ABD Merkez Bankası(Fed)’nin piyasaların beklediğinden daha hızlı ve ‘agresif’ bir faiz indirim döngüsüne girebileceği iddia ediliyor. Özellikle *enflasyon* tarafında başlayan yavaşlamanın önümüzdeki yıllarda hızlanması beklenirken, Fed’in ‘gecikmeli veriler’e aşırı odaklanması halinde, politika etkisindeki zaman farkı yüzünden ciddi bir ‘yanlış hesap’ riski doğabileceği vurgulanıyor. ‘Siyasi baskı’nın Fed karar mekanizmasına daha fazla sızması halinde ise büyüme, enflasyon ve *varlık piyasaları*nda kalıcı *bozulma*lar yaşanabileceği uyarısı öne çıkıyor.
Kanadalı makroekonomi uzmanı *David Rosenberg*, yakın tarihli bir röportajında Fed’in politika rotasını ve ABD ekonomisindeki yapısal değişimi değerlendirirken, “Fed’in, şu an piyasaların fiyatladığından çok daha *sert* faiz indirimlerine gitme ihtimali yüksek” dedi. Rosenberg, daha önce Merrill Lynch New York ofisinde Kuzey Amerika başekonomisti, ardından Gluskin Sheff’te başekonomist olarak görev yaptı; 2020’den bu yana ise Rosenberg Research’ün kurucusu ve başekonomisti. Uzman, *siyasi faktörler*, *zayıflayan işgücü piyasası*, *düşen kira fiyatları* ve *gümrük tarifesi etkisinin ortadan kalkması* gibi unsurları birlikte ele aldığında, 2025–2026 döneminde belirgin bir ‘*disenflasyon*’ sürecine girileceğini öngörüyor.
Rosenberg, ilk risk başlığı olarak ‘*siyasetin Fed’e müdahalesi*’ni işaret ediyor. Ona göre bugün gelinen noktada “siyasi etkiler, Fed’i büyük politika hatalarına sürükleyebilecek kadar güçlü.” Fed başkanı ve yönetim kurulunun atanma süreçleri ile para politikasının genel yönüne ilişkin Beyaz Saray ve Kongre baskısının arttığını belirten Rosenberg, bu baskı alanı büyüdükçe merkez bankasının bağımsızlığının aşındığını, bunun da ekonomiyi gereğinden fazla ‘gazlayan’ ya da tam tersi, gereksiz yere boğan kararlara yol açabileceğini savunuyor. Yakın dönemde üst düzey Fed pozisyonları için öne çıkan bazı isimlerin siyasi tepkiler nedeniyle geri çekilmek zorunda kaldığına dikkat çeken ekonomist, “Fed’in üst yönetim atamaları bile artık büyük ölçüde siyasi pazarlıklara bağlı” diyor. Yorum: Burada kast edilen, Fed’in karar kalitesini bozan yapısal bir siyasileşme eğilimi.
Ona göre para politikası kararları, *enflasyon* ve *büyüme* hedeflerinden uzaklaşıp ‘seçim takvimi’ ve ‘kısa vadeli popülarite’ hesaplarına bağlandığında, kaçınılmaz olarak uzun vadede çok daha ağır bedeller doğuyor. Rosenberg, “Merkez bankası kararları siyasetten bağımsız olmalı; siyasi etki derinleştikçe, politika hatası ihtimali katlanarak büyür” sözleriyle bu tehlikeyi özetliyor.
Fed’in bundan sonraki hamleleri konusunda ise Rosenberg, “Veriler Fed’i hareket ettirecek; ama o veriler, piyasaların bugün fiyatladığından çok daha agresif bir faiz indirimini zorunlu kılacak” görüşünde. Bugün *vadeli işlemler* ve *tahvil piyasaları*, kademeli ve sınırlı bir indirim patikası bekliyor. Ancak Rosenberg’e göre işgücü piyasasındaki soğuma, tüketimdeki fren ve şirket yatırımlarındaki kesintiler derinleştikçe, Fed “gecikmeli” bir şekilde ama hızlı ve büyük oranlı indirimlere gitmek zorunda kalabilir. O, manşet büyüme ve işsizlik rakamlarının hâlâ dayanıklı göründüğünü, fakat detay göstergelerde ekonominin zirveyi geride bırakıp *daralma* evresine girdiğine dair işaretlerin çoğaldığını söylüyor. “Piyasalar, bu yavaşlama hızını fiyatlarına tam yansıtmış değil” ifadesiyle de mevcut fiyatlamayı yetersiz bulduğunu ekliyor.
Rosenberg’in en sert uyarılarından biri, *gecikmeli veriler*le politika yapmanın riski üzerine. Ona göre Fed, “enflasyonu nihayet kontrol altına aldık” dediği ana geldiğinde, reel ekonomide çoktan ciddi hasar birikmiş olacak. Böyle bir senaryoda Fed’in, beklenenden çok daha büyük miktarda faiz indirimi ve likidite desteği ile karşılık vermesi gerekecek; bu da *tahvil*, *hisse senedi* ve *kripto para* dahil tüm riskli varlık sınıflarında büyük dalgalanmalara kapı aralayabilecek bir gelişme.
Rosenberg, bu noktada Fed’in kendisini ‘*veri odaklı(data dependent)*’ diye tanımlamasını da sorunlu buluyor. Ona göre bugün açıklanan enflasyon ve istihdam rakamlarının tamamı, aslında “geçmişe ait” ve bugünden en az birkaç ay öncesinin *para* ve *maliye politikası* koşullarını yansıtıyor. Politikaların tam etkisi ise genellikle en az bir yıl sonra hissediliyor. Bu yüzden Rosenberg, Fed’in “geçmişe değil, *tahminlere(forecast)* daha fazla ağırlık veren” bir çerçeveye geçmesi gerektiğini savunuyor. Yorum: Burada ‘forecast dependent’ yaklaşım, ileriye dönük modellemeyi esas alan, daha proaktif bir politika dizaynını ifade ediyor.
Rosenberg’e göre “politika gecikmesini” hesaba kattığımızda, Fed bugün itibarıyla zaten yeterince ‘frene basmış’ olabilir. Bu noktada hâlâ geçmiş verilere bakarak sıkı duruşu sürdürmek, 1–2 yıl içinde ‘gereğinden derin bir durgunluk’ ile sonuçlanabilir. Bunun yerine, *orta–uzun vadeli* enflasyon ve büyüme projeksiyonlarının daha hassas şekilde modellenmesi ve bu modellere dayanarak ‘ön alıcı ve esnek’ bir politika izlenmesi gerektiğini belirtiyor.
Fed’in kararlarının piyasaya ve reel ekonomiye yansıması konusundaki en kritik başlıklardan biri de *zaman gecikmesi*. Rosenberg, merkez bankası hamlelerinin finansal piyasalara neredeyse anında yansımasına karşın, istihdam, yatırım ve tüketim üzerindeki asıl etkinin çoğu zaman bir yılı aşkın sürede ortaya çıktığını hatırlatıyor. 2023–2024 döneminde yapılan seri faiz artırımlarının, 2025 sonrasında *işten çıkarmalar*, *yatırım ertelemeleri* ve *tüketim daralması* olarak birikimli biçimde görünebileceğini, fakat Fed’in hala “bugünkü enflasyon kaç?” sorusuna odaklı hareket ettiğini söylüyor. Bu yaklaşımın, sürekli olarak “fazla geç fren, fazla geç gaz” döngüsü yarattığını ve konjonktürel dalgalanmaları büyüttüğünü düşünüyor.
İşgücü piyasası tarafında da Rosenberg, ‘yüzey’ ile ‘derinlik’ arasında ciddi fark olduğuna dikkat çekiyor. Son dönemde istihdam artışındaki yavaşlama, *işsizlik maaşı başvurularındaki* artış ve *iş ilanı sayısındaki* azalmayı işaret ederek, bugün yaşanan ‘soğumanın’ arz değil, talep kaynaklı olduğunun altını çiziyor. Yani “çalışacak insan bulunamadığı için değil, şirketler yeni personel almak istemediği için” istihdam temposu düşüyor. Bu da hem *ücret artışı* baskısını azaltıyor hem de enflasyonu yukarı iten ücret–istihdam kaynaklı faktörlerin çözülmeye başladığını gösteriyor. Rosenberg’e göre bu tablo, bir yandan Fed için *enflasyonun gevşemesi* anlamına gelse de, diğer yandan ekonominin aşağı yönlü bir döngüye girdiğine dair erken uyarı niteliği taşıyor.
Enflasyon görünümü konusunda ise Rosenberg oldukça iyimser. Birçok piyasa oyuncusunun hâlâ ‘kalıcı yüksek enflasyon’ senaryosuna odaklandığını belirten ekonomist, “muhtemelen daha 2. çeyrek içinde bile, hedefin üzerine çıkmış olan enflasyonun yeniden hedef banda geri döndüğünü görebiliriz” diyor. *Mal fiyatları*ndaki sakinleşme, *tedarik zinciri*nin normalleşmesi, *ücret artış hızının* düşmesi ve en önemlisi *kira fiyatlarındaki* geri çekilmeyi bu görüşüne temel olarak gösteriyor. Buna ek olarak, geçmiş dönemdeki faiz artırımlarının yarattığı *deflasyonist* etkinin de önümüzdeki dönemde istatistiklere daha net yansıyacağını belirtiyor. Ona göre enflasyon hedefe yaklaştığı anda Fed, yüksek faizleri savunmakta zorlanacak ve “tam ölçekli bir faiz indirim döngüsü” başlatmak için gerekçeyi bulmuş olacak. Bu da sadece tahviller için değil, *hisse* ve *kripto* piyasaları için de kilit bir dönüm noktası.
Rosenberg’in en dikkat çekici öngörüsü ise 2026’ya ilişkin. Uzman, “Piyasaları 2026’da şaşırtacak olan şey ‘enflasyonun yeniden sıçraması’ değil, ne kadar derin ve güçlü bir *disenflasyon* ile karşılaşacağımız olacak” diyor. Yüksek faiz ve artan maliyet koşullarının birkaç yıl boyunca kümülatif şekilde tüketim, yatırım ve istihdam üzerinde baskı oluşturması halinde, *talep yetersizliğinden* kaynaklanan güçlü bir aşağı yönlü enflasyon baskısı ortaya çıkabileceğini savunuyor. Buna *teknolojik ilerleme*, *verimlilik artışı* ve *e-ticaretin* yaygınlaşmasının getirdiği rekabet baskısı gibi yapısal faktörleri de ekliyor. Rosenberg, birkaç yıl sonra tartışmanın “enflasyon gerçekten kontrol altına alındı mı?” değil, “büyümeyi boğmadan çok düşük enflasyonla nasıl başa çıkılır?” başlığına kayabileceğini düşünüyor. Yorum: Bu yaklaşım, orta vadede ‘reflasyon’ yerine ‘düşük enflasyon–düşük büyüme’ ikilemi riskine işaret ediyor.
Enflasyon seyrini etkileyen bileşenler içinde Rosenberg’in özellikle odaklandığı iki kalem ise *kira* ve *gümrük vergileri*. Ona göre *piyasa kiraları* zaten eksi bölgeye, yani net düşüşe geçmiş durumda; ancak bu hareketin *TÜFE(CPI)* istatistiklerine yansıması ciddi bir gecikmeyle oluyor. Bu nedenle “negatif kira etkisinin”, zaman içinde CPI’ı giderek daha aşağı çekeceğini savunuyor. Gümrük vergileri tarafında ise, yakın dönemde uygulamaya giren tarife artışlarının ilk aşamada fiyatları yukarı itebileceğini ama baz etkisi devreye girdikçe enflasyon oranı üzerindeki etkisinin zayıflayıp, nihayetinde *enflasyon yavaşlamasına* katkı sağlayabileceğini belirtiyor. Özellikle kira gibi hizmet enflasyonu bileşenlerinin ABD CPI sepetinde büyük ağırlığa sahip olduğuna vurgu yapan Rosenberg, bu kalemlerin yön değiştirmesinin genel enflasyon patikası üzerinde belirleyici olacağını söylüyor.
Makro tabloya ek olarak, Rosenberg ABD ekonomisi ve sermaye piyasalarında belirgin bir ‘*çifte yapı*’ gördüğünü ifade ediyor. S&P500 endeksi tarihi zirve seviyelerinde dolaşsa da, endeks içindeki şirketlerin yaklaşık %40’ının yıl başından bu yana yükseliş gösteremediğini hatırlatıyor. Yani, endeksi yukarı taşıyan sınırlı sayıdaki *büyük teknoloji ve büyüme hissesi*, tabloyu olduğundan daha parlak gösteriyor. Diğer yanda, birçok hisse hâlâ eski zirvelerini yakalamakta zorlanıyor veya net olarak düşüş trendinde. Reel ekonomi tarafında da benzer bir ‘*dengesiz toparlanma*’ söz konusu: dijital, platform ve yarı iletken gibi alanlar güçlü kârlılık ve yatırım döngüsü içindeyken, geleneksel imalat, fiziksel hizmetler ve KOBİ segmentinde sermaye harcamaları ve istihdamda durağanlık hatta geri çekilme işaretleri görülüyor.
Hisse piyasasında gözlenen bir diğer önemli olgu da, Rosenberg’in ‘*divergence*’ (ayrışma/bozulma) olarak adlandırdığı yapı. Endeksler yeni zirveler yaparken, bu zirvelere katkı veren hisse sayısının azalması; değer ve küçük ölçekli hisselerin, geleneksel sanayi sektörleriyle birlikte geride kalması, tipik bir ‘döngünün son evresi’ görünümü çiziyor. Fed’in beklenenden daha agresif bir faiz indirimi yoluna gitmesi halinde, geçmiş dönemde göz ardı edilen *döngüsel* ve *değer* hisselerinin görece daha güçlü toparlanma gösterebileceği, buna karşılık beklentileri fazlasıyla fiyatlarına yansıtmış bazı büyüme hisselerinde ise düzeltme riskinin artabileceği yorumunu yapıyor. Yorum: Buradan, portföy dağılımında ‘dar bir gruba yoğunlaşma’ riskine karşı uyarı çıktığı söylenebilir.
Genel olarak Rosenberg’in analizi, tek bir merkez mesajda birleşiyor: Fed, *gecikmiş veriler*e fazla bağlı kaldıkça ve *siyasi baskı*lara daha açık hale geldikçe, halihazırda başlamış olan *enflasyon yavaşlaması* ve *ekonomik kutuplaşma* gerçeğini zamanında politika setine yansıtamayabilir. Bu da ileride daha sert faiz indirimleri, daha dalgalı finansal koşullar ve daha büyük *politika hataları* anlamına gelebilir. Buna karşılık, önümüzdeki birkaç yılda enflasyonun piyasaların beklediğinden daha hızlı şekilde sakinleşme olasılığı yüksek görülüyor. Bu süreçte oluşacak *faiz indirimi* ve *likidite* dinamikleri, finansal piyasalara hem yeni riskler hem de önemli fırsatlar getirebilir. Yatırımcıların ve politika yapıcıların, ‘geçmişte ne olduğuna değil, *ileride ne olabileceğine*’ odaklanan bir bakış açısı geliştirmesi gerektiği mesajı öne çıkıyor.
Yorum 0