Back to top
  • 공유 Paylaş
  • 인쇄 Yazdır
  • 글자크기 Yazı tipi Boyutu
URL kopyalandı.

Analistten Çarpıcı Değerlendirme: Trump’ın Enerji Politikası Petrol Fiyatlarını Yükseltiyor, 2025’te Kâğıt Üzerinde Arz Fazlası Bekleniyor

Analistten Çarpıcı Değerlendirme: Trump’ın Enerji Politikası Petrol Fiyatlarını Yükseltiyor, 2025’te Kâğıt Üzerinde Arz Fazlası Bekleniyor / Tokenpost

ABD’deki seçim sürecinde Başkan Trump’ın enerji politikalarının, küresel petrol piyasasında ‘fiyat artışını tetikleyen bir unsur’ haline geldiği yönünde analizler öne çıkıyor. 2025 yılının ikinci yarısında küresel petrol piyasasında ‘arz fazlası’ beklenmesine rağmen, ‘yaptırımlar’ ve ‘jeopolitik riskler’ nedeniyle fiili arzın kısıldığı, bu nedenle petrol fiyatlarında aşağı yönlü baskının sınırlı kaldığı belirtiliyor.

Kanada’nın Toronto kentinde faaliyet gösteren petrol piyasası analisti Laurie Johnston, son röportajında Başkan Trump’ın çeşitli ‘petrol fiyatı düşürme girişimlerinin’ sahada somut sonuç üretmediğini, aksine piyasada ‘fiyat artışı yönünde (bullish) etki’ yarattığını söyledi. Johnston’a göre 2025’in ilerleyen dönemlerinde küresel petrol piyasası günlük yaklaşık 3 milyon varil düzeyinde bir ‘arz fazlası’ ile karşılaşabilecek. Ancak Rusya, İran ve Venezuela gibi ‘yaptırım altındaki üreticiler’ ile siyasi belirsizlikler nedeniyle ‘kâğıt üzerindeki üretim’ ile ‘gerçekte piyasaya ulaşan hacim’ arasındaki farkın büyümesi bekleniyor.

ABD seçim gündemi bu çerçevede petrol fiyatlarıyla doğrudan ilişkilendiriliyor. Johnston, Başkan Trump’ın akaryakıt fiyatlarına müdahale biçimini değerlendirirken, “Başkan hiçbir şey yapmasaydı bile fiyatların bugünkünden daha düşük olma olasılığı yüksekti” yorumunu yaptı. Stratejik Petrol Rezervi(SPR) satışları, petrol üreticisi ülkelere baskı ve çeşitli ithalat kısıtlamaları gibi ‘klasik başkanlık araçlarının’ piyasanın yapısını değiştirmeye yetmediğini, buna karşın belirsizliği artırdığını savundu.

Johnston, “Başkan Trump’ın bugüne kadarki enerji ve fiyat yönetimine not vermek gerekirse, açık biçimde ‘fiyat artışı yönlü bir faktör’ olarak işlediğini söylemek gerekiyor” ifadesini kullandı. Kendi analizine göre, aynı dönemde Kamala Harris Beyaz Saray’da olsaydı daha ‘düşük fiyatlı bir petrol ortamı’ ihtimali öne çıkıyordu. ‘Siyasi liderliğin’ enerji politikasının yönünü ve dış yaptırımların sertliğini belirlediğini vurgulayan Johnston, petrol fiyatlarının artık sadece ‘temel arz-talep dengesiyle’ değil, ‘Beyaz Saray’ın genel çizgisiyle’ de sert dalgalandığına işaret etti.

2025’e ilişkin görünümde ise küresel petrol piyasasının giderek daha belirgin bir ‘arz fazlası’ dönemine gireceği tahmin ediliyor. Johnston, “Özellikle 2025’in ikinci yarısından itibaren küresel ölçekte petrol arzının talebi günlük yaklaşık 3 milyon varil düzeyinde aşması beklenebilir” dedi. Buna rağmen, “Sadece rakamsal arz-talep tablolarına bakarak sert bir fiyat çöküşü beklemek için erken” uyarısında bulundu.

Bu noktada ‘üretici ülkelerin iç siyaseti’, ‘yaptırımların sıkılaşıp gevşemesi’, ‘küresel ekonomide yavaşlamanın hızı’ gibi çok sayıda değişkenin devreye girdiği belirtiliyor. Özellikle ABD ve Çin ekonomilerinin gidişatı ile başlıca petrol ihracatçılarının ‘bütçe dengeleri’, önümüzdeki dönemde ‘üretim kısma ya da artırma kararlarında’ belirleyici olacak. 2025 piyasası bu yüzden ‘kâğıt üzerinde arz fazlası’ ile ‘sahadaki jeopolitik riskler ve yaptırımların’ çatıştığı karmaşık bir tabloya doğru ilerliyor.

Johnston’ın altını çizdiği başlıca başlık ise ‘yaptırımların etkisi’. “Bazı üretici ülkelerin petrolü fiilen üretiliyor ancak yaptırımlar nedeniyle hiçbir pazara ulaşamıyor” diyen analiste göre, resmî istatistiklerde üretim sabit ya da artışta görünse bile, ‘finansman, deniz taşımacılığı ve sigorta’ alanındaki yaptırımlar yüzünden ‘fiilen ticarete konu edilebilen hacim’ ciddi biçimde daralıyor. Bu ‘üretim-nihai arz ayrışması’ fiyat dinamiklerini bozuyor; yüzeyde yeterli ya da fazla üretim varmış gibi görünse de, bazı bölgelerde ya da belirli petrol kalitelerinde ‘fiili kıtlık’ oluşarak fiyatlar sert yükselebiliyor.

Johnston, “Yaptırımlar, hem lojistiği hem de kullanılabilir hacmi eşzamanlı sarsarak piyasanın topografyasını yeniden şekillendiriyor” değerlendirmesini yaptı. Bu nedenle petrol fiyat projeksiyonlarında ‘yaptırımların kapsamı ve sertliğinin’ kritik bir değişken olarak hesaba katılmaması halinde, ‘gerçeklikten kopuk öngörüler’ üretilebileceği konusunda uyardı.

Bu çerçevede Venezuela, ‘yaptırım’ ve ‘siyasi riskin’ birlikte görüldüğü bir örnek olarak öne çıkıyor. Johnston, Venezuela’nın üretim kapasitesini, uzun süredir ülkeye girebilen yabancı sermayenin yokluğu nedeniyle ‘içten çürümüş’ olarak tanımladı. Yıllara yayılan yatırım eksikliğine ek olarak, devlet petrol şirketinin ve kamu yönetiminin yapısal ‘kötü yönetimi’, ülkenin üretim altyapısını aşındırdı. Bir zamanlar Latin Amerika’nın önde gelen petrol ihracatçısı olan Venezuela’nın bu konumunu büyük ölçüde kaybettiği belirtiliyor.

Ülkede yolsuzluk, verimsizlik ve nitelikli personel kaybı, ABD ve diğer Batılı ülkelerin uyguladığı yaptırımlarla birleşerek, ‘uluslararası büyük petrol şirketlerinin yeni yatırımlara girmesini’ neredeyse tamamen durdurmuş durumda. Johnston, “Venezuela’nın yapısal sorunlarını anlamadan küresel petrol arzına dair projeksiyon yapmak kolayca yanıltıcı hale gelebilir” diyerek, ‘sadece yaptırım gevşemesine bakarak’ ülkenin eski üretim düzeyine kısa sürede geri dönebileceği beklentisinin ‘gerçekçi olmadığını’ vurguladı.

Fiyatların seyrinde son dönemde ‘Brent petrol’ ile ‘WTI’ arasındaki farklılaşma da öne çıkıyor. Johnston, küresel referans niteliğindeki Brent petrolün ‘oldukça agresif bir ralli’ içinde olduğunu belirtti. Avrupa, Orta Doğu ve Afrika gibi ‘Brent bağlantılı akışın yüksek olduğu bölgelerde’ jeopolitik riskler ve rafineri marjlarının birleşmesi, Brent fiyatlarını güçlü tutuyor.

Buna karşılık, ‘Batı Teksas tipi WTI’ için tablo daha zayıf. Johnston, WTI’nin “Brent’e göre geride kaldığını ve kalıcı bir zayıf görünümü aşmakta zorlandığını” dile getirdi. ABD içindeki üretim artışı, ‘boru hattı darboğazları’ ve iç pazar ile ihracat yapısındaki farklılıklar, iki gösterge arasındaki fiyat makasının açılmasında rol oynuyor. Analiste göre Brent–WTI ‘ayrışması’, sadece ‘arbitraj fırsatı’ olarak değil, ‘bölgesel arz-talep, altyapı ve politika farklarının’ ne kadar belirginleştiğini gösteren önemli bir işaret olarak okunmalı.

Venezuela’nın gelecek yıllardaki üretim toparlanmasına yönelik beklentiler ise oldukça temkinli. Johnston, “Venezuela’da günlük 1 milyon varil düzeyindeki üretimi yeniden devreye almak için en az 3 yıl gerekiyor” değerlendirmesini yaptı. Daha gerçekçi senaryoya göre bu sürecin 3 ila 5 yılı bulacak ‘uzun vadeli projeleri’ gerektirdiği belirtiliyor.

Bu sürecin sadece ‘kapalı kuyuların yeniden açılması’ ile sınırlı olmadığı, ‘eskimiş tesislerin yenilenmesi, insan kaynağının yeniden yapılandırılması, sözleşme modellerinin elden geçirilmesi ve siyasi riskin azaltılması’ gibi çok katmanlı adımları içerdiği vurgulanıyor. Johnston, “Siyasi iklime bağlı olarak projelerin hızı ya artabilir ya da tamamen durabilir” derken, piyasa oyuncularının ‘Venezuela kaynaklı ek arzı’ kısa vadeli çözüm değil, ‘orta-uzun vadeli senaryonun parçası’ olarak görmesi gerektiğini söyledi.

Bununla birlikte, Venezuela’dan gelecek her ek arzın ‘yavaş ve zor’ olacağı da söylenemez. Johnston, mevcut sahalar ve altyapı kullanılarak ‘günlük 200 bin–300 bin varil ilave üretimin’ görece hızlı biçimde sağlanabileceğini ifade etti. Burada, hâlihazırda açılmış kuyular ve nispeten sınırlı bakım–onarım ile ‘mevcut rezervuarlardan kolay ulaşılabilir hacmin hızla çekilmesi’ anlamına gelen bir ‘baraj/rezervuar etkisi’ söz konusu.

Ancak bu ‘kolay kazanımlar’ tükendikten sonra tablo kökten değişiyor. Johnston, “O noktadan itibaren, neredeyse ‘ülkenin tüm elektrik şebekesini yeniden inşa etmeye’ benzeyen ölçekte bir dönüşüm zorunlu hale geliyor” dedi. Rafineri, taşıma ve depolama tesislerinin neredeyse tamamının elektrik altyapısına bağımlı olduğu düşünüldüğünde, ‘kırılgan elektrik şebekesi’, uzun vadeli üretim artışının önündeki temel sınır olarak öne çıkıyor. Bu yüzden ‘kısa vadeli üretim artışı’ ile ‘uzun vadeli altyapı yatırımlarının’ ayrı başlıklar olarak ele alınması ve piyasanın da bu ayrımı gözetmesi gerektiği vurgulanıyor.

Bu çerçevede ABD’li petrol devi Chevron(CVX), Venezuela’da ‘istisnai bir stratejik konum’ elde eden oyuncu olarak öne çıkıyor. Johnston, “Chevron, Venezuela’yı tamamen terk etmeyen az sayıdaki şirketten biri” diyerek, şirketin uzun süre ülkede kalıp varlıklarını ve yerel ağını korumasına dikkat çekti. ABD’nin son dönemde uyguladığı sınırlı yaptırım muafiyetleri sayesinde Chevron, mevcut projelerini büyütme ve petrol ihracatını artırma imkânı yakaladı.

Johnston’a göre Chevron için bu tablo, “büyük kısmı zaten batık maliyet haline gelmiş geçmiş yatırımların üzerine, nispeten sınırlı ilave sermaye koyarak yüksek potansiyelli getiri elde etme” fırsatını ifade ediyor. Yani ‘siyasi risk’ hâlâ yüksek olsa da, şirketin sahadaki altyapısı ve birikmiş operasyonel bilgisi, ‘yaptırım ortamı yumuşadığında kazancını maksimize edebileceği’ bir konum yaratıyor. Analist, “Venezuela’da Chevron’ın atacağı adımları anlamak, gelecekte küresel petrol arz haritasını okumak açısından önemli bir ipucu” diyerek, yaptırım ve siyaset eksenindeki değişimlerin Chevron’ın üretim–ihracat stratejisi üzerinden küresel petrol fiyatlarına nasıl yansıyacağının yakından izlenmesi gerektiğini belirtti.

Johnston’ın değerlendirmeleri, tek bir ortak mesajda birleşiyor: Petrol fiyatlarını ve küresel petrol piyasasını anlamak için ‘sadece arz-talep tablolarına bakmak’ yeterli değil. Başkan Trump başta olmak üzere siyasi liderlerin ‘enerji politikalarının yönü’, ‘yaptırım rejimlerinin kapsamı’ ve Venezuela gibi üretici ülkelerin ‘yapısal kırılganlıkları’ birlikte analiz edilmek zorunda. 2025 sonrasında petrol piyasasının, ‘rakamlar düzeyinde arz fazlası’, ‘jeopolitik riskler’ ve ‘siyasete bağlı yaptırım kararlarının’ iç içe geçtiği çok daha karmaşık bir döneme girme ihtimali öne çıkıyor.

<Telif hakkı ⓒ TokenPost, yetkisiz çoğaltma ve yeniden dağıtım yasaktır >

Popüler

Yorum 0

Yorum ipuçları

Harika bir makale. Takip talep etme. Mükemmel bir analiz.

0/1000

Yorum ipuçları

Harika bir makale. Takip talep etme. Mükemmel bir analiz.
1