Bugünlerde haber manşetleri kötü haberlerle dolup taşarken, 2025 yılının aslında beklenenden daha iyi geçtiğine dair çarpıcı veriler ve istatistikler yayımlandı. ABD’de erken ölümlerin başlıca nedenleri gerilerken, dünya genelinde yaşam kalitesinin arttığını gösteren olumlu işaretler dikkat çekti.
Kötü haberlerin öne çıktığı medya ortamı, insanların gerçek duygularından sapmalar yaşamasına yol açıyor. 2019’da yayımlanan bir araştırma, haber başlıklarında öfke, nefret, korku ve üzüntü gibi duyguların 2000 yılına kıyasla tam %314 oranında arttığını ortaya koydu. Ekonomist Marian Tupy bu durumu ‘negatiflik salgını’ olarak tanımlıyor ve “Geleneksel medya, gerçek yaşamla uyumsuz şekilde karamsar bir algıyı sürekli besliyor.” yorumunu yapıyor.
Ancak bu karamsar algı, insanların kendi yaşamlarındaki gerçek tatminle pek örtüşmüyor. Gallup’un son araştırmasına göre Amerikalıların %81’i kendi yaşamlarından memnun olduğunu söylerken, ülkeye duyulan memnuniyet yalnızca %20 seviyesinde. Bu durum birçok kişide ‘duygusal uyumsuzluk’ yaratırken, dünyanın aslında olduğundan çok daha kötü gittiğine dair bir izlenim yaratıyor.
Bununla birlikte 2025 yılı ABD için istisnai bir yıl oldu. The Atlantic yazarlarından Derek Thompson’a göre, trafik kazaları, aşırı dozlar, intiharlar ve cinayet oranlarında ciddi düşüşler yaşandı. Tıp alanında da ileriye dönük kayda değer gelişmeler görüldü. The Economist ise “Amerikalıların uzun zamandır yaşam maliyetine bu kadar az baskı hissettiği bir dönem olmamıştı” diyerek karamsarlığın abartılı olduğuna dikkat çekti.
Ekonomist Noah Smith de bu iyimser tabloyu daha da netleştiriyor. ABD’nin ‘kendi açtığı yaraları sarmaya başladığını’ belirten Smith; yaşam süresinde artış, sosyal medya kullanımının tepe noktayı geçmesi, girişimcilik faaliyetlerinin canlanması gibi 10 farklı iyileşme sinyalinden bahsetti.
2025’te dünyada böylesine olumlu gelişmeler yaşanırken, neden bu haberler kamuoyunun gündeminde değil? İnsan Gelişimi odaklı ‘Human Progress’ projesi, yıl boyunca küresel çapta toplam 1.084 olumlu olayı belgeledi. Hindistan’daki yoksulluk oranlarının gerilemesi ya da nesli tükenme tehlikesi altındaki kuşların Birleşik Krallık doğasına geri dönmesi gibi umut verici gelişmeler bu listeye girdi. Ancak yazarın belirttiğine göre “Eğer bu sitenin müdavimi değilsem, bu iyi haberlerin hiçbirinden haberim olmayabilirdi.”
Buradaki temel sorun, büyük haber mecralarının bu haberleri öne çıkarmaması. Çünkü medya sektörü hâlâ ‘dikkat çekme’ odaklı çalışıyor. İnsanlar ‘heyecan’ arıyor ve bu da çoğu zaman olumsuz içeriklerle sağlanıyor.
Elbette her şey tozpembe değil. 2025 yılı, savaşlar, iklim krizi, devlet borçları ve mülteci karşıtlığının hâlâ sürdüğü bir dünya sahnesine ev sahipliği yaptı. Pandemi sonrası birçok alanda toparlanma gözlenmiş olsa da sinema sektörü veya toplu taşıma gibi bazı sektörler hâlâ 2019 seviyelerine ulaşamadı. Financial Times, yeni nesil Amerikalıların sosyal bağlardan giderek uzaklaştığına da dikkat çekti.
Yine de umut verici değişimler göze çarpıyor. Economist’in son analizine göre dünya çapında ‘kaygı’, ‘stres’ ve ‘öfke’ gibi duygular azalma eğiliminde. Buna karşılık ‘gülümseme’ oranlarında artış kaydedildi.
Bu işaretler, 2026 yılına girerken neden daha fazla iyimserliğe yer açmamız gerektiğini gösteriyor. Etkisi giderek artan Alfa kuşağı davranışlarında da bu eğilim dikkat çekiyor; örneğin ABD’de çocukların %20’sinden fazlası her gün Roblox oynuyor. Küçük gibi görünen bu eğilimler, daha büyük bir mutluluk ortamı yaratmanın başlangıcı olabilir.
Sonuç olarak, makale yazarının 2026 yılı için verdiği kişisel söz oldukça çarpıcı: “İyi haberlere daha çok tıklayacağım. Çünkü bu benim 2026 yılı kararlılığım.”
Yorum 0