Yapay zeka(AI) yazılım sektörünü ve sermaye piyasalarını hızla dönüştürürken, yazılım servisi(SaaS) şirketlerinin iş modellerini tehdit ediyor ve kriptonun ‘programlanabilir para’ olarak yeniden konumlanmasını hızlandırıyor. Makro stratejist Jim Bianco(Jim Bianco), AI’ın interneti bile geride bırakabilecek bir etki alanına sahip olduğunu, bu süreçte yazılım üretim maliyetlerinin, fiyatlamanın ve kripto ile geleneksel varlıklar arasındaki korelasyonun kökten değiştiğini savunuyor.
Bianco’ya göre AI, modern toplumu baştan yazan ‘sanayi devrimi ölçeğinde’ bir teknoloji. İnternet bilgi dolaşımını değiştirdiyse, AI ‘bilginin işlenmesi ve icrasını’ otomatikleştirip hızlandırarak ekonomi, emek piyasası ve sermaye dağılımını aynı anda sarsıyor. AI’ın gündelik hayat ve iş süreçlerine nüfuz etme hızı, geçmiş tüm teknoloji devrimlerinden daha yüksek olduğu için, bu etkiyi kavramayanların gelecek dönemde teknoloji ve finans piyasalarındaki ana trendleri okumakta zorlanacağı görüşünde. Ona göre AI, yazılım sektörü, kripto piyasası ve geleneksel varlıkları birbirine bağlayan ortak değişken haline geliyor.
Amerikan borsasında SaaS hisselerindeki dalgalanmanın arkasında Bianco’nun ‘Saaspocalypse’ diye adlandırdığı korku yatıyor. Yatırımcılar AI’ı artık SaaS ürünlerini biraz daha iyileştiren bir araç olarak değil, yazılımın kendisini ‘ikame eden’ bir teknoloji olarak görmeye başlıyor. Bu algı değişikliği bile tek başına değerleme oynaklığını artırıyor ve tüm yazılım sektörünü yeniden fiyatlama baskısıyla karşı karşıya bırakıyor. Bianco, kod yazımı, test ve dağıtım süreçlerinin büyük bölümünün AI ile otomasyona geçtiğini, bu yüzden geleneksel SaaS şirketlerinin sunduğu değer ile kullanıcıların makul gördüğü fiyat arasındaki dengenin bozulduğunu belirtiyor. Piyasa hâlâ ‘AI, SaaS için rakip mi, yoksa tamamlayıcı mı?’ sorusuna net bir yanıt veremese de, bu tartışmanın yazılım sektörünün geleceğini belirleyecek temel başlıklardan biri olduğuna dikkat çekiyor.
AI’ın yazılımı sarsan en doğrudan faktörü, ‘geliştirme maliyetinin çöküşü’. Bianco’nun aktardığı bir örnekte, bir ekip AI’dan yararlanarak yeni bir tarayıcıyı yaklaşık 100.000 dolar değerinde token maliyetiyle geliştirdi. Onun hesabına göre, sadece bir yıl önce benzer seviyede bir ürün için milyonlarca dolarlık bütçe ve en az bir yıl boyunca onlarca, hatta yüzlerce geliştiricinin tam zamanlı çalışması gerekirdi. Bu tablo, AI’ın yazılım geliştirmede hem ‘zamanı’ hem de ‘iş gücü maliyetini’ sıkıştırdığını ortaya koyuyor. Kod üretiminden hata ayıklamaya, yeni özellik eklenmesine kadar birçok adım AI araçlarıyla çözüldükçe, yazılım geliştirmek için gereken sermaye ve süre keskin biçimde düşüyor. Bianco’ya göre bu durum artık basit bir verimlilik artışı değil, yazılım sektörünün tüm ekonomik mimarisini yeniden yazabilecek büyüklükte bir şok.
Bianco, yazılım üretim maliyetlerinin zamanla ‘sıfıra yaklaşacağı’ bir döneme gidildiğini düşünüyor. Ona göre tartışma artık yazılımın varlığı değil, SaaS şirketlerinin yıllardır savunduğu ‘fiyat ve ücretlendirme modelleri’. Kullanıcıların algıladığı üretim maliyeti ile gerçek geliştirme maliyeti arasındaki fark büyüdükçe, sabit aylık abonelikler ve yüksek fiyatlı kurumsal lisanslar gibi yapılar inandırıcılığını yitirebilir. Bu tablo, girişimler için aynı zamanda büyük bir fırsat. AI’ı merkeze alan yeni oyuncular çok daha düşük maliyetle benzer hatta daha iyi hizmetler sunarak pazara girebilir. Buna karşılık köklü SaaS devleri, beklentileri yeniden karşılayabilmek için işlev setlerini genişletmek, fiyatları esnetmek ve AI tabanlı servislere daha agresif geçiş yapmak zorunda kalabilir. Sonuçta sadece ‘AI kullanıp kullanmamak’ değil, ‘hangi fiyat yapısıyla sunulacağı’ da şirketlerin hayatta kalmasını belirleyecek kilit değişken haline geliyor.
Bianco, kriptoyu ise ‘spekülatif bir varlık’ etiketinin ötesinde, ‘programlanabilir para’ olarak tanımlıyor. Onun analizine göre S&P yazılım endeksi ile Bitcoin(BTC) ve Ethereum(ETH) fiyat hareketleri üst üste konduğunda büyük ölçüde benzer desenler ortaya çıkıyor. Bu da piyasanın kriptoyu geleneksel para birimleri veya emtialardan çok, yazılım ve teknoloji sektörüyle akraba bir risk varlığı olarak gördüğünü gösteriyor. AI, yazılımın üretim ve dağıtım şeklini dönüştürürken, ‘yazılımla temsil edilen para’ olan kripto da bu dönüşümden doğrudan etkilenmek zorunda. Akıllı kontratlar ve merkeziyetsiz finans(DeFi) alanlarında sermaye akışları ve finansal kurallar zaten kodla tanımlanmış durumda. Buraya AI eklendiğinde, otomatikleşmiş finansal sistemlerin karmaşıklığı ve işlem hızı yeni bir boyuta çıkabilir. Bu yüzden Bianco, kriptonun mutlaka teknoloji döngüsü ile birlikte okunması gerektiğini vurguluyor.
Değerlendirmelerinde değerli metaller piyasasına da yer veren Bianco, özellikle Asya’nın, başta Çin ve Japonya’nın rolüne dikkat çekiyor. Son dönemde altın ve gümüşteki sert yükselişin ağırlıklı olarak ABD veya Avrupa değil, Asyalı yatırımcılar tarafından tetiklendiğini ileri sürüyor. Ekonomik yavaşlama kaygıları ve finansal sistemdeki istikrarsızlık endişeleri nedeniyle Çin ve Japonya’daki yatırımcıların, güvenli liman olarak görülen metallere yoğun şekilde yöneldiğini aktarıyor. Japonya’da ise faizlerdeki sıçrama ve değişen finansal koşulların endişeyi artırarak altın ve gümüş alımlarını hızlandırdığı belirtiliyor. Bu jeopolitik ve makro faktörlerin kesişmesi, kısa sürede aşırı ısınan fiyatlara ve sonrasında gelen düzeltme sürecinde yatırımcılar üzerinde baskıya yol açtı.
Bianco, altın ve gümüş piyasasına geç giren yatırımcıların önemli bölümünün şu an kayıpta olma ihtimalinin yüksek olduğuna inanıyor. Birçok yatırımcı ons başına 100–110 dolar aralığında pozisyon aldı, fiyat 125 dolara kadar çıkınca kendilerini başarılı hissetti; ancak ardından fiyat 82 dolar civarında istikrara kavuşunca, gerçekleşmemiş kayıplar hızla büyüdü. Ona göre bu örnek, ‘korku ve açgözlülüğün’ birleştiği ‘güvenli limana kaçış’ dalgalarının ne kadar hızlı şekilde zarara dönüşebileceğini çarpıcı biçimde gösteriyor. Piyasa daha sakin bir faza geçerken, yatırımcılar satmak, beklemek ya da ortalama maliyet düşürmek arasında karar vermekte zorlanıyor ve bu kararsızlık da kısa vadede değerli metallere yönelik arz-talep dengesini etkiliyor.
AI çılgınlığıyla birlikte teknoloji şirketlerinin sermaye harcamalarındaki(Capex) patlama, Bianco’nun diğer önemli uyarı başlıklarından. Şirketler veri merkezlerine, GPU’lara ve ağ altyapısına rekor düzeyde bütçe ayırırken, piyasa ‘aşırı kapasite’ riskine giderek daha hassas hale geliyor. Talep artış hızının yatırım temposunun gerisinde kalması durumunda, geçmişteki telekom balonuna benzer biçimde atıl kapasite ve kullanılmayan varlık stokları oluşabileceği uyarısını yapıyor. Teknoloji şirketleri AI rekabetinde geri kalmamak için harcamaları kısmakta zorlanırken, yatırımcılar da bu devasa Capex dalgasının ne kadarının gelecekte kâra dönüşeceğini dikkatle sorguluyor. Bianco, tarihte büyük teknoloji balonlarının zirve yaptığı her dönemde benzer aşırı yatırım örüntüleri görüldüğünü, mevcut AI döngüsünün de bu tarihsel kalıptan muaf olmayabileceğini düşünüyor.
AI’a yönelen sermaye büyüklüğü bugün artık askeri harcamalarla kıyaslanıyor. Bianco, Google’ın 2026 yılına kadar 200 milyar dolar düzeyinde yatırım yapma planını hatırlatıyor. Bu rakam, Rusya’nın yıllık 165 milyar dolarlık savunma bütçesinin belirgin şekilde üzerinde. Sadece tek bir özel şirketin AI odaklı harcamasının, büyük bir ülkenin askeri bütçesini aşması, AI’ın küresel sermaye piyasalarındaki konumunu net biçimde ortaya koyuyor. Bu çapta bir sermaye akışı bir yandan AI’ın dönüştürücü potansiyeline olan güçlü inancı yansıtırken, diğer yandan balon tartışmalarını da besliyor. Bianco, önümüzdeki yıllarda bu dev AI altyapı yatırımlarının beklenen verimliliği ve kârlılığı sağlayamaması durumunda, geri dönmeyen sermayenin piyasa düzeltmesi için kıvılcım işlevi görebileceğini düşünüyor. ‘AI’ın içsel potansiyeli’ ile ‘içeri giren para miktarı aşırı mı?’ sorusunun teknoloji ve hisse piyasalarının geneline yayılan bir gerilim hattı yarattığını vurguluyor.
Bianco’ya göre AI’ın sahadaki üretkenlik etkisi ise şimdiden somut. “Bir haftalık işi 30 dakikada bitirebilirsiniz” ifadesiyle, metin üretimi, veri analizi ve fikir geliştirme gibi bilgi yoğun işlerde AI araçlarının çalışma biçimlerini kökten dönüştürdüğünü anlatıyor. Bu değişim, basit bir iş desteğinin ötesinde, ‘işin temel birimi’ ve ‘performans ölçütleri’ni yeniden tanımlayabilecek nitelikte. Şirketler aynı kadroyla çok daha fazla iş çıkarabilir ya da aynı çıktıyı daha az çalışanla elde edebilir hale geldikçe, insan kaynağı planlaması ve ücret politikalarını yeniden düşünmek zorunda kalıyor. Kripto gibi dijital varlık piyasalarında da araştırma, al-sat ve risk yönetimi süreçlerine AI entegre oldukça, karar alma sürecinin hızı ve isabet oranı artıyor. Bianco, bu üretkenlik şokunun AI yatırımları, yazılım fiyatlandırması ve kripto piyasa yapısıyla birleşerek yeni bir döngü yarattığı görüşünde.
Genel çerçevede Bianco, AI, SaaS, kripto, değerli metaller ve sermaye yatırımları gibi dağınık görünen başlıkları tek bir büyük resimde topluyor. AI, yazılım geliştirme maliyetlerini eriterek SaaS fiyat modellerini baskı altına alıyor; kripto ise ‘programlanabilir para’ kimliğiyle yazılım sektörüyle birlikte hareket eden bir risk varlığına dönüşüyor. Öte yandan Asya kaynaklı finansal endişeler, değerli metallere kaçış ve AI altyapısında ‘fazla yatırım’ riski, makro ortamın ne kadar belirsiz olduğunu yansıtıyor. Bianco, yatırımcılar ve sektör oyuncularının AI’ın teknik kapasitesine odaklanırken, aynı anda ‘fiyat yapılarındaki kırılmaları’ ve ‘sermaye tahsis risklerini’ de yakından izlemesi gerektiğini söylüyor. İnterneti aşan bir etki alanına sahip AI çağında, yazılım, kripto ve geleneksel varlıklar arasındaki sınırlar giderek silikleşiyor. Bu nedenle piyasayı okurken de tek tek varlıklardan çok, merkezinde ‘AI’ bulunan birleşik bir döngü perspektifine geçmenin zorunlu hale geldiğini vurguluyor.
Yorum 0