ABD Kongresi’nde görüşülen ‘CLARITY Act’ ile ilgili tartışmalar hız kazanırken, ‘stablecoin’, ‘DeFi’ ve token ihracı piyasasının işleyişinde önemli değişiklikler bekleniyor. Tiger Research’ün yakın tarihli raporuna göre, Senato Bankacılık Komitesi 14’ünde yerel saatle değişiklik metnini kabul etti ve en büyük anlaşmazlık başlıklarından biri olan stablecoin’lerde ‘dolaylı faiz’ meselesinde bir orta yol bulundu. Bu gelişme, ABD’de kripto para düzenleme çerçevesinin temmuz içinde daha görünür hale gelebileceğine işaret ediyor.
Düzenlemenin merkezinde, ABD Menkul Kıymetler ve Borsa Komisyonu(SEC) ile Emtia Vadeli İşlemler Komisyonu(CFTC) arasındaki yetki sınırlarının netleştirilmesi yer alıyor. Taslak aynı zamanda stablecoin tutmaya bağlı ‘dolaylı faiz’i yasaklarken, ödeme, alım satım ve stake gibi gerçek ‘faaliyetlere’ dayalı ödüllere izin veriyor. Bankacılık sektörü uzun süredir stablecoin faizinin mevduat çıkışını hızlandıracağını savunuyordu. Kripto para sektörü ise bunun mevcut gelir modellerini bozacağını ileri sürüyordu. Söz konusu ayrışma, yasa sürecinin aylarca yavaşlamasında belirleyici oldu.
Tiger Research’e göre kritik dönüm noktası 1 Mayıs’ta geldi. Cumhuriyetçi Senatör Thom Tillis ile Demokrat Senatör Angela Alsobrooks, yalnızca elde tutmaya dayalı ödülleri engelleyen ancak ağ kullanımına bağlı ödülleri kabul eden iki partili bir uzlaşı önerdi. Daha önce karşı duran Coinbase de aynı gün destek açıklaması yaptı. Sonrasında Beyaz Saray, SEC ve Hazine Bakanlığı da benzer yönde mesajlar verdi. Böylece değişiklik metni Senato Bankacılık Komitesi’nden 15’e karşı 9 oyla geçti. Rapora göre süreç bundan sonra yasa metinlerinin birleştirilmesi, Senato genel kurul oylaması, Temsilciler Meclisi’nde yeniden onay ve başkanın imzası aşamalarından ilerleyecek. Ancak siyasi takvim nedeniyle fiili son tarihin temmuz sonundan önce olduğu değerlendiriliyor.
Takvimin sıkışık olmasının birkaç nedeni var. Kongre ağustos başında yaz tatiline giriyor. Sonrasında bütçe görüşmeleri ve ara seçim gündemi yasama ivmesini zayıflatabilir. Aynı dönemde Trump yönetimi de imza sürecinin 4 Temmuz civarında tamamlanması için baskıyı artırıyor. Piyasaların dikkat ettiği nokta yalnızca yasanın geçip geçmeyeceği değil. Asıl mesele, yasanın kabul edilmesi halinde ABD’deki stablecoin işi, token sermaye piyasaları ve DeFi düzenleme ortamının aynı anda yeniden tanımlanacak olması.
Stablecoin tarafında en doğrudan etkiyi ‘dolaylı faiz yasağı’ yaratabilir. Mevcut modelde kullanıcıların dolar endeksli stablecoin tutması karşılığında, ihraççıların rezerv varlıkları ABD tahvilleri gibi araçlarda değerlendirip elde ettiği gelirin bir kısmını platformlar üzerinden geri dağıtması mümkündü. Ancak değişiklik metnindeki Sec.404 bu yapıyı büyük ölçüde kapatıyor. Buna karşılık ödeme, transfer, stake ve yönetişim katılımı gibi ‘gerçek faaliyetlere’ dayalı ödüller için alan bırakılıyor. Yine de hangi davranışların bona fide activity kapsamına gireceği, büyük ölçüde Hazine Bakanlığı ve CFTC’nin hazırlayacağı ikincil düzenlemelere bağlı olacak. Bu da yorum farklarının süreceğini gösteriyor.
Bu noktada öne çıkan yeni model ‘faaliyet bazlı ödül’ sistemi olarak görülüyor. Rapora göre bu yapı, pasif biçimde varlık tutan kullanıcıya verilen getiri yerine, platforma veya ağa katkı sağlayan davranışlara ödeme yapılması anlamına geliyor. Borsalar ve kripto para uygulamaları, işlem, ödeme veya katılım düzeyine göre ödül mekanizmaları kurarak kullanıcı varlığını içeride tutmaya yönelik ‘lock-in’ stratejileri geliştirebilir. Geleneksel kart şirketleri ve büyük platformlar da kendi pazarlama bütçeleri yerine stablecoin temelli gelirlerle beslenen avantaj programları kurabilir. Özellikle DeFi protokollerinin burada öne çıkabileceği düşünülüyor. Çünkü kurumsal oyuncuların tercih edebileceği istikrarlı ve düzenlemelere uyumlu stake altyapısı sunan şirketler avantaj kazanabilir.
Token ihracı alanında da dikkat çekici değişiklikler gündemde. Sec.103, belirli sınırlar içinde SEC kaydı olmadan ABD’li yatırımcılara token satışına imkan tanıyan bir muafiyet yolu açıyor. Buna göre yıllık 50 milyon dolar ya da dolaşımdaki arzın yüzde 10’undan büyük olan tutar, toplamda ise 200 milyon dolara kadar fon toplama imkanı veriliyor. Sec.105 ise yönetişim yetkisi ya da stake gelir modeli bulunmasının tek başına bir token’ı menkul kıymet saymak için yeterli olmayacağını belirten koruyucu bir çerçeve sunuyor. Daha önce mahkeme tarafından menkul kıymet olmadığı yönünde değerlendirilmiş token’lar için SEC’nin sonradan kolayca ters yönde pozisyon almasının da zorlaşacağı aktarılıyor.
Bu tablo, ABD’li kullanıcıları dışlamayı varsayılan yöntem haline getiren mevcut ihrac uygulamalarını değiştirebilir. Projeler artık ABD pazarını tamamen kapatmadan ihrac planı kurabilecek bir zemine yaklaşmış görünüyor. Buna paralel olarak ihrac altyapısına olan talebin de artması bekleniyor. KYC, nitelikli yatırımcı doğrulaması, otomatik kamuyu aydınlatma, kilit açılım takibi ve fon akışı kontrolü gibi hizmetleri tek pakette sunan platformların önemi büyüyebilir. Hukuki danışmanlık ve yapılandırma sunan, token odaklı yatırım bankacılığı benzeri iş modellerinin de öne çıkabileceği belirtiliyor. Nitelikli yatırımcılarla projeleri buluşturan aracılık hizmetleri de düzenli piyasa yapısının kazananları arasında sayılıyor.
DeFi düzenlemeleri açısından en dikkat çekici maddelerden biri Sec.301 olarak gösteriliyor. Çünkü yeterli ölçüde merkeziyetsiz kabul edilen protokollerin ABD düzenleyici kapsamı dışında kalabilmesinin önü ilk kez bu kadar açık biçimde tartışılıyor. Bunun için belirli bir işletmecinin protokolü tek taraflı değiştirememesi veya kontrol edememesi gerekiyor. Yönetici anahtarları ya da yükseltme yetkileri sınırlı sayıda elde toplanmışsa muafiyet zorlaşabilir. Buna karşılık güvenlik ihlali gibi olağanüstü durumlarda sınırlı müdahale imkanının korunabileceği belirtiliyor. Bu da uygulamada ‘kontrolsüz tasarım’ ile ‘kriz anında müdahale kapasitesi’ arasında hassas bir denge kurulmasını gerektiriyor. Başka bir ifadeyle, DeFi projeleri yalnızca merkeziyetsizlik iddiasında bulunmakla yetinemeyecek; ağ yapısını ve yönetişim tasarımını da ABD pazarına giriş ölçütlerine göre yeniden şekillendirmek zorunda kalabilecek.
Piyasa etkilerinin 2026’da daha belirgin hale gelmesi bekleniyor. ABD’nin önce düzenleyici belirsizliği azaltması halinde, geleneksel finans kuruluşları ile büyük teknoloji şirketlerinden kurumsal sermaye girişleri hızlanabilir. Diğer ülkeler de ABD’nin benimsediği çerçeveyi örnek alabilir. Böyle bir senaryoda ülkeler, sermaye çıkışını sınırlamak ve rekabet gücünü korumak için benzer kuralları daha hızlı devreye sokabilir. Bu gelişme kripto para piyasasının yaygınlaşmasını destekleyen bir adım olarak görülse de, artan uyum maliyetleri ve inovasyon hızında yavaşlama riskini de beraberinde getiriyor.
Sonuç olarak ‘CLARITY Act’, yalnızca ABD iç hukukunda yapılacak teknik bir değişiklikten ibaret görünmüyor. Düzenleme; ‘stablecoin’ ödül modelleri, ‘DeFi’ için olası muafiyet koşulları ve token ihracının yasal zemini gibi kritik başlıkları aynı anda etkileyerek küresel dijital varlık sektöründe yeni bir referans noktası oluşturabilir. Tiger Research, 2026’da kurumsal düzenin daha somut biçimde yerleşmesiyle birlikte, ‘uyumlu iş altyapısını’ erkenden kuran şirketlerin belirgin avantaj elde edebileceği görüşünde. Bu nedenle önümüzdeki dönemde rekabetin yalnızca teknoloji üzerinden değil, düzenlemeleri yorumlama ve uygulama kapasitesi üzerinden de şekillenmesi bekleniyor.
Yorum 0