2026 yılı, yapay zekânın (AI) kullanım şekillerinde köklü bir dönüşümün yaşanacağı bir kırılma noktası olacak gibi görünüyor. Cardano Vakfı'na göre, bu tarihten itibaren AI yalnızca yardımcı bir teknoloji olmaktan çıkacak ve insanların yerine karar veren ‘hareket eden yapay zekâ (agentic AI)’ formuna geçiş yapacak. Bu dönüşüm, dijital güvenin temelini ve kimlik yapısını da yeniden tanımlayabilir.
Cardano Vakfı’nda merkeziyetsiz güven ve dijital kimlik üzerine çalışmalar yürüten Thomas Mayfield, yakın zamanda yaptığı açıklamada, “2026’dan itibaren AI ajanları bireylerden vekil olarak karar alma sürecinde aktif rol üstlenecekler” dedi. Mayfield’a göre, sağlam şekilde tasarlanmış bir AI ajanı, özellikle merkeziyetsiz kimlik(DID) çözümleriyle birleştiğinde, güvenlik ve dolandırıcılık önleme alanlarında insan temelli süreçlerin çok daha ötesine geçebilir. Bu da finansal işlemler, dijital imzalar ve sözleşmeler gibi alanlarda AI etkisinin belirgin biçimde artabileceğini gösteriyor.
Dijital kimlik teknolojilerine dair genel beklenti, bu alanda liderliğin Google ve Meta gibi büyük teknoloji şirketlerinde olacağı yönündeydi. Ancak Mayfield bu görüşe katılmıyor. Ona göre hükümetler çok daha hızlı hareket ediyor ve DID sistemlerinin ilk büyük kullanıcıları, kamu kurumları olacak. Bu sistemler zamanla şirketlere, tedarik zincirlerine ve tüm ulusal yapılara yayılacak. Böylece, ülkeler kendi ‘dijital güven’ altyapılarını inşa etmeye başlayacaklar.
2026’da yürürlüğe girmesi beklenen Avrupa Birliği düzenlemeleri de bu dönüşüme yön veriyor. Özellikle ‘Dijital Ürün Pasaportu(DPP)’ uygulamasıyla şirketler artık tedarik zincirleri boyunca verilerin kaynağını doğrulamak ve bu verilerin güvenilirliğini belgelemek zorunda kalacak. Mayfield, bu nedenle yazılım geliştiricilerin kimliği ve verileri ekosistemler arası doğrulanabilir şekilde bağlayan çözümler üretmesi gerektiğini belirtiyor. Ayrıca, müşteri verileri ya da ticari sırlar gibi hassas bilgiler üzerinde çalışırken, ‘birlikte çalışabilirlik’, ‘kullanım kolaylığı’ ve ‘mahremiyet’ arasında sağlıklı bir denge kurulmasının da altını çiziyor.
Dijital ürün pasaportları, aynı zamanda yeni bir şeffaflık anlayışını da beraberinde getirebilir. Mayfield, kritik bilgilerin on-chain olarak doğrulanabilir şekilde kaydedilip, daha hassas detayların ise off-chain tutulmasının, hem şeffaflık hem de gizliliğin bir arada sağlanabileceği bir model sunduğunu ifade ediyor. Ayrıca, bilgi doğrulama kuruluşlarının bu verileri saklamasına ya da satmasına karşı yasal önlemlerin alınması gerektiğinin de altını çiziyor. Bu yaklaşım, kurumsal şeffaflıkla kişisel mahremiyet arasındaki çizginin dengelenmesine olanak tanıyor.
Cardano(ADA) ise bu dijital dönüşümü somut kullanım alanlarıyla desteklemeye başladı bile. Vakıf, kısa süre önce FC Barcelona, çevre dostu platform Veritree ve Brezilya devlet enerji şirketi Petrobras gibi kurumlarla işbirliklerine yöneldi. Bu adımlar, blockchain’in işletmeler ve kamu kurumları nezdinde pratik uygulamalarla kabul görmesini sağlama stratejisinin bir parçası. Ayrıca Cardano, 2025 itibarıyla tamamen merkeziyetsiz yönetişim yapısına geçişini tamamladı. Kendi anayasası, zincir üstü oylama sistemi ve devlet hazinesi modeliyle artık ‘gerçek dünya için tasarlanmış bir blockchain’ kimliğini daha güçlü biçimde sergiliyor.
Genel tabloya bakıldığında, AI teknolojilerinin yetkilendirilmesi, merkeziyetsiz dijital kimlik çözümleri, veri gizliliği odaklı altyapılar gibi gelişmelerin etkileşimiyle 2026, dijital güvenin yeniden tanımlandığı bir yıl olmaya aday. Bu değişiklikler, yalnızca kripto para piyasasını değil; kamusal hizmetler, ticari faaliyetler ve tedarik zinciri yönetimi gibi birçok endüstriyel alanı da yakından etkileyecek gibi görünüyor.
Yorum 0