Wall Street, ‘tokenize edilmiş hisse senetleri’ ve ‘24 saat (24/7) hisse senedi işlemleri’ vizyonuyla piyasa yapısını dönüştürme hızını artırıyor. Ancak işlemin gerçekleştiği anda anında takası zorunlu kılan ‘anlık takas(instant settlement)’ modeline karşı, kurumsal yatırımcıların temkinli duruşu dikkat çekiyor.
Tokenizasyon(tokenization), hisse senedi gibi geleneksel varlıkların blokzincir ağı üzerinde token şeklinde temsil edilmesini ifade ediyor. Teoride bu yaklaşım, onlarca yıldır kullanılan piyasa altyapısını modernize ederek, menkul kıymetlerin transferi ve takasının anında sonuçlanmasını ve seans dışı saatler de dahil olmak üzere 24 saat işlem yapılmasını mümkün kılabilir.
Son dönemde bu fikir daha fazla ivme kazanmış durumda. New York Menkul Kıymetler Borsası’nın işletmecisi Intercontinental Exchange(ICE) ve Nasdaq(Nasdaq), birbiri ardına ‘kripto yerel(crypto-native)’ borsalarla büyük iş birlikleri duyurarak, tokenize edilmiş hisse senetlerini piyasaya entegre etme planlarını hızlandırıyor. Borsalar, tokenize hisseleri ve uzun işlem saatlerini birleştirerek yeni gelir kanalları yaratmaya çalışırken, sahada “kağıt üzerindeki ideal teknoloji ile gerçek piyasa işleyişi aynı değil” görüşü öne çıkıyor. İşlemler hızlandıkça, fonlama, likidite dağılımı ve gün içi risk yönetimi gibi ‘operasyonel gerçekler’ çok daha hassas hale geliyor.
Kurumsal tarafın en büyük çekincelerinden biri ‘anlık takas’ modeli. TD Securities’te ABD hisse piyasası yapısından sorumlu başkan yardımcısı Reid Noch, “Kurumsal yatırımcılar genel olarak anlık takas fikrinden hoşlanmıyor” diyor. Noch’a göre, back office (takas, saklama, mutabakat gibi arka ofis süreçleri) tarafında teknik verimlilik artsa da, işlemle birlikte takasın da zorunlu hale gelmesi profesyonel yatırımcılar için yeni bir sürtünme maliyeti doğuruyor.
ABD hisse piyasasında şu an ‘T+1’ takas yapısı geçerli. Yani işlem gerçekleştikten bir iş günü sonra takas tamamlanıyor. Bu zaman farkı sayesinde broker ve trading şirketleri gün boyunca pozisyonlarını karşılıklı mahsup edebiliyor(netting) ve ihtiyaç duydukları fonları organize edebiliyor. Anlık takas ise, pratikte, işlemler yapılmadan önce tüm takas fonlarının hazır tutulmasını gerektiriyor. Noch, “Kimse gerçekte ‘önceden fonlama(prefunded)’ modelini istemiyor” diyerek, anlık takasın piyasa standardına dönüşmesi halinde trading şirketlerinin gün içinde sürekli fonlama yapmak zorunda kalacağını, bunun da maliyetleri artırıp likiditeyi azaltabileceğini vurguluyor.
Özellikle seans sonuna doğru olduğu gibi, işlemlerin yoğunlaştığı zaman dilimlerinde etkinin daha belirginleşebileceği belirtiliyor. Büyük hacimli emirler aynı anda gerçekleştiğinde, aracı kurum ve piyasa yapıcıların (market maker) bilanço limitleri daha hızlı dolabilir. Bu da belirli zaman aralıklarında işlem maliyetlerinin artmasına ve likiditenin gün içine eşit dağılmamasına yol açabilir.
Bireysel yatırımcılar açısından ise tablo farklı olabilir. Perakende yatırımcıların, tokenize piyasaları çok daha hızlı benimsemesi bekleniyor. Dijital cüzdan üzerinden hisseleri doğrudan saklayabilmek ya da geleneksel işlem saatleri dışında da alım satım yapabilmek gibi tokenize hisselerin sunduğu faydalar, kurumlardan çok bireylerin günlük ihtiyaçlarıyla örtüşüyor. ABD hisse piyasasında perakende yatırımcıların payı kabaca yüzde 20 civarında tahmin edilse de, bazı hisselerde günlük hacmin yarısından fazlasını oluşturabiliyorlar. Spekülatif ‘meme hisselerinde(meme stocks)’ bu oran geçmişte yüzde 90’ı aşmıştı.
Noch, özellikle ABD piyasaları kapalıyken Amerikan hisselerine erişmek isteyen yurt dışındaki bireysel yatırımcılar için tokenize borsaların son derece cazip olabileceğine dikkat çekiyor. Bu yatırımcılar açısından, geleneksel bir aracı kurumda hesap açıp evrak prosedürlerini tamamlamaktansa, bir kripto platformu üzerinden erişim sağlamak çoğu zaman daha kolay. Zamanla likidite önemli ölçüde tokenize platformlara kayarsa, kurumların da buna kayıtsız kalamayacağı değerlendiriliyor. Noch, “Perakende likiditesi o tarafa kayıp anlamlı bir hacme ulaşırsa, kurumların katılmamayı tercih etmesi fiilen mümkün olmaz” diyor.
Ancak geçiş sürecinin pürüzsüz olmayacağı da net. Öne çıkan en büyük risklerden biri piyasa parçalanması(fragmentation). Aynı hissenin farklı blokzincirlerde ya da birden fazla tokenize platformda farklı formatlarda alınıp satılması, işlemleri dağıtarak şeffaflığı ve sağlıklı ‘fiyat keşfi(price discovery)’ sürecini zayıflatabilir. ABD hisse piyasalarının en büyük avantajlarından biri olan ‘tek fiyat’ yapısı bu şekilde bozulabilir. Noch, “Çoğu şirket yalnızca tek bir hisse sınıfına sahip. Bir anda hak yapısı ya da likidite özellikleri farklı birden çok tokenize versiyon ortaya çıkarsa, yatırımcıların gerçekte neye sahip olduğu konusunda ciddi karışıklıklar yaşanabilir” uyarısında bulunuyor.
Bütün bu soru işaretlerine rağmen, borsa dünyasında işlem saatlerinin uzatılmasına yönelik eğilim sürüyor. Halihazırda birçok borsa, seans saatlerini genişletmeyi tartışıyor ve önümüzdeki yıllarda ‘neredeyse 24 saat açık’ piyasa modelleri masaya gelebilir. Tokenize hisseler bu dönüşümün görünmez aktörlerinden biri haline gelebilir. Takas ve saklama gibi altyapı unsurlarını arka planda modernize ederken, yatırımcıların hisse senetlerine erişim biçimini de kademeli olarak dönüştürebilir. Ancak mevcut tablo, bugünün piyasasını asıl yönlendiren kurumlar yerine, konfordan ve erişim kolaylığından yana tavır alan bireysel yatırımcıların, tokenize hisse piyasalarını daha hızlı benimseyebileceğine işaret ediyor.
Yorum 0