On-chain kredi piyasasında ağırlık merkezi, protokollerden risk konusunda ‘karar yetkisini’ elinde tutan risk küratörlerine kayıyor. Tiger Research’ün yakın tarihli raporuna göre, DeFi kredi pazarı giderek geleneksel finansta görülen varlık yönetimi yapısına benziyor. Bu tabloda hangi teminatın kabul edileceği, risk limitlerinin nasıl belirleneceği ve kredi çerçevesinin kimin tarafından çizileceği, rekabetin ana unsuru haline geliyor. Rapora göre kurumsal oyuncuların pazara giriş stratejileri de sonunda şu sorularda düğümleniyor: Bu ‘karar yetkisi’ dışarıya mı bırakılacak, yalnızca varlık arzına mı odaklanılacak, yoksa yönetim doğrudan mı üstlenilecek?
Risk küratörleri, DeFi kredi piyasasında varlıkların uygunluğunu, teminat kurallarını, borç verme limitlerini ve olası tasfiye senaryolarını tasarlayan aktörler olarak öne çıkıyor. Geleneksel finansta varlık yöneticilerinin strateji ve risk kontrolünü üstlenip saklama ve dağıtım tarafının başka kurumlarca yürütülmesine benzer biçimde, on-chain finans tarafında da iş bölümü giderek netleşiyor. Raporda, ilk dönem DeFi yapılarında süreçlerin büyük ölçüde kodla yönetildiği, ancak bugünün piyasasında karmaşık on-chain risklerin yalnızca kodla kontrol edilmesinin zorlaştığı vurgulandı.
İlk DeFi kredi modellerinde Aave(AAVE) ve Compound(COMP) gibi protokoller hem altyapıyı hem de risk standartlarını birlikte yönetiyordu. Tüm varlıkların geniş bir havuz yapısında toplanması, tek bir varlıkta yaşanabilecek bozulmanın sistem geneline zarar verme ihtimalini artırıyordu. Ancak Morpho ile birlikte piyasa bazlı, yani teminat yapısı ve kredi koşulları birbirinden ayrılmış modelin öne çıkması bu yapıyı değiştirdi. Çoklu vault mimarisinin yaygınlaşmasıyla risk küratörleri artık yalnızca protokolün tamamını savunmacı biçimde izleyen taraf olmaktan çıktı. Bunun yerine bağımsız vault’lar kurgulayan ve yöneten birer ‘on-chain varlık yöneticisi’ rolüne evrildi.
Tiger Research verilerine göre 2026 yılı Mayıs ayı itibarıyla risk küratörü pazarında yönetilen varlık büyüklüğü yaklaşık 7 milyar dolar seviyesine ulaştı. Bu toplamın yaklaşık yüzde 70’i ise ilk üç ekip tarafından kontrol ediliyor. Pazar henüz görece yeni şekillenmiş olsa da sermayenin sınırlı sayıda oyuncuda toplanması, özellikle kurumsal yatırımcıların ve büyük sermayenin doğrulanmış performans geçmişine, yani ‘track record’a önem verdiğini gösteriyor.
Öne çıkan isimler arasında Steakhouse, Centrifuge tarafıyla bağlantılı Sentora ve Gauntlet yer alıyor. Steakhouse, ABD Hazine tahvili gibi kaliteli gerçek dünya varlıklarının on-chain teminat yapısına entegrasyonunda etkili oldu ve daha muhafazakâr teminat standartları geliştirdi. Ayrıca Coinbase’in kredi hizmetlerinde arka plan işlevi üstlenerek dağıtım tarafında da yer kazandı. 2026 Şubat verilerine göre yönettiği varlık tutarı 1,53 milyar dolarla pazar lideri konumunda. Sentora ise yapay zekâ destekli risk modeli ve kurumsal veri altyapısıyla Kraken bağlantısını güçlendirdi ve yaklaşık 1,34 milyar dolarlık varlık yönetimiyle kurumsal sermaye girişinde önemli bir kanal haline geldi. Gauntlet de niceliksel risk analizi gücüyle büyük likidite girişlerinde getirilerde oluşan bozulmaları hızlı biçimde dengelemesiyle dikkat çekti. Şirketin yönettiği varlık büyüklüğü yaklaşık 1,29 milyar dolar düzeyinde.
Bu tablo, DeFi pazarında rekabetin artık yalnızca toplam kilitli değer ya da TVL üzerinden değil; teminat standardı, dağıtım kanalı ve kriz anı yönetimi üzerinden şekillendiğini gösteriyor. Başka bir ifadeyle mesele sadece kimin daha fazla sermaye çektiği değil, hangi varlığın sisteme alınacağına ve hangi risklerin nasıl kontrol edileceğine dair ‘karar yetkisini’ kimin kullandığı.
Raporda DeFi altyapısının artık sermaye toplama, strateji tasarımı, ürün oluşturma ve işlem yürütme aşamalarını giderek birbirinden ayırdığı ve bu yönüyle geleneksel finans mimarisine yaklaştığı belirtildi. Üst katmanda kurumsal fonlar, merkezi borsalar ya da çeşitli platformlar üzerinden sisteme giriyor. Orta katmanda risk küratörleri stratejiyi ve kontrol kriterlerini belirliyor. Alt katmanda ise vault altyapıları ve kredi protokolleri bu çerçeveyi gerçek ürünlere ve işlemlere dönüştürüyor. Bu yapı, geleneksel finans kurumları açısından on-chain kredi pazarını daha tanıdık ve daha kolay analiz edilebilir hale getiriyor.
Kurumsal giriş fırsatları da bu iş bölümüne göre ayrışıyor. Dağıtım alanı, borsalar ve büyük platformlar tarafından önemli ölçüde tutulmuş durumda ve rekabet yoğun. Saklama ve altyapı tarafı ise ileri düzey blockchain mühendisliği gerektiren teknik bir alan olarak öne çıkıyor. Buna karşılık yönetim alanı, geleneksel finans kurumlarının en fazla avantaj sağlayabileceği segment olarak görülüyor. Çünkü teminat riskinin değerlendirilmesi, limitlerin belirlenmesi ve bunların ürünleştirilmesi, klasik varlık yönetimi faaliyetleriyle doğrudan örtüşüyor. Üstelik büyük ölçekli yeni bir platform kurmadan, mevcut risk yönetimi tecrübesinin on-chain sistemlere taşınabilmesi önemli bir avantaj olarak değerlendiriliyor.
Tiger Research, kurumların DeFi’ye girişinde üç temel modeli öne çıkarıyor. İlki ‘dağıtım modeli’. Bu yaklaşımda kurum, doğrulanmış bir dış risk küratörünü arka planda kullanarak kendi müşterilerine kredi hizmeti sunuyor. Bu model, müşteri erişimi güçlü ama doğrudan yönetim kabiliyeti sınırlı olan borsa ya da fintech şirketleri için uygun görülüyor. Ancak burada yönetim kararı dışarıdan alınsa bile, hangi küratörün seçildiğine bağlı itibar riski ve açıklama yükümlülüğü kurumun üzerinde kalıyor.
İkinci model ‘arz modeli’. Bu senaryoda gerçek dünya varlığı ya da kredi varlığı bulunan kurumlar, kendi bilançolarındaki varlıkları doğrudan on-chain piyasalara taşıyor. Raporda Apollo’nun buna örnek gösterildiği ve yalnızca varlık sağlamakla kalmayıp, protokol yönetişimine katılarak kendi varlıkları lehine teminat standartları oluşturma yönünde adımlar attığı belirtildi. Ancak bu modelde de varlıkların gerçekten uygun teminat sayılıp sayılamayacağı ve tasfiye durumunda yeterince hızlı nakde çevrilip çevrilemeyeceği gibi konularda risk küratörlerinin değerlendirmesi kritik rol oynuyor.
Üçüncü model ise ‘yönetim modeli’. Burada varlık yöneticisi doğrudan risk küratörü rolünü üstleniyor, vault tasarlıyor ve bunu bizzat işletiyor. Bitwise, on-chain vault yapısını ‘ETF 2.0’ olarak nitelendirerek bu alana doğrudan giriş yaptı. Bu model, teminat kriterlerinden ücret yapısına kadar en güçlü kontrol alanını sağlıyor. Buna karşılık yönetim hatalarının doğuracağı sorumluluk da tamamen kurumun üzerinde kalıyor. Bu nedenle kendi risk ekiplerine ve ürün tasarım kapasitesine zaten sahip olan varlık yöneticileri için daha uygun bir model olarak görülüyor.
Sonuç olarak üç yaklaşımın ortak noktası, DeFi kredi pazarının gerçek motorunun risk kürasyonu kapasitesi olması. İster dağıtım yapılsın, ister varlık arz edilsin, ister doğrudan yönetim üstlenilsin, piyasa nihayetinde birilerinin kararına ihtiyaç duyuyor. Ve bu kararların güvenilirliği, sisteme ne kadar sermaye gireceğini belirliyor.
Pazarın mevcut büyüklüğü ise hâlâ erken aşamaya işaret ediyor. Küresel geleneksel varlık yönetimi sektörünün toplam büyüklüğü yaklaşık 147 trilyon dolarken, yalnızca BlackRock’un yönettiği varlıklar 14 trilyon dolar seviyesinde. Buna karşılık DeFi piyasasının toplam büyüklüğü yaklaşık 80 milyar dolar, risk küratörlerinin doğrudan yönettiği alan ise yaklaşık 7 milyar dolar düzeyinde. Raporda bu farkın aynı zamanda önemli bir büyüme alanına işaret ettiği ifade ediliyor. Çünkü kurumsal sermaye, riskin kontrol altında olduğu ve kuralların açık biçimde tanımlandığı piyasalara girmeyi tercih ediyor. Risk küratörleri bu yönetim ‘raylarını’ önceden kurabildiği ölçüde, sermaye girişinin beklenenden hızlı gerçekleşebileceği değerlendirmesi yapılıyor.
Bugün pazar henüz küçük olduğu için kuralları koyan taraf daha büyük etki yaratıyor. Daha sonra girecek kurumlar daha güvenli ve daha rafine bir pazarla karşılaşabilir. Ancak bunun karşılığında, önceden belirlenmiş çerçevenin içindeki birçok oyuncudan biri olma ihtimalleri artıyor. Tiger Research, DeFi kredi piyasasında temel sorunun ‘girilip girilmeyeceği’ değil, hangi ‘karar yetkisinin’ dışarıya bırakılacağı ve hangisinin kurum içinde tutulacağı olduğunu vurguluyor. Görünen o ki DeFi kredi pazarındaki bir sonraki büyük rekabet, teknik üstünlükten çok bu ‘karar yetkisinin’ nasıl paylaştırılacağı üzerinden şekillenecek.
Yorum 0