine inildiğinde her zaman ‘kaygı’ ve ‘korku’ yatıyor. Gerçek çözüm ise sadece ‘kaçış araçlarını’ azaltmak değil. Durov, insanı bu kaçışlara sürükleyen ‘temel sorunların’ tanımlanması ve doğrudan ele alınması gerektiğini savunuyor. İlişkiler, iş, sağlık, finans gibi yaşam alanlarında insanın tam olarak neyden korktuğunu dürüstçe görmediği sürece, hangi ‘yerine koyma’ yöntemini denerse denesin bağımlılık döngüsünün biçim değiştirerek tekrar edeceği uyarısında bulunuyor.

Durov, ‘uyum’ eğilimini de başarı ve büyümenin önündeki büyük tuzaklardan biri olarak tanımlıyor. “Etrafınızdaki herkesle aynı şeyleri yapıyorsanız, hiçbir rekabet üstünlüğünüz yok” diyor. Bu mesaj, sadece kariyer için değil; proje seçimi, yatırım stratejisi, girişim fikri ve araştırma alanı belirlerken de ‘farklılaşmış bir rota’ çizmenin gerekliliğine işaret ediyor. Onun tarif ettiği ‘rekabet gücü’, sadece ‘alışılmışın dışında olmak’ anlamına gelmiyor. Piyasa yapısını, ‘teknoloji trendlerini’ ve ‘düzenleyici ortamı’ okuyup kendi gireceğiniz ‘nişi’ bulmak, ardından o alana uzun süreli, derin bir ‘odak’ yatırımı yapmakla ilgili. Durov’a göre ancak ‘farklı zamanlar geçirip’, ‘farklı bilgiler tüketip’ ve ‘farklı şekilde düşünebilen’ insanlar anlamlı sonuçlar üretebiliyor.

Bu noktada ‘niş alan seçimi’ ve ‘bilgi kürasyonu’ kritik hale geliyor. Durov, ‘ustalık’ ve ‘öne çıkma’ için kişinin kendi ‘niş alanını’ ve buna uygun ‘bilgi ekosistemini’ kurması gerektiğini vurguluyor. “Yapay zekâ destekli algoritmik akışların size önemli diye dayattığı içeriklere kendinizi bırakmamalısınız” diyen Durov, belirli bir alan seçip, o alana dair ‘yüksek kaliteli bilgi kaynaklarını’ filtreleyerek, bilgiyi pasifçe değil aktif biçimde takip etmeyi öneriyor. Bu yaklaşım, özellikle ‘kripto yatırımcıları’ ve ‘inşa edenler’ için önemli. Öneri algoritmaları ve sosyal medya akışları, genellikle kısa vadeli gündemler, ‘meme tokenlar’ ve abartılı kazanç hikâyeleriyle dolu. Oysa gerçek ‘rekabet gücü’ çoğu kez ‘konsensüs mekanizmaları’, ‘güvenlik’, ‘regülasyon’, ‘yönetişim’ ve ‘altyapı’ seviyesindeki değişikliklerle şekilleniyor. Durov’un önerisi, ‘akışta karşınıza çıkanları’ değil, ‘bizzat tanımladığınız soruları’ merkeze alarak bilgi aramanın, uzun vadede büyük fark yaratacağı yönünde.

Akıllı telefonlar konusunda da net bir şekilde şüpheci. Durov, “Telefon zorunlu bir cihaz değil” diyerek, bu cihazların kullanıcının dikkatini sürekli çalan ve ‘neye bakması gerektiğini’ dikte eden araçlara dönüştüğünü savunuyor. ‘Bildirimler’, ‘akışlar’ ve ‘mesajlar’ kesintisiz bir bombardımana dönüşmüş durumda ve bu ortamda kendi gündeminizi belirleyip derin odak geliştirmek neredeyse imkânsız hale geliyor. Durov’un bakışında ‘akıllı telefon’, bir yandan bilgiye açılan kapı, diğer yandan ise bir ‘dikkat yakma makinesi’. İş, eğitim, araştırma ve üretim gibi alanların tamamı derin ‘odaklanma’ gerektirirken, parmak ucuyla açılabilen uygulamalar bu odağı belirli aralıklarla sürekli bölüyor. 7/24 açık olan ‘kripto piyasası’ gibi alanlarda, her an her yerden erişilebilen cihazların üretkenlik üzerindeki ‘gizli maliyeti’ daha da büyüyor.

Durov, ‘mutluluk’, ‘üretkenlik’ ve ‘toplumsal katkı’ için ‘sessiz zaman’ı vazgeçilmez görüyor. Ona göre insan, zihnini sakinleştirip, “Başımın içine hangi fikirlerin girmesine izin vereceğim?” sorusuna kendisi karar vermeli. Böyle ‘arındırılmış bir zihin durumu’ olmadan topluma anlamlı bir katkı sunmak zor. Bu ‘sessiz zaman’, pasif bir dinlenmeden çok daha fazlası; ‘derin düşünme’ ve ‘tasarım’ süreci. Hangi problemi çözeceğinizi, vaktinizi nereye harcayacağınızı, ne inşa edeceğinizi, hangi riskleri alacağınızı kendi kendinize sorup cevapladığınız anlar bunlar. Sürekli çalan ‘fiyat alarmları’ ve ‘haber bildirimleri’ olan bir ortamda bu ‘soru sorma kası’ giderek zayıflıyor. Durov, bu gidişatı tersine çevirmek gerektiğini savunuyor.

Son olarak Durov, “Daha çok bağlantı, daha kolay erişilebilirlik, paradoksal biçimde daha düşük üretkenlik getiriyor” diyor. Mesajlaşma uygulamaları, e-posta, aramalar ve toplantı isteklerine her an yanıt verebilir durumda olmak, dışarıdan bakıldığında ‘meşgul ve önemli’ görünse de, gerçekte kişinin ‘zaman’ ve ‘enerjisini’ başkalarının taleplerine devretmesi anlamına geliyor. Yüksek üretkenlik için Durov, ‘bilinçli kopuş’ ve ‘sınır çizme’ çağrısı yapıyor: Yanıt verilebilir zamanları sınırlamak, ‘bildirim istilasını’ azaltmak ve düşünme, üretim, araştırma ve geliştirme için ‘blok halinde odak zamanları’ takvime sabitlemek. Hız ve gürültünün yoğun olduğu ‘kripto ekosistemi’ gibi alanlarda, bu tür ‘bağlantısız dilimleri’ bilinçli olarak yaratan bireylerin, uzun vadede daha büyük başarı şansına sahip olacağını öne sürüyor.

Özetle Durov’un mesajı, teknoloji, servet ve sınırların ötesinde, daha ‘temel bir özgürlük’ taslağı sunuyor. ‘Korku’ ve ‘açgözlülüğünü’ yönetebilen, ‘alkol’, ‘cihazlar’ ve ‘algoritmik akışlara’ bağımlı yaşamaktan vazgeçen ve ‘sessiz zaman’ içinde kendi ‘nişini’ ve ‘bilgi ekosistemini’ inşa eden insanların, ‘aşırı bağlantılı’ çağda bile gerçek ‘özgürlük’ ve ‘rekabet gücünü’ koruyabileceğini savunuyor. Bu yaklaşım, özellikle sürekli dalgalanan ‘kripto piyasalarında’ uzun vadeli düşünmek, panik ve açgözlülüğü kontrol altına almak ve ‘kalıcı avantaj’ yaratmak isteyenler için dikkat çekici bir zihinsel kılavuz niteliği taşıyor.

<Telif hakkı ⓒ TokenPost, yetkisiz çoğaltma ve yeniden dağıtım yasaktır >

Popüler

Diğer ilgili makaleler

Yorum 0

Yorum ipuçları

Harika bir makale. Takip talep etme. Mükemmel bir analiz.

0/1000

Yorum ipuçları

Harika bir makale. Takip talep etme. Mükemmel bir analiz.
1