Michael Saylor(Michael Saylor), 25 Şubat’ta düzenlenen ‘Strategy World 2026’ etkinliğinin açılış konuşmasında, Bitcoin(BTC) teminatlı ‘dijital kredi(digital credit)’ modelinin artık sadece *Wall Street* tipi paketlenmiş ürünü aşarak, ‘blokzincir’ üzerinde ‘programlanabilir’ şekilde dolaşıma gireceği yeni bir aşamaya geçtiğini savundu. Saylor, bu yeni ‘dağıtım rayları(rails)’ için Solana(SOL) ve Ethereum(ETH) ağlarını da örnek gösterirken, Bitcoin’i ‘sermaye tabanı’ olarak konumlandırıp, bunun üzerine ‘kredi, getiri ve likiditenin’ menkulleştirileceği bir yapı tasarladıklarını anlattı.
Saylor’ın bu mesajı dikkat çekiyor çünkü Strategy’nin Bitcoin bilanço (Bitcoin hazinesi) modelini artık doğrudan bir ‘kurumsal ürün stratejisine’ dönüştürmeye çalışıyor. Yalnızca Bitcoin satın alıp elde tutmak yerine, Bitcoin’i ‘teminat sermaye’ olarak kilitleyip bu sermayenin üstünde kredi ürünleri inşa etmeyi ve bunları hem şirketlere hem bireysel yatırımcılara hem de gelişen ‘tokenizasyon’ piyasasına sunmayı hedeflediklerini belirtiyor.
Saylor, Bitcoin’i ‘yığının(stack) tabanı’ olarak, Strategy’nin Stretch(STRC) enstrümanını ise bu tabanın üzerine inşa edilen bir ‘kredi katmanı’ olarak tanımladı. Strategy’nin işinin artık “Bitcoin biriktirmek” değil “sermayeyi krediye dönüştürmek(converting capital into credit)” olduğunu vurguladı. *yorum: Volatil bir varlık olan Bitcoin’den öngörülebilir nakit akımı çıkarma iddiası, klasik yapılandırılmış finans mantığına benziyor.*
Saylor, “Şirketimiz, sermayeyi krediye, ekonomik ‘serveti(wealth)’ ise bir ‘nakit akışı akımına(stream of cash flows)’ dönüştürüyor.” dedi. Bunu yaparken bir ‘operasyon şirketine’ ihtiyaç olduğunu, bu şirket üzerinden ekonomik enerji bloklarının paraya çevrilip, paraya ‘peg’ edilerek riskin azaltıldığını, volatilitenin düşürüldüğünü, ardından buradan ‘getiri(yield)’ formunda nakit akımlarının elde edildiğini ve bu akımların ‘vade süresini(duration)’ bugüne doğru sıkıştırdıklarını anlattı.
STRC yapısının, “daha uzun ömürlü kaldıraç” arayışının vardığı nokta olduğunu söyleyen Saylor, klasik borsa kaldıraç oranları ve marjin kredilerinden; kıdemli/ikincil borç, dönüştürülebilir tahvil ve imtiyazlı hisse yapılarına doğru giderek ‘dayanıklılığı(durability)’ artırdıklarını ifade etti. Ona göre asıl kritik değişken sadece vade değil, sermayenin gerçekten ne kadar süre dayanabileceğini gösteren ‘olasılıksal süre(stochastic duration)’. Yani sözleşme hükümleri(covenants), piyasa değeri bazlı stresler(mark-to-market) ve yeniden finansman(refinancing) baskılarının ne zaman sorun çıkartabileceğinin de denklemde olması gerektiğini savunuyor.
Bu noktada Saylor, adi hisse senede benzer seyredebilen ‘seyrelme(dilution)’ baskısından kaçınırken, opsiyon değerini maksimize eden ve düşüş piyasasında pozisyonun hızla tasfiye olma riskini azaltan bir çözüm olarak ‘değişken imtiyazlı kredi(variable preferred credit)’ modelini öne sürdü.
Saylor, dijital kredinin arkasındaki ‘matematiği’ de paylaştı. Strategy’nin ücretlendirme ve risk hesaplamasında üç temel gösterge kullandığını belirtti: Teminat seviyesini ifade eden ‘BTC derecelendirmesi(BTC rating)’, vade tarihinde teminat değerinin belirlenmiş eşiğin altına inme olasılığını ölçen ‘BTC riski(BTC risk)’ ve yatırımcıların kabul edebileceği faiz farkını gösteren ‘örtük kredi spreadi(implied credit spread)’.
Bu çerçevede yatırım yapılabilir seviye kurumsal tahvil spreadlerinin ortalama 78 baz puan (1bp = 0,01 puan), spekülatif seviye(hayli riskli) yüksek getirili tahvil spreadlerinin ise yaklaşık 288 baz puan civarında seyrettiğini hatırlattı. Eğer Bitcoin’in geleneksel varlıklardan daha hızlı ve bileşik(compound) oranda büyümeye devam ederse, bu ‘dijital kredi’ araçlarının daha cazip risk-getiri profili yakalayabileceğini ileri sürdü.
Ancak bu model büyük ölçüde Bitcoin’in uzun vadeli performans varsayımına dayanıyor. Saylor, Bitcoin’in yılda %30 civarında değer kazandığı bir senaryoda ciddi büyüklükte ‘yatırım yapılabilir seviye’ kredi üretilebileceğini, buna karşılık Bitcoin fiyatının uzun süre yatay kalması halinde aynı yapının ‘sorunlu varlık(distressed debt)’ ürünü gibi görünebileceğini kabul ediyor. *yorum: Yani yapı doğrudan Bitcoin fiyat yoluna ‘beta’ vermiş durumda; model, tahvilden çok opsiyon dinamiği taşıyor.*
Bu hassasiyeti somutlaştırmak için Saylor yakın tarihli bir örnek de verdi. Bitcoin’in yaklaşık dört buçuk ay önceki tarihi zirvesinden bu yana %45 değer kaybetmesine rağmen, STRC fiyatının “%0 düşmediğini” ve bu dönemde %4,5 temettü dağıttığını söyledi. Bu tabloyu ‘ticari bir fırsat’ olarak yorumlayan Saylor, Bitcoin’e bağlı ekonomik faydayı arayan ama spot fiyat dalgalanmalarını taşımak istemeyen kurumsal ve bireysel yatırımcılara ‘daha az oynak ama Bitcoin temalı getiri ürünleri’ sunabileceklerini savunuyor.
Son konuşmasındaki en çarpıcı kırılma noktası ise, dijital krediyi ‘programlanabilir(programmable)’ olarak tanımlaması oldu. Saylor, burada ‘programlanabilirlik’ kavramını dar anlamda kullanmadı; üretilen kredinin tokenleştirilip, özel/halka açık fon yapıları, ETF, ETP, banka hesabı ya da kripto hesap formatında paketlenebileceğini anlattı.
“Ben bu ürünü bir platformun üzerine koyarım. Nasdaq, Londra Borsası, Solana, Ethereum, Binance, Coinbase Base(Base) gibi pek çok platform var.” diyen Saylor, bu çerçevede Solana ve Ethereum’u birer ‘sermaye tabanı’ değil, tokenleştirilmiş kredi ürünlerini dolaşıma sokan ‘dağıtım rayı’ olarak konumlandırdı. Sermayenin kalbinin hâlâ Bitcoin olduğu varsayımı, bu bakış açısının merkezinde duruyor.
Saylor, bu krediler modüler ürünler haline geldiğinde ihraççının volatilite, likidite, staking süresi, ödeme sıklığı ve para birimi riskini ayarlayabileceğini ifade etti. Bu da geleneksel finansın yapılandırılmış ürün mantığının zincir üzeri(on-chain) dünyaya taşınması anlamına geliyor. Böylece partner şirketlerin kendi ‘dijital para(digital money)’ ve ‘dijital getiri(digital yield)’ ürünlerini bu çatı altında oluşturacağı bir ekosistem hedefleniyor.
Son aşamada Strategy’nin amacı yalnızca imtiyazlı hisse satmakla sınırlı değil. STRC’nin piyasa likiditesini artırmak, temel varlık havuzunu büyütmek ve Bitcoin teminatlı krediyi, aracı kurumlar(brokerage), ETF’ler ve on-chain ekosistem arasında dolaşabilen ‘çoklu platform(kross-platform)’ bir ürün kategorisine dönüştürmek istiyorlar. *yorum: Burada asıl soru, Bitcoin’in uzun vadeli yükseliş varsayımının ne ölçüde gerçekçi olduğu ve bu varsayım bozulduğunda sistemik riskin nasıl yönetileceği.*
Bu senaryoda Bitcoin’in uzun vadede yukarı yönlü trendini koruması temel önkoşul olduğu için, piyasa oyuncularının hem bu ‘kredi menkulleştirme’ modelinin volatiliteyi ne kadar gerçekten soğurabildiğini, hem de düzenleyici çerçeve ile dağıtım altyapısının bu ürünleri küresel ölçekte taşıyacak seviyeye ne kadar yaklaştığını dikkatle izlemeleri gerekiyor.
Bu arada haberin yazıldığı sırada Solana(SOL), 86,97 dolar seviyesinden el değiştiriyordu. 1 doların 1.437,90 TL olduğu kur varsayımıyla bakıldığında, bu fiyat yaklaşık 125.034 TL’ye karşılık geliyor.
Yorum 0