Dünyanın çehresini değiştiren ‘kitle kaynak kullanımı’(crowdsourcing), artık sadece harita üretiminden çıkıp, ‘yönetim’ ve ‘ekonomi’ yapısını da dönüştürebilecek bir araç olarak öne çıkıyor. Milyarlarca insan hâlâ mevcut ekonomik sistemin dışında yaşam mücadelesi verirken, toplulukların gönüllü katılımı ile dijital haritaların birleşmesi halinde küresel eşitsizlik, afet yönetimi ve tarımsal gelir yapısının aynı anda değişebileceği savunuluyor.
Google Haritalar’ın ilk versiyonlarının geliştirilmesinde kritik rol oynayan, daha sonra Indihood’u kuran 라리테시 카트라가다(Lalitesh Katragadda), başlangıçtaki başarının ‘uzmanlardan değil, sıradan kullanıcılardan’ geldiğinin altını çiziyor. Uydu görüntülerini sağladıktan sonra, kullanıcıların web arayüzü üzerinden yolları, parkları, gölleri ve binaları kendilerinin çizmesine izin verince, dünyanın dört bir yanından insanlar yaşadıkları mahallelerin en küçük sokaklarını bile haritaya eklemeye başladı. Ona göre ilk katkıda bulunan kitle, “ödül peşindeki kullanıcılar değil, ‘mahallesinin haritada doğru görünmesini’ isteyen, büyük ölçüde ‘ihtiyaç ve aidiyet’ duygusuyla hareket eden insanlar”dı.
카트라가다, bu yaklaşımın kısa sürede ‘yönetim modeli’ne dönüştüğünü anlatıyor. O dönem kurdukları sistemi “herkese tüm yetkileri açtık” sözleriyle özetliyor. Herkes düzenleme yapabildi, herkes başkasının yaptığı düzenlemeyi denetleyip düzeltebildi. Geleneksel, hiyerarşik denetim katmanları kurmak yerine, ‘güven’, ‘itibar’ ve ‘topluluk içi oto-kontrol’e dayalı bir ‘dağıtık yönetişim’ pratiği test edildi. Sonuç, Google Haritalar’ın patlayıcı büyümesi oldu. Bugün 187 ülkede, 4 milyardan fazla insanın kullandığı dijital harita altyapısının temeli bu süreçle atıldı.
카트라가다 bu deneyimden, ‘dağıtık yönetişim’in sadece teorik ya da teknik bir ihtimal olmadığını, pratikte de çalıştığını gördüğünü söylüyor. Ona göre başarının iki temel şartı var: ‘herkese açık, düşük giriş bariyeri’ ve ‘güven temelli topluluk işletimi’. Katılımcı sayısı arttıkça hataların azaldığı, doğruluğun yükseldiği bir ‘kendi kendini düzelten’ yapı oluşuyor. Bu çerçevede, söz konusu modelin yalnızca bir ‘harita hizmeti’ ile sınırlı kalmaması gerektiğini savunuyor. Finansal hizmetler, kamu idaresi, sosyal yardımlar, şehir planlaması gibi kritik kamusal altyapıların da topluluk temelli kurgulanabileceğini, bunun da blokzincir ve web3 ekosisteminin hedeflediği ‘merkezsiz yönetişim’ mantığıyla örtüştüğünü vurguluyor. 카트라가다’ya göre “insanlara, teknolojinin izin verdiği ölçüde ‘kendi kendilerini yönetebilecekleri araçları’ sunduğunuzda, sistem sanılandan çok daha iyi işler.”
Onun gözünde küresel ekonominin en temel sorunu, ‘kime hizmet ettiği’ ile ilgili. 카트라가다, mevcut yapının 8 milyar insanın tamamı için tasarlanmadığını, gerçekte 2–3 milyar kişilik bir kesime odaklandığını, geri kalan çoğunluğun ise sürekli dışarıda kaldığını belirtiyor. Tarihsel süreçte oluşan ‘feodal sömürü piramidi’nin biçim değiştirerek bugün de varlığını sürdürdüğünü savunuyor. Bu durum özellikle emek koşullarında kendini gösteriyor. Tedarik zincirinin en altındaki üreticiler –özellikle çiftçiler, günübirlik işçiler ve güvencesiz çalışanlar– sistem tasarımında neredeyse hiç dikkate alınmıyor. Bilgiye erişim ve pazarlık gücü eksikliği nedeniyle ürettiklerinin gerçek değerinin çok altında gelir elde ediyorlar. Dijital dönüşüm süreçleri de çoğunlukla bu kesimlerin ihtiyaçlarına göre tasarlanmıyor. 카트라가다, “dünya bugüne kadar tek bir kez bile herkes için düzgün şekilde çalışmadı” diyerek, sorunun köklü ve yapısal boyutuna dikkat çekiyor.
Afet anlarında dijital haritaların taşıdığı kritik rol, kitle kaynaklı harita projelerinde daha net ortaya çıkıyor. 카트라가다’ya göre büyük bir felakette ilk engel, “sahada kullanıma hazır bir haritanın olmaması”. Yollar, köprüler, hastaneler, okullar ve geçici barınma alanlarının önceden dijitalleştirilmemiş olması, arama-kurtarma ekipleri ile yardım malzemelerinin nereye ve nasıl sevk edileceği sorusunu en baştan kilitliyor. Buna karşılık, olağan dönemde topluluklar tarafından ayrıntılı biçimde oluşturulmuş dijital harita altyapısı varsa, hasar tespiti, ulaşım rotalarının planlanması ve kaynak dağıtımı çok daha hızlı ve isabetli biçimde yapılabiliyor. Uluslararası yardım kuruluşları ve STK’lar, bu yöntemin uygulandığı bölgelerde verimlilik artışının defalarca gözlemlendiğini aktarıyor. 카트라가다, “sadece doğru bir haritanın varlığı bile yardım süreçlerinin etkinliğini baştan aşağı değiştiriyor” diyerek, topluluk temelli dijital altyapının ‘afet yönetimi’ açısından stratejik önemine işaret ediyor.
Onun en çok odaklandığı alanlardan biri ise ‘tarım’. Küresel gıda sisteminin temel üretici gücü olan çiftçiler, gelir paylaşımında en düşük payı alan grup olmayı sürdürüyor. 카트라가다, çiftçilerin birleşerek üretim, lojistik ve satışa uzanan ‘tedarik zincirini’ birlikte sahiplenip yönetebildikleri senaryoda, mevcut gelirlerinin yalnızca yüzde 30 değil, 3–5 kat, hatta 10 kata kadar artabileceğini öne sürüyor. Bu noktada yine dijital harita ve kitle kaynaklı veri toplama öne çıkıyor. Üretim sahaları, toplama merkezleri, toptan pazarlar ve tüketim noktalarına dair bilgileri bizzat toplulukların kaydedip paylaşması halinde, çiftçiler kendi ‘dağıtım rotaları’nı ve ‘fiyat stratejilerini’ çok daha sağlıklı biçimde kurgulayabiliyor. Böylece bugüne kadar aracı yapılar tarafından alınan ‘bilgi rantı’ üreticiye geri dönüyor. Blokzincir tabanlı tedarik zinciri izleme ve token bazlı katılım ödülleriyle birleştirildiğinde, ‘çiftçi merkezli’ yeni bir tarım ekosistemi inşa edilebileceği görüşü öne çıkıyor.
Ancak bu fikirlerin ‘nüfus ölçeğinde’ hayata geçmesi oldukça zor. 카트라가다, topluluklar ve geniş nüfus grupları için çalışan platformlar kurmanın bir yandan saf bir ‘bilgisayar bilimi problemi’ olduğunu, öte yandan da muazzam maliyet ve insan kaynağı gerektirdiğini söylüyor. Sınırlı sayıda ülke ya da şehir için pilot projeler geliştirmek mümkün; fakat yüz milyonlarca, hatta milyarlarca insanın kullanacağı bir sisteme ölçeklemek istediğinizde ‘güvenlik, kararlılık, hız ve kullanılabilirlik’ gibi bütün parametreleri aynı anda karşılamak zorundasınız. Bu süreç yüksek sermaye, ileri seviye teknik kadrolar ve büyük ‘başarısızlık maliyeti’ anlamına geliyor. Bu nedenle, ‘nüfus ölçekli’ platformlar bugüne kadar büyük teknoloji şirketleri veya devletlerin tekelinde kaldı. 카트라가다, bunu “teknik zorluk ile finansal bariyerin birbirini beslediği bir yapı” olarak tanımlıyor ve bu duvar aşılamazsa ‘dağıtık sistemler’in teori düzeyinde kalacağını belirtiyor.
Bu çıkmazı aşmak için 카트라가다 ve ekibinin seçtiği yol ‘kodu en aza indirmek’. Ekip, teknik olarak ‘deklaratif dağıtık sistem’ diye tanımlanabilecek bir altyapı kurarak, belirli bir teknik taslağın (specification) girildiği anda, araya ek yazılım geliştirme adımları koymadan, direkt çalışan yazılıma dönüştürülebilen bir sistem üzerinde çalışıyor. 카트라가다, bu sayede ‘gerekli kod miktarını maksimum 30’da 1’e kadar indirdiklerini’ aktarıyor. Bu modelde insanlar yalnızca ‘mantığı ve kuralları’ tanımlıyor; sistem ise gerçek uygulamayı otomatik biçimde oluşturuyor.
Bu yaklaşım kitle kaynaklı yöntemle birleştiğinde, verimlilik çarpan etkisiyle artıyor. Topluluklar ihtiyaçlarını ve kurallarını doğrudan tanımlıyor; altyapı ise bu girdilere dayanarak hizmetleri kendiliğinden oluşturup güncelliyor. Böylece geliştirici sayısını katlayarak büyütmeden de ‘nüfus ölçeğinde’ çalışan platformlar kurma olasılığı beliriyor. Tartışma, web3 alanında sıkça dile getirilen ‘protokol seviyesi yönetişim’ anlayışıyla da kesişiyor.
카트라가다, inşa ettikleri dağıtık sistemleri ‘beliren’ (emergent) yapılar olarak tarif ediyor. Birden fazla ajan –bu bir yazılım modülü ya da insan olabilir– ortak bir ‘siyah tahta’ üzerinde eşzamanlı çalışıyor, birbirlerinin çıktısını referans alarak hareket ediyor. Her ajan, bütün resme hâkim değil; sadece önceden tanımlanmış kurallar ve kısıtlar çerçevesinde etkileşime giriyor. Buna rağmen, tekrar eden bu etkileşimler zaman içinde “tek bir uyumlu resme” dönüşüyor. Bu model, merkezi bir otorite olmaksızın bütünlüklü bir bilgi sistemi üretmeyi mümkün kılıyor. Burada belirleyici olan şey, kusursuz bir algoritma değil; ajanların referans alabileceği ortak çerçeve ve asgari kuralların dikkatle tasarlanması. 카트라가다, “ajanların kendi aralarında uyumlanıp, ortaya çıkan sonuçları yeniden birbirlerine referans vermeleriyle sistemin bütünü kademeli biçimde evriliyor” diyerek, yaklaşımın dinamik doğasını özetliyor.
Onun Google Haritalar ve Indihood üzerinden yürüttüğü deneyler, kitle kaynak kullanımı ile dağıtık yönetişimin sadece birer teknoloji modası olmadığını; küresel ekonomik düzeni, afet süreçlerini ve tarım tedarik zincirlerini temelden dönüştürebilecek potansiyel barındırdığını gösteriyor. ‘Teknik’ ve ‘finansal’ engeller hâlâ yüksek olsa da, ‘kodun minimuma indirildiği’ mimariler ve ‘beliren sistem’ yaklaşımları, nüfus ölçekli platformların kurulması için gereken eşiği aşağı çekebilir. Bu bariyerin ne ölçüde aşılabileceği, önümüzdeki dönemde hem kamusal altyapının hem de web3 tabanlı topluluk projelerinin kaderini belirleyebilir.
Yorum 0