Dijital varlık piyasası ödeme, para transferi ve varlık tokenizasyonu alanlarında hızla büyürken, geleneksel finansın talep ettiği düzeyde ‘onchain veri altyapısı’ kurmak sektörün en kritik başlıklarından biri haline geldi. Tiger Research’ün yakın tarihli raporuna göre, blokzincirde herkese açık şekilde bulunan veriler tek başına kullanıma hazır değil. Bu verilerin muhasebe, vergi, denetim ve uyum süreçlerine entegre edilebilmesi için ‘tamlık’, ‘tutarlılık’ ve ‘istikrar’ sağlayan ayrı bir veri hattı gerekiyor.
Rapora göre blokzincir artık sadece potansiyeli test edilen deneysel bir alan değil. Stabil kripto paralar yıllık bazda trilyonlarca dolarlık işlemi taşırken, hisse senedi ve tahvil gibi geleneksel varlıkların tokenizasyonu da hız kazanıyor. Ancak burada temel sorun şu: Geleneksel finans sistemleri standartlaştırılmış ve düzenli veriyle çalışıyor, blokzincir kayıtları ise çoğu zaman indeksleme, kod çözme ve normalizasyon gerektiren ham veri niteliği taşıyor. Başka bir deyişle, düzenli bir muhasebe defteri yerine büyük bir fiş yığınıyla karşı karşıya kalınıyor.
Bu sınırlamalar, dijital varlık piyasasının ilk dönemlerinde daha az görünürdü. Çünkü katılımcı sayısı sınırlıydı ve yürütülen işlemler görece basitti. Örneğin JPMorgan’ın kurumsal müşterilere odaklanan mevduat tokeni projesi gibi örneklerde, gerçek zamanlılık ve çok yüksek hassasiyet her zaman kritik değildi. Belirli bir süre sonunda sonuçların uyumlu olması, yani ‘nihai tutarlılık’, operasyon için yeterli olabiliyordu.
Fakat onchain ekosistem büyüdükçe tablo değişti. Varlık türleri arttı, işlem hacimleri yükseldi ve yalnızca düğüm çalıştırmak, dış RPC hizmeti kullanmak ya da temel API çağrıları yapmak, geleneksel finans kurumlarının beklentilerini karşılamamaya başladı. Tiger Research, güvenilir bir ‘onchain veri altyapısı’ için üç temel şart sıralıyor: ‘tamlık’, ‘tutarlılık’ ve ‘istikrar’.
‘Tamlık’, blokzincir kayıtlarındaki tüm işlemlerin eksiksiz biçimde toplanıp işlenmesi anlamına geliyor. Düğüm arızaları veya ağ sorunları nedeniyle bazı blokların atlanması, işlem kayıtlarında boşluk yaratabiliyor. Sonrasında indeksleyici belirli token standartlarını veya etkinlik yapılarını doğru çözemediğinde veri kaybı daha da büyüyebiliyor. Örneğin Solana(SOL) tarafında sadece eski token standartlarının okunup genişletilmiş standartların gözden kaçırılması, bazı token transferlerinin tamamen görünmez hale gelmesine yol açabiliyor.
‘Tutarlılık’ ise toplanan verinin nihai defter durumu ile gerçekten birebir örtüşüp örtüşmediğini sorguluyor. Blokzincirlerde uzlaşma süreci sırasında geçici olarak birden fazla blok geçerli görünebildiği için ‘reorg’ denilen yeniden düzenleme durumları yaşanabiliyor. Bu da başlangıçta geçerli kabul edilen bazı işlemlerin son kayıtta yer almaması anlamına geliyor. Buna düğüm istemcilerindeki yazılım hataları da eklendiğinde, işlem işleme ya da ücret hesaplama tarafında yanlış sonuçlar ortaya çıkabiliyor. Geleneksel finans açısından bu, müşteri varlıklarının yanlış gösterilmesi veya takas-mutabakat sorunları gibi ciddi riskler doğuruyor.
‘İstikrar’ da en az diğer başlıklar kadar önemli. Blokzincir altyapısı 7 gün 24 saat çalışan ağlar üzerinde ilerlediği için, yoğun talep anlarında bile veri toplama, işleme ve sorgulama süreçlerinin kesintisiz sürmesi gerekiyor. Ancak yalnızca birden fazla düğümü yan yana koymak bu sorunu çözmüyor. Çünkü her düğüm aynı anda senkronize olmayabiliyor ve aynı sorguya farklı yanıtlar verebiliyor. Geleneksel finans kurumları ise sadece anlık bakiyeyi değil, belli bir andaki bakiyenin nasıl oluştuğunu da takip etmek zorunda. Bu yüzden arşiv düğümleri ve yüksek kapasiteli depolama altyapısı da gerekli hale geliyor.
Bu çerçevede, Güney Kore merkezli blokzincir altyapı şirketi Lambda256’ın çözümü olarak sunduğu ürün ‘Nodit DataShare’ öne çıkıyor. Dunamu’nun blokzincir teknoloji iştiraklerinden biri olan Lambda256, borsalar, finans kuruluşları ve web3 şirketleriyle edindiği operasyon tecrübesinin ardından 2024’te web3 geliştirme platformu Nodit’i, daha yakın dönemde ise onchain veri ürünü DataShare’i tanıttı. Rapora göre ürün, resmi lansman öncesinde bazı iş ortaklarına iki yıldan uzun süre veri ambarı formunda sunuldu ve sahada test edildi.
Ürünün teknik farkı çoklu zincir yapısında toplanıyor. Çünkü her blokzincirin veri yapısı, kayıt mantığı ve güncelleme periyodu farklı. Bu yüzden tek tip bir veri toplama modeli yeterli olmuyor. DataShare’in kendi indeksleme motoru ve yüksek performanslı veri hattı sayesinde zincirler arasındaki farkları dikkate aldığı, yeni standartlar ve güncellemeler karşısında da uyum sağlayabildiği belirtiliyor. Kaynak veri toplama süreci, Nodit’in hiper düğüm mimarisi üzerinden yürütülüyor. Burada asgari kullanılabilir düğüm sayısı ile gecikme ve kurtarma eşikleri izlenerek tekil düğüm sorunlarının sistem geneline yayılması sınırlandırılıyor.
Ürünün en dikkat çekici yönlerinden biri, toplanan veriye ayrıca doğrulama süreci uygulanması. Bu kapsamda blok yeniden düzenlemeleri, düğüm istemcisi hataları ve güncelleme sonrası veri farklılıkları kontrol ediliyor. İşlem sonuçları, olay kayıtları ve bakiye değişimleri çapraz doğrulamadan geçiriliyor. Şu anda 13 temel zincirin doğrudan desteklendiği, Nodit’in hâlihazırda çalıştığı 50’den fazla çoklu zincir yapısı üzerinden de özel veri setlerinin genişletilebildiği aktarılıyor.
Geleneksel finans kurumları için yalnızca veri kalitesi değil, düzenleyici gerekliliklere uyum da belirleyici. Özellikle Güney Kore finans sektöründe ağ ayrımı, erişim kontrolü ve iç ağ kullanımı konularında katı güvenlik standartları bulunuyor. Raporda, DataShare’in yerel IDC tabanlı şirket içi kurulum seçeneği sunduğu ve SOC2 sertifikasıyla güvenlik yönetimi açısından güvenilirlik sağladığı ifade ediliyor. Ayrıca verilerin, kurumların kullandığı AWS S3 benzeri bulut depolama alanlarına doğrudan gönderilebilmesi sayesinde veri konumu ve erişim yetkisinin kurumun kontrolünde kalabildiği belirtiliyor.
Bunun yanında Snowflake, BigQuery ve Databricks gibi büyük veri ambarı çözümleriyle entegrasyonun güçlendirilmesi de temel stratejiler arasında gösteriliyor. Buradaki amaç, ‘onchain veri altyapısı’nı izole bir deney sistemi olmaktan çıkarıp, mevcut finansal iş akışlarının doğal bir parçası haline getirmek.
Raporda, bu altyapının neden gerekli olduğuna dair iki somut kullanım alanı da öne çıkarılıyor. İlki tokenleştirilmiş hisseler. Galaxy Digital, adi hisselerini temsil eden ‘GLXY’ isimli tokeni Solana(SOL) üzerinde ihraç etti. Benzer şekilde Securitize da kendi hissesi ‘SECZ’yi Solana üzerinde piyasaya sürdü. Bu tür yapılarda, geleneksel menkul kıymetler ile onchain token menkul kıymetler aynı anda var olduğundan, belirli bir tarihte kimin neye sahip olduğu ve gerçek faydalanıcının kim olduğu açık biçimde tespit edilebilmeli. Ayrıca bu bilgilerin denetim ve düzenleyici raporlama için kanıtlanabilir olması gerekiyor.
Ancak Solana(SOL) gibi ağlarda işlem kayıtları çok sayıda hesap arasında dağınık biçimde tutuluyor. Tek bir DeFi işlemi bile verinin farklı adres ve hesaplara yayılmasına neden olabiliyor. Buna ek olarak arşiv düğümlerinin yüzlerce terabayt ölçeğine ulaşabilmesi, finans kurumlarının geçmiş veriyi kendi başına geri kurmasını zorlaştırıyor. Rapora göre DataShare, bu dağınık yapıyı temizlenmiş veri setlerine dönüştürerek klasik veri ambarlarında doğrudan sorgulanabilir hale getiriyor ve yüksek hızlı zincirlerde indeksleme gecikmesini azaltmayı hedefliyor.
İkinci örnek ise yapay zeka destekli otonom ödeme sistemleri, yani ‘agentic payment’ yapıları. Coinbase’in x402 isimli onchain ödeme protokolünü duyurmasının ardından, stabil kripto paralar üzerinden otomatik ödeme altyapıları daha fazla ilgi görmeye başladı. Bu modelde insan kontrolü sınırlı olduğu için sistemin bakiye, işlem kesinliği ve olası anomaliyi doğrudan veriye bakarak anlaması gerekiyor. Ne var ki blokzincirlerde ağ yoğunluğu nedeniyle başarısız olan işlem sayısı az değil. Solana(SOL) tarafında oy dışı işlemlerde başarısızlık oranının zaman zaman yüzde 40’ın üzerine çıktığı ifade ediliyor. Başarısız bir işlemin tamamlanmış gibi okunması, gerçekte ödeme yapılmadığı halde bakiyenin düşmüş görünmesine yol açabiliyor.
Rapora göre DataShare, yalnızca kesin olarak tamamlandığı doğrulanan verileri ödeme sistemine aktararak bu riski azaltmayı amaçlıyor. Kesinleşmemiş ya da başarısız işlemler daha veri hattı aşamasında ayıklanıyor ve sadece temizlenmiş veri setleri indeksleniyor. Ayrıca Klaytn ve Kaia gibi yerel blokzincir ağlarına desteğin genişletilmesiyle, belirli küresel ana ağlara bağımlılığın azaltılması da stratejinin bir parçası olarak gösteriliyor.
Sonuç olarak raporun verdiği mesaj net: Dijital varlık alanında rekabet avantajı artık yalnızca blokzinciri kullanıp kullanmamakla ölçülmüyor. Asıl fark, bu ağlarda oluşan verinin ne kadar doğru, kesintisiz ve denetlenebilir biçimde yönetildiğinde ortaya çıkıyor. Tiger Research’e göre ‘onchain veri altyapısı’, geleneksel finansın muhasebe, denetim, risk yönetimi ve düzenleyici uyum süreçlerini birbirine bağlayan ‘referans veri’ katmanına dönüşecek. Piyasa olgunlaştıkça, blokzincirin kendisinden çok, onu finansal operasyonlara sorunsuz biçimde bağlayan ‘onchain veri altyapısı’nın değeri daha görünür hale gelecek.
Yorum 0