Stabil kripto para ödeme altyapısı, ‘tek sağlayıcılı raylar’dan ‘ağ tabanlı çoklu sağlayıcı’ modele hızla kayıyor. İlk deneme döneminde işe yarayan ‘kara kutu’ yaklaşımı, yaygınlaşma evresinde risk olarak görülmeye başladı. Kurumlar, yığını(stack) daha fazla kendileri kontrol edebildikleri ‘stabil kripto 2.0’ modeline yöneliyor. Özellikle ağ temelli, çok sağlayıcılı ödeme sistemi arayışı öne çıkıyor.
Sınır ötesi ödeme altyapı şirketi Borderless’ın CEO’su Kevin Lehtiniitty, CoinDesk’in Markets Outlook röportajında, “Altyapı sağlayıcıları artık tek bir tedarikçiye bağlı ödeme rayları yerine, ağ tabanlı stabil kripto ödeme sistemleri kurma yönünde eğilim gösteriyor” dedi. Buradaki temel fikir, stabil kripto ödemelerini tek yere ‘toplu bağlamak’ yerine, birden fazla likidite sağlayıcısı ve ödeme kanalını bir araya getirerek hem başarı oranını hem de ‘dayanıklılık’ seviyesini artırmak. yorum Kurumlar, tek kapıya bağlı kalmamak için çoklu raylar arıyor yorum
Borderless, kısa süre önce cüzdan altyapı şirketi Dfns ile işbirliğine giderek, bankalar, fintech’ler ve şirketleri hedefleyen kurumsal stabil kripto ‘off-ramp’ çözümünü duyurdu. Off-ramp, stabil kriptonun son aşamada her ülkenin kendi ‘yerel itibari para birimi’ne çevrilerek ödenmesini sağlayan çıkış ve mutabakat sürecini ifade ediyor. Yani bu katman, zincir üzerindeki token’ların, son kullanıcıya ulaşan gerçek para ödemesine dönüştüğü aşama.
Yeni sistem, küresel ölçekte birden fazla likidite sağlayıcı üzerinden stabil kripto ödemelerini yönlendiriyor. Amaç, tek bir şirketin likiditesine, bankacılık ağına ya da regülasyon durumuna tamamen bağımlı kalmamak. Bunun yerine birden çok ortağın fiyat teklifleri ve erişilebilirliğini karşılaştırarak, yerel para birimlerine dönüşümü daha istikrarlı ve kesintisiz hale getirmek hedefleniyor. Böylece hem fiyat hem operasyon tarafında ‘dengeleyici’ bir yapı kurulmuş oluyor.
Kurumsal tarafta ilk stabil kripto denemeleri çoğunlukla ‘paket halinde’ sunulan hizmetlere dayanıyordu. Cüzdan, uyum süreçleri (AML, yaptırım taraması vb.) ve likidite erişimi, tek bir ürün içinde birleştirilen ‘kara kutu’ çözümlerle sağlanıyordu. Bu model, mevcut ödeme altyapısını baştan aşağı yenilemeden kavram kanıtı(PoC) niteliğindeki pilot projeleri hızlıca devreye almak için oldukça kullanışlıydı. Fakat zamanla zayıf yönleri öne çıktı. Tek bir sağlayıcıya bağımlılığın yarattığı ‘vendor lock-in’ sorunu, tek noktadaki bir arızanın tüm operasyonu durdurma riski ve regülasyon ya da banka kaynaklı sorunlarda alternatif güzergah eksikliği ciddi operasyonel risk olarak görülmeye başlandı.
Lehtiniitty, kurumların ‘stabil kripto 1.0’ olarak tanımlanabilecek pilot aşamasından, ‘stabil kripto 2.0’ seviyesindeki gerçek üretim(production) sistemlerine geçtiğini savunuyor. Buradaki dönüm noktası, ‘modüler’ altyapı yaklaşımı. Büyük kurumlar, uyum süreçleri, emanet(custody) cüzdanlar ve likidite erişimi gibi bileşenleri tek bir sağlayıcıdan toplu almak yerine, her birini kendi alanında ‘en iyi’ olan çözümlerden seçme eğilimine giriyor. Böylece hem teknoloji yığınını hem de riskleri kurum içinde daha sıkı biçimde kontrol edebiliyorlar.
Bu yaklaşım, geleneksel finans altyapısının yıllardır uyguladığı çok tedarikçili, çok ortaklı modele benziyor. Tek pencereden hizmet almanın pratikliğine karşılık, artık ölçeklenebilirlik, riskin dağıtılması ve ücret-marj (spread) konusunda daha güçlü pazarlık gücü ön plana çıkıyor. yorum Özellikle büyük hacimli kurumsal ödemelerde, fiyat ve kesinti süreleri üzerindeki kontrol kritik hale geliyor yorum
Çok sağlayıcılı ağ modeli, özellikle ‘küresel ödemeler’de öne çıkıyor. Hiçbir şirketin, dünyadaki tüm ülkelerde lisans ve regülasyon koşullarını eksiksiz yerine getirmesi pek mümkün değil. Bu nedenle tek bir ortak üzerinden küresel kapsama alanı yaratmanın yapısal sınırları bulunuyor. Ağ bazlı yapıdaysa, aynı ödeme koridoru içinde bile birden fazla likidite sağlayıcısına bağlanmak mümkün hale geliyor. Herhangi bir sağlayıcıya regülasyon kaynaklı bir kısıtlama gelirse, bankacılık ağı sarsılırsa ya da teknik bir sorun yaşanırsa, işlemler kendiliğinden diğer yollara yönlendirilebiliyor. Böylece ödeme başarı oranı yükselirken, partnerlerin sunduğu fiyat teklifleri arasında rekabet oluştuğu için maliyet tarafında da avantaj sağlanabiliyor.
İleriye dönük olarak, stabil kripto paraların ‘ürün’den ziyade, ödeme sistemlerinin arka planında sessizce çalışan görünmez bir altyapı katmanına dönüşmesi bekleniyor. Şirketler, özellikle gelişmekte olan ülke koridorlarında sınır ötesi ödemelerde stabil kriptonun etkisini test ediyor. Geleneksel havale modellerinde, her ülkede önceden fon bulundurmayı gerektiren ‘pre-funding’ yapısı maliyeti artırıyor. Stabil kripto paralar ise bu sermaye yükünü hafifletebilecek bir araç olarak öne çıkıyor.
Teknoloji olgunlaştıkça, ‘stabil kripto ile ödeme’ gibi ifadelerin kullanıcı tarafında geri planda kalması muhtemel. Bunun yerine, mevcut ödeme deneyiminin içine doğal biçimde gömülü, son kullanıcının fark etmeden yararlandığı bir altyapı unsuru haline gelmesi bekleniyor. yorum Uzun vadede, stabil kripto paraların adı değil, sunduğu düşük maliyet ve yüksek hız konuşulacak yorum
Yorum 0