오버teminatlı kripto kredilerini çevreleyen ‘getiri yeterliliği’ tartışması, merkeziyetsiz finans(DeFi) piyasasında yeniden alevlendi. Özellikle Morpho(MORPHO) etrafında hızla büyüyen zincir üstü kredi modellerinde, üstlenilen gerçek risk karşılığında sunulan getirinin yeterli olup olmadığı konusunda görüşler sert şekilde ayrışıyor.
DeFiLlama verilerine göre Morpho, yaklaşık 7 milyar dolarlık toplam kilitli varlık(TVL) seviyesine ulaşmış durumda ve Coinbase(COIN), Kraken gibi büyük borsalar üzerinden önemli likidite çekiyor. Apollo Global Management, önümüzdeki 4 yıl içinde MORPHO token arzının en fazla %9’unu satın almayı taahhüt ederken, Ethereum Vakfı da yaklaşık 19 milyon dolar tutarında varlık yatırdı. Kurumsal sermayenin de devreye girmesiyle piyasadaki güven algısı yükselse de, platformun getiri modeline yönelik tartışmalar tam tersine büyümüş durumda.
DeFi araştırma grubu Dirt Roads’tan Luca Prosperi(Luca Prosperi), Morpho yapısını geleneksel finans modelleriyle karşılaştırarak eleştiriyor. Prosperi’ye göre kullanıcıların USDC yatırması, pratikte ‘risksiz tahvil + teminat varlık üzerine satılmış bir satım opsiyonu(put)’ bileşimi gibi çalışıyor.
Prosperi, Ethereum(ETH) fiyat oynaklığına (yıllık yaklaşık %75) ve kredi-teminat oranına(LTV) göre hesaplandığında, ‘adil’ faizin ABD SOFR oranının(%3,65) en az 2,5–4 puan üzerinde olması gerektiğini savunuyor. Buna karşın Morpho üzerindeki USDC mevduat getirileri yıllık yalnızca %2–4 bandında kalıyor. Kripto yatırımcısı Santiago Roel(Santiago Roel) ise birçok bireysel kullanıcının bu ürünleri ‘klasik mevduat’ gibi algıladığını belirterek, geçmişte DeFi’de yüksek getirilerin riski telafi ettiğini, bugün ise oldukça farklı risk profiline sahip ürünlerin benzer derecede düşük faizlerle sunulduğunu iddia ediyor.
Karşı cephede ise sert itirazlar var. Steakhouse Financial, Morpho’nun yapısının opsiyon modelinden çok bir ‘repo(geri alım anlaşması)’ işlemini andırdığını öne sürüyor. Teminatların akıllı kontratlarda kilitlenmesi ve fiyat düşüşlerinde otomatik tasfiye mekanizmasının devreye girmesi nedeniyle, borç veren tarafın pozisyonunun pratikte doğrudan teminatı elde tutmaya çok yakın olduğu savunuluyor.
Tartışmanın merkezindeki kavram ‘kayıp oranı(LGD)’ olarak öne çıkıyor. Prosperi modellerinde yaklaşık %5 kayıp varsayarken, zincir üstü tasfiyelerden elde edilen gerçek verilere bakan taraf, mevduat sahiplerinin kayıp yaşadığı örneklerin neredeyse hiç olmadığını hatırlatıyor. Bu yılın başında Bitcoin(BTC) ve Ethereum(ETH) fiyatları sert düşerken yaklaşık 238 milyon dolar tutarında tasfiye gerçekleşmesine rağmen, mevduat tarafında kayıp görülmemesi bu argümanı destekleyen örnek olarak öne çıkarılıyor. Flashbots strateji sorumlusu Hasu(Hasu) da “yanlış girilen parametreler kaçınılmaz olarak yanlış sonuç üretir” diyerek, tarihsel zincir üstü verilere göre fazladan 0,03–0,3 puanlık bir spreadin bile yeterli olabileceğini savunuyor.
Spark ekibinden MonetSupply(MonetSupply) ise tartışmaya bambaşka bir açıdan yaklaşıyor. Ona göre asıl mesele fiyat oynaklığı değil, ‘temel risk’. Güncel DeFi kredi piyasasında teminatların önemli bölümü sarılmış(wrapped) Bitcoin veya likit staking token’larından oluşuyor ve bu varlık sınıfı; saklama(custody) hatası, akıllı kontrat açıkları, oracle arızaları gibi düşük olasılıklı ancak gerçekleştiğinde %100’e varan kalıcı kayıplara yol açabilecek riskler taşıyor.
Öte yandan zincir üstü varlıkların anında hareket ettirilebilir olması da bir ‘likidite primi’ yaratıyor. Geleneksel finans ürünleriyle kıyaslandığında nominal faiz oranı daha düşük olsa bile, sermayeye hızlı ve kesintisiz erişim imkanı bazı yatırımcılar için bu farkı dengeleyen, hatta aşan bir değer sunabiliyor.
Piyasanın bir diğer bölümü ise DeFi getirilerini doğrudan geleneksel faiz oranlarıyla karşılaştırmanın baştan hatalı olduğunu düşünüyor. Sansüre dayanıklılık, modüler yapıda farklı protokollerle birleştirilebilirlik ve anında çekim imkanı gibi özelliklerin, klasik finans ürünlerinde bire bir karşılığı olmadığı vurgulanıyor.
Buna rağmen tartışmanın her iki tarafı da bazı noktalarda birleşiyor. Çoğu bireysel yatırımcının üstlendiği kredi ve protokol riskini tam olarak anlamadığı, aynı protokol içindeki farklı ‘vault’ ve havuzların bile ciddi ölçüde değişen risk profillerine sahip olduğu belirtiliyor. Son dönemde yaşanan Resolve saldırısı ve çeşitli DeFi projelerinin çöküşü de mevcut modellerin yalnızca ‘iyi piyasa koşullarında’ test edilmiş olabileceğine işaret ediyor.
Sonuçta odak soru değişmiyor: ‘Teorik risk modellerine’ mi, yoksa ‘şimdiye kadar oluşmuş fiili kayıp verilerine’ mi daha fazla güvenilmeli? Piyasalar sakin seyrettiği sürece bugünkü düşük getiriler rasyonel görünebilir. Ancak bir sonraki sert düşüş ya da yapısal arıza döneminde, şu anki fiyatlamanın aslında ‘yanlış fiyatlanmış risk’ olduğu ortaya çıkabilir.
Bu nedenle Morpho özelinde ve genel olarak DeFi kredi piyasasında asıl sınavın henüz gelmediği, bu segmentin gerçek dayanıklılığının ancak ciddi bir stres döneminde ortaya çıkacağı yönünde değerlendirmeler öne çıkıyor.
Yorum 0