MegaETH, Ethereum(ETH) ana ağında gerçekleştirdiği stres testinde saniyede 55 bin işlem(TPS) kapasitesine ulaştığını açıklayarak, ‘yeni nesil ölçeklenme modeli’ iddiasını güçlendirdi. *MegaETH* tarafı, Ethereum’un ölçeklenme stratejisinin yeniden ‘layer1’ tarafına kaydığı bir dönemde, yüksek performanslı bir layer2 tasarımıyla hem teknik sınırlara hem de *güvenlik* ve *regülasyon* baskılarına cevap verdiğini savunuyor. Bu tablo, Ethereum ekosisteminde *layer1–layer2 dengesi*, *ücret modeli* ve *yönetişim yapılarının* köklü biçimde yeniden şekillendiğine işaret ediyor.
MegaLabs ortak kurucusu ve CTO’su Lei Yang(Lei Yang), yakın tarihli bir röportajda “MegaETH’nin Ethereum’u seçmesi duygusal bir tercih değil, en iyi akıllı kontrat çalışma ortamını sunması nedeniyle tamamen rasyonel bir karar” dedi. Yang’a göre MegaETH, doğrudan ana ağ üzerinde yapılan stres testinde saniyede 55 bin 000 işlemi işleyerek ‘fiili üretim ortamına hazır’ performans sergiledi. Yang, Ethereum’un güncel yol haritasındaki değişimi, layer2’den vazgeçiş ya da değerler boşanması değil, “layer1 performansını bizzat yukarı çeken *mantıklı bir pivot*” olarak yorumluyor.
MegaLabs ekibi, *10 milisaniye blok süresi* hedefiyle MegaETH üzerinde çalışıyor ve orta vadede saniyede 100 bin işlem kapasitesine ulaşmak istiyor. Yang, MIT’de doktora sürecinde *konsensüs* ve *ağ protokolleri* üzerine yaptığı araştırmalar sırasında saniyede 80 bin işlem kapasitesine sahip bir sistem kurduğunu, şu anki MegaETH deneylerinin de bu akademik çalışmaların devamı olduğunu belirtiyor. “Herkesin katılabildiği gerçek bir mainnet ortamında 55 bin TPS gördük. Test ile gerçek lansman ortamı arasında sunucu, IP, ayar ve yönetici anahtarlar dahil hiçbir fark yok” diyen Yang, burada ‘demo değil, sahaya inmeye hazır altyapı’ vurgusu yapıyor.
Yang, MegaETH’nin neden Ethereum üzerine inşa edildiği sorusuna, “En gelişmiş *akıllı kontrat* yürütme ortamı hâlâ Ethereum” yanıtını veriyor. Ona göre “en hızlı yeni zinciri” sıfırdan yaratmak yerine, Ethereum’un *güvenliği*, *araç seti* ve *geliştirici ekosistemini* maksimum ölçüde değerlendirmek daha rasyonel. *Yorum: Bu bakış, Ethereum dışı yüksek TPS odaklı zincirlerle ‘ham hız’ üzerinden yarışmak yerine, güvenlik ve ekosistem avantajını merkeze alan bir stratejiyi işaret ediyor.*
Yang, Ethereum’un ölçeklenme vizyonundaki dönüşümü “değerlerden geri adım değil, gerçeklikle hizalanmış bir rota değişimi” olarak tanımlıyor. Önceki dönemde benimsenen ‘rollup merkezli yol haritası’nda, ölçeklenmenin büyük kısmı layer2 çözümlerine delege ediliyordu. Bugün ise Ethereum çekirdek geliştirme tarafı, doğrudan layer1’in *işlem kapasitesi* ve *verimliliğini* artıran yönelimlere daha fazla ağırlık veriyor. Yang, “Eskiden vizyon, mümkün olduğunca çok işi layer2’ye taşımaktı. Şimdi ise layer1 gerçek anlamda ölçeklenmeye başladığı için o temel varsayım değişti” diyor.
Bu değişim, özellikle bazı rollup projelerinin *regülasyon baskısı* nedeniyle bilinçli olarak daha *merkeziyetçi* tasarımlara yönelmesiyle iç içe ilerliyor. Yang, birkaç ‘stage 1’ rollup’ın, “regülasyon riski nedeniyle stage 2’ye geçmek istemediklerini” ve tam anlamıyla *merkezsizleştirilmiş* yapılardan özellikle kaçındıklarını aktarıyor. Ona göre bu tavır, hem ideolojik hem de teknik açıdan Ethereum’un ilk rollup vizyonundan belirgin bir sapmayı temsil ediyor.
Layer1’in yeniden ana sahneye çıkmasının, Ethereum ücret yapısında da kırılma yaratabileceği öngörülüyor. Yang, bugün *gas* ücretlerinin görece düşük olmasını, on-chain faaliyetlerin ciddi bölümünün layer2’lere kaymış olmasına bağlıyor. Ancak layer1 yeniden yoğun kullanım alanı haline gelirse, “Ethereum ana ağında tek bir işlem için 200 dolar civarında ücret ödenen günlere geri dönüş”ün çok uzak olmadığını savunuyor. Bu çerçevede, *Ethereum(ETH)* için ölçeklenme tartışması artık yalnız teknik değil, aynı zamanda kullanıcı deneyimi ve ekonomik erişilebilirlik sorunu haline gelmiş durumda.
Yang, “layer1’in sunduğu ham fonksiyonları kopyalayan sıradan bir layer2 inşa etmenin hem teknik açıdan sıkıcı hem de güvenlik yönünden anlamsız derecede zor” olduğunu düşünüyor. Ona göre “sadece Ethereum güvenliğini taşımak” isteyenler için daha rasyonel çözüm, doğrudan layer1 tarafında ölçeklenmeye odaklanmak. Bununla birlikte, son yıllardaki yoğun layer2 araştırma–geliştirme sürecini kesinlikle ‘boşa kürek çekme’ olarak görmüyor. *Rollup* mimarilerinin, *sharding* fikrinden evrilen tasarımlarıyla Ethereum ekosistemine gerçek bir “deney ve rekabet alanı” sağladığını, farklı ekiplerin kendi tasarımlarını uygulayarak çeşitlilik kattığını belirtiyor.
Layer2 için Yang’ın vurguladığı iki temel değer *sansüre dayanıklılık* ve *exit garantisi*. Bir kullanıcı layer2’de haksız yere işlem dışı bırakıldığında, her an doğrudan layer1’e işlem gönderebilmesi ve *sequencer*’ın bu işlemi dahil etmeye zorlanması gerekiyor. Bu noktada, *optimistic rollup* yapısına *zk tabanlı fraud proof* mekanizmalarını eklemek gibi hibrit modelleri, işlem geçerliliğini sağlama açısından kritik görüyor. *Yorum: Bu, rollup’lar için hem maliyeti hem de teknik karmaşıklığı artırsa da, Ethereum’un “ikinci katman, birinci sınıf güvenlik” iddiasını koruması açısından önemli.*
Yang, zincirlerin yalnızca *işlem ücretleriyle* sürdürülebilir iş modeli kurabileceği beklentisine sert bir itiraz getiriyor. Ona göre, “teoride saniyede 11 milyar işlem bile işleseniz, bu kapasiteyi doğal talep ile doldurup gelir tablosuna yansıtma ihtimali son derece düşük”. Bu nedenle MegaETH’nin büyüme stratejisi, “kısa vadeli ücret gelirini maksimize etmek” değil, “olabildiğince çok kullanıcıya, mümkün olan en düşük maliyetle kullanım imkânı sunmak” üzerine kurulu. Ücretleri şişirerek gelir zorlamanın, uzun vadeli benimsenmeyi baltalayacağını savunuyor.
Bu çerçevede MegaLabs, *USDM* adlı kendi stabil coini etrafında bir gelir modeli tasarlamış durumda. Uygulamalar USDM kullanmayı tercih ettiğinde, bu varlıktan doğan faiz gelirleri MegaETH’nin finansallarına yazılıyor ve tekrar zincir operasyonu ile geliştirmeye yatırılıyor. Yang, “Kısa vadeli token satışlarıyla kasayı dolduran ama sürdürülebilirliği olmayan” modellere karşı çıkarak, bugünkü koşullarda *stabilcoin tabanlı* yapının gerçekçi bir seçenek sunduğunu belirtiyor.
Ethereum topluluğunda sık dile getirilen *rollup stage 2* hedefi, teknik olarak *yönetişim kodunun değişmezliği* anlamına geliyor. Bu aşamada *security council* kaldırılıyor ve protokolün çekirdek tasarımı, pratikte “zincirin ömrü boyunca” sabitlenmiş sayılıyor. Yang, “Bu, evrenin ve Ethereum’un ömrü boyunca aynı tasarım parçasını değiştirmeden tutma vaadi” diyerek, hafife alınmaması gereken bir taahhüt olduğuna dikkat çekiyor. Bu yüzden “1 yıl ya da 2 yıl içinde stage 2’ye ulaşma” vaatlerini sorumsuz buluyor.
MegaETH tarafı da kısa vadede *stage 1* seviyesine erişmeyi daha gerçekçi bir hedef olarak görüyor. Ancak Yang, bu aşamada bile *security council* yetki suistimali gibi ciddi riskler olduğunu kabul ediyor. Bu süreçte *yapay zekâ* araçlarının önemli rol oynayacağını düşünen Yang, üretimi zor ama doğrulaması görece kolay yazılım kodu denetiminde AI’ın güçlü olacağını, uzun vadede stage 2 seviyesinde güvenilirliğe yaklaşmak için bu kapasiteye ihtiyaç duyulacağını savunuyor.
Yang, blockchain kullanıcı profilinin kendisinin de değişebileceği görüşünde. Ona göre “sonraki 1 milyar kullanıcı”nın önemli kısmı, insan değil *AI ajanları* olabilir. Bugüne kadar kitle benimsemesinin önünde engel olan “kötü kullanıcı deneyimi”, yazılım ajanlar için bir dezavantaj değil. İnsanlar birkaç denemeden sonra pes ettiği karmaşık on-chain süreçleri, yazılım ajanları neredeyse sınırsız sayıda tekrar ve denemeyle optimize edebiliyor. Burada kritik olan, “aşırı düşük işlem maliyeti” ve “yeterli blok alanı”. MegaETH’nin ultra hızlı ve ucuz altyapısının da bu “agent-friendly blockchain” vizyonuna göre tasarlandığını söylüyor.
10 milisaniyelik blok süresi, geleneksel Ethereum tarzı “blok içi gas müzayedesi” modelini pratik olmaktan çıkarıyor. Bu kadar kısa zaman dilimlerinde sürekli açık artırma yürütmek, sistemi fiilen kilitleyebilir. MegaLabs ekibi bu nedenle *Proximity Market (yakınlık piyasası)* adını verdikleri model üzerinde çalışıyor. Temel fikir, *sequencer*’a coğrafi olarak en yakın konumlanan *HFT (yüksek frekanslı trader)*’ların ultra düşük gecikmeli ortamda işlem yapmasını teşvik etmek. Büyük bulut sağlayıcılarından alınan tekliflere göre, sequencer ile “co-location” yapılan sanal makinelerde yaklaşık 1 ms gecikmeyle algoritma çalıştırmak mümkün görünüyor. Yang, “10 ms blok intervalinin amacı, verimli ve derin likiditeye sahip piyasalar yaratmak. HFT oyuncularını gerçekten sequencer’ın yanına taşınmaya teşvik edecek teşvikler kurmak gerekiyor” diyor. Böylece gerçek zamanlı bir ortamda daha gerçekçi *önceliklendirme* ve *likidite sağlama* modeli hedefleniyor.
MegaLabs, kendini sadece altyapı sağlayıcısı olarak konumlandırmak istemiyor; “yalnızca MegaETH üzerinde mümkün olacak uygulamalar”a dayalı bir ekosistem inşa etmeye çalışıyor. Yang, “Her zincirde aynı uygulamaların kopyalanması” senaryosundan özellikle kaçınmak istediklerini, aksi halde “bu zinciri inşa etmek için harcanan yılların anlamının kalmayacağını” vurguluyor. Bu amaçla, kurucuları bizzat bulup MegaETH üzerinde inşa etmeye ikna etmeye odaklandıklarını, ancak önceki döngüde kötü UX nedeniyle birçok potansiyel kurucunun on-chain ürün çıkarmadığını, bu döngüde de önemli kısmının AI alanına kaydığını belirtiyor.
Yang, “geliştiricilerin zaten gitmiş olabileceği” uyarısını yaparken, Ethereum’un “güvenilir tarafsızlık” ilkesine sığınıp hiçbir yön işareti sunmamasının sonunda “yeni uygulama çıkmayan” bir ekosisteme yol açabileceğini savunuyor. MegaETH, buna karşılık *altyapı*, *sermaye* ve *topluluğu* kullanarak farklılaşan uygulamaları aktif biçimde desteklemeyi planlıyor.
Token dağılımı ve mülkiyet yapısı da Yang’ın eleştirdiği başlıklar arasında. Ona göre “fiyat keşfi giderek kapalı piyasalara kaydıkça, sıradan katılımcıların adil erişim fırsatı ortadan kalkıyor”. Eskiden halka açık borsalarda gerçekleşen fiyat oluşumu, bugün çoğunlukla *özel yatırım turları* sırasında bitiyor. Geleneksel teknoloji şirketlerinde kullanıcıların hissedar olmaması sorun olmayabilir; ancak kriptoda kullanıcıların, kullandıkları uygulamaların “ortak sahibi” olacağı sözü verildi. Gerçekte ise, token dağıtımı çoğu zaman az sayıdaki erken yatırımcı ve içeriden kişiyi çok güçlü kılacak şekilde tasarlandı.
MegaLabs, buna karşı “kullanıcı katılımlı mülkiyet” modelini test etti. Verilen bir örnekte, belirli bir turda *Echo* uygulaması kullanıcılarının yüzde 80’i katılım başvurusu yaptı ve 25 katı aşan talep oluştu. Yang, bunu “kullanıcılara mülkiyete katılma imkânı tanımanın işe yaradığının kanıtı” olarak görüyor ve MegaETH ile ilgili ilerideki token–hisse yapılarına da aynı felsefeyi yansıtmayı planladıklarını söylüyor.
Lei Yang’ın değerlendirmeleri, Ethereum’un ölçeklenme tartışmasının artık sadece “gas ücretini düşürmek için teknik yarış” olmaktan çıktığını ortaya koyuyor. Bugün yeniden şekillenen gündem; *layer1–layer2 mimarisi*, *regülasyon ve yönetişim modelleri*, *stabilcoin odaklı gelir yapıları*, *token mülkiyet dağılımı* ve hatta *AI ajanlarının zincir üzerindeki rolüne* kadar uzanıyor. MegaETH’nin sunduğu ultra hızlı layer2 tasarımı, *Proximity Market* modeli ve *USDM* temelli işleyişin, Ethereum ekosisteminde uzun vadeli bir standarda dönüşüp dönüşmeyeceği belirsiz. Ancak *Ethereum(ETH)* için ölçeklenme odağının yeniden layer1 tarafına kaydığı bir dönemde, bu tür deneylerin ekosisteme yön veren etkiler yaratacağı ve tartışmanın çerçevesini genişleteceği açık görünüyor.
Yorum 0