Kapitalizmin geleceğinin ‘zekâ, enerji, sermaye, emek’ ekseninde yeniden şekillendiği tezi, teknoloji ve finans çevrelerinde giderek daha fazla konuşuluyor. Yapay zeka(AI), robotlar, devasa veri merkezleri ve yeni nesil ‘trading’ araçlarının birleşimiyle, şirketlerin nasıl büyüdüğü ve sermayenin nasıl biriktiği kökten değişebilir. Bazı analistler, bu dört kaynağı aynı anda kontrol eden şirketlerin ‘sonsuz sermaye üretme kapasitesi’ne yaklaşabileceğini savunuyor. ‘yorum: Bu çerçeve, özellikle AI, enerji altyapısı, robotik ve finansal piyasaların kesiştiği noktada orta-uzun vadeli yatırım anlatısını güçlendiren bir bakış açısı sunuyor.’
Bu tartışmaların merkezinde yer alan isimlerden biri olan teknoloji girişimcisi 조시 케일(Josh Kale), modern kapitalizmin temel gücünü belirleyen kaynakları ‘zekâ(intelligence), enerji(energy), sermaye(capital), emek(labor)’ olarak sınıflandırıyor. 케일’e göre bu dört ayağı aynı çatı altında toplayan şirketler, klasik anlamdaki ‘dış sermaye’ye olan ihtiyacını giderek azaltıyor ve şirket içinde adeta ‘kendi kendini finanse eden’ bir sermaye makinesi kurabiliyor. Onun sunmuş olduğu bu çerçeve, artık soyut bir teori değil; hangi şirketlerin gelecekte piyasayı domine edebileceğini analiz etmek için pratik bir araç olarak görülüyor. Özellikle AI, robotik, veri merkezleri ve finansal altyapıyı aynı anda inşa etmeye çalışan büyük teknoloji şirketlerinin stratejisini anlamak için güçlü bir referans noktası oluşturuyor. 케일, bu dört kaynağı ‘kapitalizmin sonsuzluk eldiveni’ne benzetiyor ve tek bir şirketin bu dört taşı da topladığı anda oyunun kazananının büyük ölçüde belli olacağını savunuyor.
Bu bağlamda 케일’in bizzat geliştirme sürecine katıldığı ‘유포리아(Euphoria)’ adlı trading aracı, piyasadaki bu dönüşümü doğrudan kullanmayı hedefleyen bir platform olarak öne çıkıyor. 유포리아, anlık fiyat grafiğini ızgara şeklinde bir grid yapısına çeviriyor ve fiyat belli bantlardan geçtiği anda milisaniye seviyesinde pozisyon açma-kapama imkânı sunuyor. Geleneksel HTS ve mobil uygulamalarda emir girişi, onay ve gerçekleşme gibi çok adımlı süreçler gerekirken, 유포리아 ‘hız’ ve ‘kaldıraç’ odağıyla ayrışıyor. 케일, ‘daha hızlı ve daha yüksek kaldıraçla işlem yapmayı gerçekten optimize eden bir uygulama hâlâ yok’ diyerek, özellikle ‘Fed FOMC kararları, istihdam verileri, büyük şirket bilançoları’ gibi volatiliteyi patlatan olaylarda bu hız farkının kısa vadeli trader’lara ciddi avantaj sağlayacağını savunuyor. Sonuçta 유포리아, ‘bilgi ile fiyat tepkisi arasındaki zaman boşluğunu’ minimuma indirmeye çalışan bir araç niteliği taşıyor; gerçek zamanlı ‘event-driven’ işlemler yaygınlaştıkça, bu tür platformlarda kullanım kolaylığı ve emir gerçekleşme hızı kritik bir rekabet unsuru haline gelecek.
케일, AI devrimini mümkün kılan çekirdek mimari olan ‘Transformer’ yapısını, ‘bir taraftan enerji koyduğunuzda diğer taraftan zekâ çıktısı veren bir makine’ olarak tanımlıyor. Elektrik, çip ve veri girdiğinizde; dil, kod, görsel üretimi ve hatta strateji kurma gibi farklı ‘zekâ türleri’ çıktısı alındığına dikkat çekiyor. Onun öngörüsüne göre yakın gelecekte ‘zekâ’, kıt bir varlık olmaktan çıkıp neredeyse ‘ham madde benzeri bir commodity’ye dönüşecek. Yani belirli birkaç şirketin tekelinde kalan stratejik kaynak olmaktan ziyade, düşük maliyetle herkesin erişebildiği ‘ortak altyapı’ halini alacak. Bu senaryoda maliyet yapısını belirleyen şey, doğrudan ‘zekânın kendisi’ değil; enerji, donanım ve veri merkezleri gibi fiziksel bileşenler olacak. AI aynı zamanda şirket içi bürokrasiyi otomatikleştiren ve karar alma hızını artıran bir araca dönüşüyor. Özellikle Google(GOOGL)’ın geliştirdiği AI modelleri ve ‘agent’ çözümleri, şirketler için bir tür ‘merkezi sinir sistemi’ olmayı hedefliyor. Tüm dokümanlar, e-postalar ve önceki karar kayıtlarını öğrenmiş bir AI, yönetim kadrosu ile çalışanların kararlarını doğrudan desteklediğinde, ‘zekânın maliyeti’ hızla düşerken şirketlerin kaldıraç etkisi ciddi biçimde büyüyor.
Bu süreç, iş gücü piyasasında da yapısal bir kaymaya işaret ediyor. 케일’e göre AI, şirketlerin ‘orta kademe yönetici’ tabakasını doğrudan hedef alıyor. Tüm şirket verisini bütünsel şekilde anlayabilen ve bağlam kurabilen bir AI ortaya çıktığında; rapor hazırlama, özet çıkarma, koordinasyon sağlama gibi işlevlerin önemli kısmı otomatik hale gelebilir. 케일, Google’ın bu dönüşümün merkezinde yer alacağını düşünüyor. Şirket, kendi AI araçlarını yalnızca bir ‘arama motoru eklentisi’ olarak değil, dış şirketler için tam kapsamlı bir ‘organizasyon işletim sistemi’ne dönüştürmeye odaklanıyor. Karar desteği, doküman üretimi, toplantı özeti, proje yönetimi gibi süreçler Google AI üzerinden yürütüldüğünde, kurumsal hiyerarşinin giderek ‘yassılaşması’ kaçınılmaz hale geliyor. Böyle bir değişim, sadece maliyet kısmanın ötesinde; ‘insan merkezli ara katmanları’ AI ile ikame ederek karar alma hızını ve şeffaflığını artırabilir. Ancak aynı zamanda geleneksel ofis ve yönetici pozisyonları üzerinde ciddi bir baskı da yaratacak. ‘yorum: Özellikle beyaz yaka ve orta kademe yöneticiler için bu tablo, upskilling/reskilling baskısının hızlanacağına işaret ediyor.’
Google’ın AI alanındaki konumu, Apple(AAPL) ile yaptığı ‘AI tedariki ağırlıklı’ anlaşmalarla daha da güçlenmiş durumda. 케일, Google’ın Apple ekosistemine gömülen AI çözümlerini, ‘AI hegemonyası’ mücadelesinde kritik dönemeç olarak görüyor. iPhone ve Mac kullanıcı deneyiminin kalbine Google AI yerleştiğinde, şirket pratikte ‘dünyanın en büyük tüketici cihaz ekosistemi’ üzerinde kendi zekâ altyapısını çalıştırmış olacak. 케일, özellikle Chrome tarayıcısı içinden çalışan Gemini ajanlarını örnek vererek, Google’ın sahip olduğu arama geçmişi, Maps verileri, YouTube davranışları, Gmail ve Drive dokümanları gibi devasa kullanıcı datasının AI performansını doğrudan yukarı çektiğini vurguluyor. Bu birleşik veri havuzu, kullanıcıyı platforma kilitleyen güçlü bir ‘lock-in’ etkisi yaratıyor. Google, elindeki veri ve sermaye gücünü kullanarak AI ürünlerini fiilen ‘sübvansiyonlu’ şekilde piyasaya sürüyor; 케일’e göre şirket, kısa vadeli kârlılığı maksimize etmek yerine, güçlü ürünleri ücretsiz ya da çok düşük fiyatla sunarak pazar payını hızla büyütmeyi tercih ediyor. Bu yaklaşım, yüksek maliyetli abonelik modellerine dayanan rakiplerle keskin bir tezat oluşturuyor.
Diğer tarafta OpenAI, maliyet tarafında daha sıkışık bir tabloyla karşı karşıya. 케일, OpenAI’nin artan eğitim ve çıkarım (inference) giderlerini dengeleyecek ölçekte kârlılık üretemediğini, bu durumun sermaye bulma kapasitesini zamanla zayıflatabileceğini savunuyor. Pek çok teknoloji şirketinin inovasyon doygunluğuna ulaştığında ‘kullanıcıdan değer çekmeye odaklanan, ekstraktif bir yapıya’ dönüştüğünü hatırlatıyor. OpenAI’nin de kâr baskısı altında fiyat artırımı, ücretsiz özellikleri kısıtlama veya kullanıcı verisini daha agresif kullanma gibi, kısa vadeli gelirleri şişiren seçeneklerle karşı karşıya kalabileceğini öngörüyor. Buna karşılık Google, halihazırda devasa bir nakit akışına sahip olduğu için ‘şu anda paraya acil ihtiyacı olmayan’ bir oyuncu gibi davranabiliyor. İki şirket arasındaki bu fark, uzun vadede hangi oyuncunun daha agresif AI yatırımı ve ürün stratejisini sürdürebileceğini belirleyen önemli bir değişken haline gelebilir.
Dört kaynaktan ‘enerji’, 케일’e göre en temel eksen. AI modelleri ne kadar gelişirse gelişsin, eğitim ve çıkarım yapan veri merkezlerinin kalbinde hâlâ ‘elektrik’ var. 케일, 2030 civarında ABD’deki veri merkezi elektrik tüketiminde AI’ya ayrılan payın toplam içindeki çok büyük bir oranı işgal edebileceğini öne sürüyor. O, nihayetinde ‘Watt’ biriminin sermayenin nihai formuna dönüşebileceğini düşünüyor. Yeterli enerjiyi ucuz ve güvenilir şekilde elde edebilen aktörler, bu gücü daha fazla AI işlemi, daha fazla robot ve daha fazla otomasyon tesisi çalıştırmak için kullanabilecek; tüm bu döngü yeniden üretkenlik ve sermaye birikimini katlayarak artıracak. Bu nedenle enerji üretim teknolojileri –özellikle yenilenebilir kaynaklar ve küçük modüler reaktörler(SMR) gibi yeni nesil altyapılar– AI’dan bağımsız düşünülemeyecek bir stratejik alan haline geliyor. Enerjiyi ne kadar ‘ucuz, bol ve kesintisiz’ sunabildiğiniz, hem ülkeler hem de şirketler için birincil rekabet kriteri olacak.
AI ve robotların birleşimi ise emek piyasasında radikal bir dönüşüm anlamına geliyor. 케일, ‘insan faktörünün’ 7/24 çalışan robotlarla ikame edildiği noktada üretkenlik dinamiklerinin bambaşka bir dengeye oturacağını savunuyor. Ona göre daha bu yıl içinde, hem sokakta hem de üretim tesislerinde insanla yan yana yürüyen ve çalışan humanoid robotların görülmesi mümkün. Zekâ maliyetinin düşmesi ve robot birim maliyeti ile bakım giderlerinin gerilemesi halinde, şirketler aynı cirodan çok daha yüksek kâr marjı elde edebilecek. 케일, bu senaryoda şirket kârlarına dayalı GSYH türü göstergelerin neredeyse ‘tavana çarpmadan yukarı gidebileceğini’ iddia ediyor. Buna karşılık, insan emeğinin değeri ve rolü yapısal olarak yeniden tanımlanmak zorunda kalacak. Buradaki mesele artık klasik otomasyon artışından ziyade, ‘zekâya sahip işgücünün fiilen sınırsızlaşması’; teknolojiyi daha hızlı benimseyen ülkeler ve sektörler ile geride kalanlar arasındaki fark, çok daha keskin bir uçuruma dönüşebilir.
Büyük ölçekli karmaşık üretim ve ulaşımda ise Tesla(TSLA) öne çıkan aday olarak gösteriliyor. 케일, elektrikli araç, batarya, fabrika otomasyonu, robotik ve otonom sürüşü aynı anda ve entegre olarak yürüten tek şirketin Tesla olduğunu vurguluyor. Bu yetkinlikler, gelecekte ‘büyük fiziki varlıkları kitlesel olarak üretme kapasitesine’ doğrudan çevrilebilir. 케일, ‘bugün doğan bir çocuğun hayatı boyunca bir otomobile sahip olma ihtiyacının kalmayabileceğini’ dile getiriyor. Otonom sürüş, robotaksi ve paylaşımlı mobilite hizmetleri yeterince olgunlaştığında, bireysel otomobil sahipliğinin hem daha pahalı hem de daha zahmetli bir tercih haline geleceği görüşünde. Benzer şekilde humanoid robotların seri üretim ve konuşlandırma aşamasına geçildiğinde, dev fabrikaları tasarlama ve işletme konusundaki Tesla deneyiminin, yeni rakipler için ciddi bir giriş bariyeri yaratacağı öne sürülüyor. Tesla, zekâ, enerji ve emek(robotsal işgücü) eksenlerini birleştirdikçe, dış finansman maliyetinin göreli önemi azalırken büyüme hızı daha da artabilir.
Enerji ve AI talebinin birlikte patlaması halinde, 케일’e göre veri merkezlerini ‘yeryüzü dışına’, yani uzaya taşıma fikri bile ekonomik rasyonel kazanabilir. Yeterli enerjinin sağlanabildiği varsayımıyla, uzay boşluğu, veri merkezi işletmek için bazı açılardan elverişli bir ortam sunuyor. Uzay vakum koşulları soğutma problemini basitleştirirken, güneş enerjisi verimi de dünyaya kıyasla 7–8 kat daha yüksek olabilir. Fırlatma ve altyapı maliyetleri, sağlanan enerji verimliliğiyle dengelenebilirse, ‘uzay tabanlı AI veri merkezleri’ başlı başına yeni bir endüstri kategorisi haline gelebilir. Bu senaryo, uzay sanayi, AI ve enerji sektörlerinin tek bir ekosistem içinde kenetlenmesi anlamına geliyor ve uzun vadede veri egemenliği, ulusal güvenlik ve küresel hesaplama gücü yarışında yeni bir cephe açabilir.
Genel resme bakıldığında 케일, zekâ, enerji, sermaye ve emeğin aynı şirket bünyesinde birleştiği anda ‘kapitalizm oyununun galibi’nin fiilen belirlendiği görüşünde. Onun analizine göre Google, zekâ (AI) ve sermaye tarafında en ilerideki konumda; şirketin kendi tasarımı olan TPU çipleri belirli AI iş yüklerinde genel amaçlı GPU’lara kıyasla çok daha verimli bir araç sunuyor. Tesla ise enerji, üretim, robot ve otonom sürüşü bir araya getirerek güçlü bir büyüme ‘flywheel’i inşa etmiş durumda. 케일, bu eksenlerin birkaçını aynı anda elinde bulunduran şirketlerin momentumunun, artık kolay kolay kırılmayacak bir ivmeye ulaştığını düşünüyor. Bu çerçeveden bakıldığında AI, enerji, robotlar ve trading altyapısının birleşimi, sadece teknolojik ilerleme değil, aynı zamanda kapitalizmin yapısını baştan çizen bir süreç gibi görünüyor. Önümüzdeki onlarca yılda küresel ekonomik güç dengelerini belirleyecek olan, hangi şirketin bu dört kaynağı ne kadar hızlı ve ne kadar derinlemesine entegre edebildiği olacak.
Yorum 0