Yazının tamamı Türkçe’ye, istediğiniz üslup ve habercilik kurgusuna göre yeniden düzenlenmiştir:
---
Yazılım ve yapay zeka(AI) son dönemde ‘her şeyi çözecek sihirli anahtar’ gibi pazarlanırken, Silikon Vadisi’nin önde gelen yatırım şirketi Andreessen Horowitz(Andreessen Horowitz) ortağı Anish Acharya(Anish Acharya) daha temkinli bir tablo çizdi. Acharya, yazılımın sınırlarını kabul etmek gerektiğini, SaaS(paket yazılım yerine ‘hizmet olarak sunulan yazılım’) pazarındaki yapı değişimini, AI ‘ajan’ların yükselişini ve küresel ölçekte ‘insan kaynağı – bölge’ stratejisinin birlikte okunması gerektiğini savunuyor.
Andreessen Horowitz’te Seri A aşamasındaki tüketici ve fintech yatırımlarını yöneten Acharya, daha önce Credit Karma’da ABD kredi kartı işini 100 milyonun üzerinde kullanıcıya büyüten isim. Ayrıca kurduğu iki girişimi sırasıyla Credit Karma ve Google’a satan ‘seri girişimci’ olarak tanınıyor. Acharya, yakın tarihli bir söyleşide “Her şeyi kodla çözebileceğimiz yönündeki anlatı *tamamen yanlış*” diyerek, yazılım ve AI pazarına dönük abartılı beklentileri ve bunun körüklediği bozulmuş yatırım iştahını eleştirdi.
‘kod her şeyi çözer’ yanılgısı
Acharya’nın ilk hedef aldığı nokta ‘kod her şeyi çözer’ anlayışı. Ona göre teknoloji sektörü, yeni bir yazılım çıktığında bunun karmaşık sosyal ve ekonomik problemleri bile pürüzsüz biçimde çözebileceği izlenimini yaratmaya meyilli. Acharya ise “Her şeyi kodla, bir tür ‘vibe code’ yaklaşımıyla halledebileceğimiz fikri kökten hatalı” diyerek çizgiyi çekiyor.
Acharya, bugün pazarda yazılımın gerçekte yapabildiğiyle, sektörün beklenti ve pazarlama makinesiyle inşa ettiği imaj arasında ciddi bir kopukluk olduğuna dikkat çekiyor. Bu kopukluğun hem yatırım stratejilerini hem de ürün geliştirme yönelimlerini yanlış yöne sürüklediğini, uzun vadede ise hayal kırıklığını büyüterek tüm sektöre olumsuz bir algı bıraktığını vurguluyor. Ona göre asıl sürdürülebilir iş ve teknoloji inovasyonu, *yazılımın sınırlarını kabul ederek* ve çözülmek istenen problemlerin karmaşıklığını dürüstçe görerek mümkün.
SaaS’ta geçiş maliyeti düşüyor, müşteri ‘kilidi’ zayıflıyor
Acharya, SaaS pazarındaki dengelerin de sessiz ama köklü bir değişim geçirdiğini söylüyor. Merkezde ise ‘geçiş maliyeti’ var. Geçmişte bir şirketin kullandığı SaaS ürününden başka bir SaaS’a geçmesi büyük zaman ve para gerektiriyordu. Veri taşıma, sistem entegrasyonu, kullanıcı eğitimleri gibi riskler, mevcut sağlayıcı lehine güçlü bir ‘kilitlenme etkisi’ yaratıyordu.
Acharya, “Bir SaaS’tan başka bir SaaS’a taşınmanın maliyeti dramatik şekilde düşüyor, ama bu yeterince tartışılmıyor” diyor. Özellikle kod yazan ajanlar ve otomasyon araçlarının gelişmesiyle, eskiden aylar süren SAP’den Oracle’a geçiş gibi kurumsal migrasyonlar çok daha basit hale geliyor. Geçiş riski azaldıkça müşteriler fiyat, özellik seti ve destek kalitesini çok daha soğukkanlı biçimde karşılaştırıyor. Bu da SaaS sağlayıcılarını *daha kıyasıya rekabete* ve *daha hızlı inovasyona* zorluyor.
Londra ve Silikon Vadisi: maliyet ve bağlılık farkı
Acharya, girişimciler açısından ‘şirketi nereye kuracağım?’ sorusunun da stratejinin parçası olduğunu hatırlatıyor. Ona göre “Londra’da şirket kurmanın Silikon Vadisi’ne kıyasla belirgin avantajları var.” Bu avantajların başında *insan kaynağı maliyeti* ve *çalışan bağlılığı* geliyor. Londra’da nitelikli teknik yetenek daha düşük maliyetle bulunabiliyor ve çalışan sirkülasyonu görece sınırlı olduğu için ekipleri uzun süre istikrarlı şekilde korumak daha kolay.
Silikon Vadisi’nde ise konjonktür ve trend değişimlerine paralel olarak uzmanların yer değiştirme hızı çok yüksek; maaşlar da yukarıda. Buna karşılık Londra, daha az ‘sık iş değiştirme’ baskısına maruz kalan yapısıyla, erken aşama girişimler için uzun vadeli yol haritaları çizebilmek adına daha elverişli bir zemin sunabiliyor. *Bölge seçimi*, yalnızca geliştirici maaşlarını değil, ekibin bütünlüğünü ve yürütme kapasitesini de belirleyen kritik bir parametreye dönüşüyor.
San Francisco’nun ağ etkisi hâlâ benzersiz
Öte yandan San Francisco’nun cazibesi azalmış değil. Acharya, şehrin ‘ağ etkisi’ bakımından hâlâ eşsiz olduğuna inanıyor. Girişimciler, mühendisler, yatırımcılar ve büyük teknoloji şirketlerinin tek bir coğrafyada yoğunlaşması; bilgi, yetenek ve sermayenin son derece hızlı bağlanmasına yol açıyor.
Acharya, “San Francisco’ya gelip ‘diğer her şeyi bir kenara bırakıp buraya odaklanacağım’ demenin anlamı hâlâ çok farklı” ifadelerini kullanıyor. Ona göre fiziksel olarak bu ekosistemin içinde olmayı seçmek başlı başına bir sinyal ve aynı zamanda, çok sert rekabet ortamında daha hızlı öğrenme ve geri bildirim döngüleri yaratan bir hızlandırıcı. Maliyetlerin ve rekabetin yüksek olmasına rağmen, bu güçlü ağ etkisi sayesinde San Francisco teknoloji girişimcileri için hâlâ kritik bir seçenek olmaya devam ediyor.
İsrail gibi ‘küçük pazarlar’ neden güçleniyor?
Acharya, İsrail örneği üzerinden küçük iç pazarlara sahip ülkelerin geliştirdiği küresel stratejilere de dikkat çekiyor. Bu tip pazarlarda yerel kullanıcı tabanı sınırlı olduğu için şirketler daha en baştan ürün ve iş modelini küresel ölçek düşünerek tasarlamak zorunda kalıyor. Acharya, “Sadece yerel pazarın yeterince büyük olduğuna kendini inandıramadığın bir ortam, girişimcinin global zihniyeti daha erken benimsemesini sağlıyor” diyor.
Bu durum başlangıçta bir zorluk gibi görünse de uzun vadede dünya pazarına dönük ürün ve teknoloji geliştirmenin itici gücü haline gelebiliyor. Acharya, küçük pazarlardan çıkan girişimcilerin doğal olarak küresel genişleme stratejisini içselleştirdiğini, bunun da daha büyük iç pazarına güvenip konfor alanında kalan şirketlere karşı onlara rekabet avantajı sağlayabileceğini düşünüyor.
Yazılım şirketlerine dair abartılı kötümserlik
Piyasa psikolojisine baktığında Acharya, “Yatırımcılar şu an yazılım şirketlerine gereğinden fazla olumsuz bakıyor” değerlendirmesini yapıyor. Büyümenin yavaşlama ihtimali ve faiz ortamındaki değişim, teknoloji hisseleri –özellikle yazılım şirketleri– üzerinde baskı yaratmış durumda. Ancak Acharya, temel göstergeler incelendiğinde birçok şirketin hâlâ oldukça sağlam durduğunu savunuyor.
Yazılım hisselerinin *aşırı satılmış(oversold)* olduğunu belirten Acharya, borsa fiyatları ile şirketlerin gerçek değerleri arasında ciddi boşluklar oluştuğunu söylüyor. Ona göre bu karamsar hava genel piyasayı kaplasa da, tek tek şirketlerin iş modeline ve kârlılık dinamiklerine yakından bakıldığında uzun vadede ‘yeniden değerleme’ için önemli alanlar mevcut.
ChatGPT sonrası SaaS fiyat artışları ve ‘büyüme yavaşladı’ anlatısı
Üretken AI dalgasından sonra SaaS şirketlerinin gelir yapısı da değişiyor. Acharya, “ChatGPT’nin kamuya açılmasından sonra halka açık SaaS şirketlerinin yüzde 75’i fiyatlarını artırdı” bilgisini paylaşıyor. Bu veri, AI devreye girdikçe SaaS büyümesinin yavaşlayacağı yönündeki anlatıyla çelişiyor.
Birçok SaaS sağlayıcısı, ürünlerine AI özellikleri ekleyerek *ürün değerini yeniden tanımlıyor* ve bunu fiyat artışına zemin olarak kullanıyor. Bu da AI’ın yalnızca maliyet kısan bir araç olmadığını, aynı zamanda müşteriye daha yüksek değer sunup birim gelirleri artırmanın da yolu haline geldiğini gösteriyor. Acharya, bu rakamları örnek vererek “SaaS’in büyüme ivmesini kaybettiği yönündeki basit hikâye, gerçek sayılarla uyuşmuyor” yorumunu yapıyor.
Kod yazan ajanlar, SaaS geçiş mimarisini değiştiriyor
Acharya, kod yazan ajanların etkisine yeniden vurgu yapıyor. Eskiden SAP’den Oracle gibi başka bir kurumsal yazılıma geçmek, çok sayıda özel entegrasyon ve uyarlama gerektiren ‘dev proje’ boyutundaydı. Bugün ise kod yazan ajanlar sayesinde bu süreçler büyük ölçüde otomatikleştiriliyor ve standartlaştırılıyor; buna bağlı olarak geçişin karmaşıklığı ve riski belirgin şekilde azalıyor.
Bu değişim, yalnızca teknik kolaylık sağlamanın ötesinde, SaaS sağlayıcıların tüm ‘müşteri tutma’ stratejisini sarsıyor. Müşteri, daha iyi şartlar sunan rakip platforma neredeyse istediği an sorunsuzca geçebilecekse, uzun vadeli kontratlar ve kilitleme taktiklerine dayalı iş modelleri zayıflıyor. Bunun yerine şirketler, *sürekli ürün geliştirme*, *daha iyi destek* ve *hızlı özellik güncellemeleri* ile müşteri memnuniyetini yüksek tutmak zorunda kalacak yeni bir düzene doğru itiliyor.
Büyük oyuncuların sınırları, girişimlerin fırsatı
Acharya, büyük teknoloji şirketlerinin inovasyon yaklaşımını da mercek altına alıyor. Gözlemlerine göre çoğu yerleşik şirket, tamamen yeni kategoriler yaratmaktansa mevcut amiral gemisi ürünlerini ‘ufak iyileştirmelerle’ geliştirmeyi tercih ediyor. Yani hâlihazırda iyi satan iş kollarına yeni özellikler eklemek, yönetim açısından daha güvenli görülüyor.
Bu strateji kısa vadeli gelir ve risk yönetimi açısından avantaj sağlarken, pazarın genel inovasyon temposunu yavaşlatabiliyor. Buna karşılık, büyük şirketlerin girmediği veya önceliklendirmediği ‘yeni kategori’ alanları ise girişimler için fırsat alanına dönüşüyor. Acharya, yerleşik(dev incumbent) aktörlerle yeni girişimler arasındaki bu yapısal farkı anlamanın, *hangi noktada şirket kurmak veya yatırım yapmak gerektiğini* değerlendirirken kritik olduğunu vurguluyor.
AI pazarında asıl değer ‘toplama ve orkestrasyon’ katmanında
AI alanında Acharya, ‘tek bir model’den çok, bu modelleri bir araya getiren ‘uygulama katmanı’nın önemini öne çıkarıyor. Ona göre “Birbirinden farklı uzman temel modelleri toplayıp(aggregation) bunları orkestre eden katman, büyük değer barındırıyor ve bu katman geleceğin ‘uygulama şirketlerine’ dönüşecek.”
Bugünkü AI ekosistemi, genel amaçlı büyük modellerle belli alanlara odaklı dar modellerin iç içe geçtiği parçalı bir yapı. Acharya, bu dağınık model kümesini doğru zamanlarda, doğru kombinasyonlarla birleştirip gerçek kullanıcı problemlerini çözen uygulamaların en büyük katma değeri yaratacağını düşünüyor. Bu bakış açısı, tek tek modellerin performans yarışının ötesinde, *kimlerin bu modelleri en iyi şekilde bir araya getirip gerçek iş süreçlerine ve kullanıcı deneyimine dönüştürebileceği* rekabetine işaret ediyor.
Sonuç: Abartılı iyimserlik yerine gerçekçi strateji
Acharya’nın değerlendirmeleri, tek yönlü teknoloji iyimserliğine mesafeli durma çağrısıyla kesişiyor. Yazılım ve AI’ın yaratacağı fırsatlar hâlâ büyük, ancak bununla birlikte *pazar yapısı*, *geçiş maliyetleri*, *bölgesel insan kaynağı dinamikleri* ve *yerleşik–yeni oyuncu dengesi* birlikte okunmak zorunda. *yorum: Aşırı vaatler yerine, somut veri ve gerçekçi varsayımlar üzerine kurulu stratejiler, hem teknolojik yeniliklerin hem de sektör büyümesinin sürdürülebilirliği açısından kritik görünüyor.*
Yorum 0