Kripto piyasası, İran çevresinde tırmanan savaş gerilimiyle yeniden ‘makro baskı’ altına girdi. Trader’lar, en kötü senaryo olarak görülen ‘Hürmüz Boğazı’nın kapanması’ olasılığını fiyatlamaya başlayınca, piyasalarda ‘volatilite’ sert biçimde arttı. Boğazın kapanması durumunda *petrol fiyatı* yükselecek, petrol şoku *enflasyonu* yeniden körükleyecek ve bu da *Fed’i* ‘yüksek faizlerin uzun süre korunması’ çizgisine itebilecek. Piyasanın ana görüşü, bu süreçte *Bitcoin(BTC)* için de ‘istisna’ beklenmemesi yönünde.
Kripto varlıklar zaman zaman jeopolitik risk dönemlerinde ‘sermaye kaçışı’ akımlarından kısmi fayda sağlıyor olsa da, mevcut tabloda büyük resim ‘risk-off’ moduna işaret ediyor. *Bitcoin(BTC)*, ‘dijital altın’ anlatısına rağmen bu kez bağımsız bir rota çizmekten çok, hisse senetleri gibi geleneksel *riskli varlıklarla* daha sıkı korelasyon gösteriyor. Enerji şokunun somutlaşması halinde piyasadaki ilk tepkinin kriptoya toplu rotasyon değil, genel bir *deleveraging* yani kaldıraç azaltımı olacağı görüşü öne çıkıyor.
İran’daki gelişmelere ilişkin haber akışının hızlanmasının hemen ardından kripto piyasasının ilk reaksiyonu ‘kaos’ şeklinde oldu. CoinGlass verilerine göre, İran Devrim Muhafızları’nın(IRGC) ‘Operation True Promise 4’ hamlesine dair haberlerin yayılmasının ardından yaklaşık 4 saat içinde toplam 128 milyon dolar tutarında kaldıraçlı pozisyon tasfiye edildi. Bu tasfiyelerin yaklaşık %80’i long(alış) yönlü pozisyonlarda gerçekleşti; bu da kaldıraçlı alım tarafının hızla çözülerek pozisyon kapattığına işaret ediyor.
*Bitcoin(BTC)*, manşet haberlerin ardından 63 bin dolar bandına kadar geri çekildi, daha sonra ek bilgi akışıyla birlikte tepki yükselişi yaşandı. Ancak piyasada bu hareket, ‘güvenli bir dip alımı’ndan çok teknik ve algoritmik bir ‘mekanik toparlanma’ olarak okunuyor. Özellikle *açık pozisyon(Open Interest)* tarafındaki hızlı sönüm, düşüşlerde agresif risk alma iştahı yerine, masaüstü işlem birimlerinin *risk azaltma* eğilimine geçtiğinin sinyali olarak değerlendiriliyor. yorum “Önce sat, sonra düşün” yaklaşımıyla tipik bir panik evresi yaşandığı yorumu öne çıkıyor.
Bu tablo, hisse senedi piyasalarıyla birlikte ele alındığında daha netleşiyor. S&P 500 endeksinden fon çıkışları gözlenirken, *Bitcoin(BTC)* ile teknoloji hisseleri arasındaki korelasyon, özellikle stres dönemlerinde hâlâ oldukça yüksek. Böylece anlatı düzeyinde ‘dijital altın’ vurgusu yapılsa da, kriz anlarında BTC’nin güvenli limandan çok ‘yüksek beta’lı bir risk varlığı gibi işlem gördüğü bir kez daha teyit edilmiş oldu.
Kripto piyasasında asıl belirleyici unsurun savaş başlıklarından çok ‘*petrol fiyatı*’ olduğu görüşü güç kazanıyor. Hürmüz Boğazı’ndaki olası bir aksama, günde en fazla 21 milyon varil ham petrol akışını etkileyebilir; bu da küresel arzın yaklaşık %20’sine denk geliyor. Geçmiş örnekler, kısmi arz sorunlarının bile petrol fiyatında hızlı ve sert yukarı hareketleri tetiklediğini gösteriyor.
Piyasa katılımcıları, petrolün varil başına 90 dolar üzerine yerleşmesi ve bu seviyelerde kalıcı olması halinde, enflasyonist baskının yeniden artacağını ve Fed’in faiz indirimine gitmekte zorlanacağını düşünüyor. Özellikle petrolün 100 doların üzerinde kalıcı bir dengeye oturması durumunda ‘uzun süre yüksek faiz’ olasılığı belirgin biçimde artacak; bu da likiditeye duyarlı *kripto varlıklar* için yapısal olarak dezavantajlı bir arka plan oluşturacak. *Dolar endeksindeki güçlenme* ve *reel faizlerdeki yükseliş* eş zamanlı gerçekleşirse, riskli varlıkların toparlanma potansiyeli doğal olarak sınırlanabilir. Yerel tarafta *döviz cephesi* de hareketli; *dolar/TL kuru* 1 dolar için 1470,50 won seviyesinde bulunuyor.
Bazı kurumsal yatırımcılar ve trading masaları, *Bitcoin(BTC)* için kritik destek bölgesini 58 bin–60 bin dolar bandı olarak konumlandırıyor. Ancak bu ‘taban’ beklentisi, Fed’in para politikasında daha şahin bir yöne keskin şekilde kaymaması varsayımına dayanıyor. Enerji kaynaklı enflasyonun yeniden hızlanması halinde, piyasanın *faiz patikasına* dair mevcut beklentilerinin yukarı yönlü revize edilmesi riskine dikkat çekiliyor.
Diğer yandan, bölgesel düzeydeki ‘*sermaye kaçışı*’ hareketlerinin kısa vadede sınırlı bir tampon işlevi görebileceği de konuşuluyor. Orta Doğu’nun bazı ülkelerinde artan para birimi endişeleri, *stablecoin* talebini yükseltti; bu çerçevede *Tether(USDT)* tarafına kayışlar ve *Bitcoin(BTC)* ile USDT’nin bölgesel anlamda bir tür ‘kaçış vanası’ gibi kullanıldığı örnekler gözleniyor. Ancak yoğun baskı altındaki bölgesel perakende akımlarının, küresel ölçekte enflasyon ve sıkılaşma endişeleriyle risk azaltan büyük kurumsal fonların satışlarını dengelemesinin zor olduğu genel kabul görüyor.
*Altcoin* piyasasının dayanıklılığı ise çok daha zayıf bir noktada. Yeni likidite girişlerinin yavaşladığı bir ortamda, *Ethereum(ETH)* gibi büyük altcoin’lerin bile güçlü ve sürdürülebilir bir ralli oluşturması kolay görünmüyor. Enerji fiyatlarındaki artışın enflasyonu yeniden beslemesi ve bu nedenle ABD 10 yıllık tahvil faizinin yeniden %5 seviyesine yaklaşması senaryosu dillendirilmeye başlandıkça, kripto dahil tüm riskli varlıklar için *yukarı yönlü potansiyelin* yakın dönemde sınırlı kalma ihtimali ağır basıyor.
Özetle, İran merkezli jeopolitik tansiyon ve Hürmüz Boğazı riski, *Bitcoin(BTC)* başta olmak üzere kripto piyasasını yeniden ‘makro değişkenlerin’ gölgesine sokmuş durumda. Piyasada baskıyı oluşturan temel dinamikler; *petrol fiyatları*, *enflasyon beklentileri* ve *Fed’in faiz patikası* olarak öne çıkıyor. Yatırımcılar, kısa vadede sert dalgalanmalar ve ani likidite sıkışmaları karşısında, kriptoyu ‘güvenli liman’dan çok yüksek dalgalanma içeren bir risk varlığı olarak konumlandırmaya devam ediyor.
Yorum 0