Avrupa’da kripto para piyasasına yönelik denetimler sıkılaşırken, özel sektör tarafından ihraç edilen ‘stabil kripto paraların’ yani *stablecoin*’lerin ‘yapısal istikrarı’ tartışma konusu haline geldi. Sektör uzmanları, Tether(USDT) ve Circle’ın USD Coin(USDC) ürünlerinin gerçekte istikrarlı varlık değil, ‘hedge fon benzeri bir yapı’ taşıdığını öne sürüyor.
Londra’da düzenlenen ‘Digital Money Summit 2026’ etkinliğinde konuşan Almanya merkezli varlık yönetim şirketi Union Investment’in dijital varlıklar yöneticisi Christoph Hock(Christoph Hock), stablecoin’lerin rezerv yapısının, temelde ‘fiat’ yani geleneksel para birimlerine sabitlenmiş varlıklardan farklı olduğunu vurguladı. Hock’a göre asıl sorun, Tether ve USDC rezervlerinin büyük bölümünün dolar bazlı nakit mevduat yerine altın ve Bitcoin(BTC) gibi dalgalı piyasa koşullarına son derece duyarlı varlıklara yönelmiş olması. ‘yorum: Burada, nominal olarak 1 dolara sabitlenmiş coin’lerin aslında oynak varlıklara dayandığı vurgulanıyor.’
Hock, “Açık konuşmak gerekirse, bugün piyasada gördüğümüz stablecoin’ler ‘gerçek anlamda’ stabil değil” ifadelerini kullanarak, özellikle Tether’in bilançolarında yer alan yüksek miktardaki altın ve Bitcoin pozisyonlarına dikkat çekti. Ona göre bu durum, Tether’i yapısal olarak spekülatif fonlara yaklaştırıyor. Benzer şekilde USDC için de aynı risklerin geçerli olduğunu söyleyen Hock, bu varlık kompozisyonunun yatırımcıların tahmin ettiğinden çok daha büyük bir risk üstlenmesine yol açtığını belirtti.
Uzman isim, stablecoin projelerinin ‘tokonomik’ tasarımının zayıf olduğuna ve ani piyasa şoklarında fiyat istikrarını korumakta zorlanabileceklerine işaret etti. USDC’nin geçmişte yaşadığı ‘depegging’ yani 1 dolar seviyesinin altına sarkma vakaları, bu tartışmayı güçlendiren en somut örneklerden biri olarak gösteriliyor.
USDC, 2024’ün Mart ayında piyasadaki sert satış dalgasıyla birlikte üç kez 0,74 dolar seviyesine kadar geriledi. Bu, yaklaşık 1.109 TL’ye karşılık gelirken, ‘1 dolar’ (yaklaşık 1.498 TL) seviyesine sabitlenmesi beklenen bir stablecoin için ciddi bir sapma anlamına geliyor. Bir önceki yıl 2023’te de ilgili bankacılık ortağının iflas süreci sonrası USDC fiyatı 0,87 dolara düşmüş, böylece yaklaşık yüzde 13’lük bir depegging yaşanmıştı.
Hock, bu örnekleri hatırlatarak, kısa vadeli nakit takası ve ödeme aracı olarak stablecoin kullanan kurumsal yatırımcılar için yüzde 13’lük bir değer kaybının “felaket boyutunda” olduğunu söyledi. Ona göre bu tarz şoklarda kayıpların sistem geneline yayılması, ‘son çare’ olarak yine *kamu* kaynaklarının, yani vergi mükelleflerinin parasının devreye girmesi riskini beraberinde getiriyor. ‘yorum: Bu nokta, 2008 sonrası bankacılık krizlerindeki kurtarma paketlerine gönderme taşıyor.’
Eleştirilerin odağında özellikle Tether’in rezerv yönetimi bulunuyor. 2026 Ocak itibarıyla Tether’in yaklaşık 148 ton altın tuttuğu, bunun da yaklaşık 23 milyar dolar (yaklaşık 34 trilyon TL) düzeyine karşılık geldiği belirtiliyor. Bu büyüklük, bazı ülkelerin resmi altın rezervlerini geride bırakırken, küresel ölçekte ilk 30 ülke arasına girebilecek bir seviye olarak öne çıkıyor.
Hock, bu ölçekteki altın ve Bitcoin pozisyonlarının bir şirket bilançosuna gereksiz volatilite taşıdığını savunuyor. Ona göre stablecoin’lerin temel işlevi ‘nakit benzeri’ bir araç olmak; ancak mevcut yapı “perde arkasında işleyen bir hedge fon”a daha çok benziyor. Bu tabloda risk, stablecoin’i kullanan bireysel ve kurumsal aktörlerin omuzlarına yüklenmiş durumda.
Öte yandan özellikle Avrupa’da, lisanssız kripto varlıklara yönelik gözetim ve yaptırımlar artarken, stablecoin ekosisteminin ‘yapısal şeffaflığı’ ve ‘istikrar iddiası’ da daha sert bir sınavdan geçiyor. Piyasada stablecoin’ler halen merkezi borsalar ve DeFi protokolleri için kilit bir likidite aracı konumunu korusa da, kurumsal yatırımcı perspektifinden bakıldığında bu ürünleri ‘güvenli liman’ ya da ‘tam anlamıyla risksiz varlık’ olarak konumlandırmak giderek zorlaşıyor.
Önümüzdeki dönemde asıl belirleyici unsurun, stablecoin’lerin başlangıçta verdikleri “fiat para ile aynı düzeyde istikrar” vaadini ne ölçüde *gerçekten* yerine getirebilecekleri olacağı ifade ediliyor. Zira bu vaat ile reel rezerv kompozisyonu arasındaki uyum, yalnızca yatırımcı güvenini değil, Avrupa başta olmak üzere küresel ölçekte şekillenecek düzenleyici çerçeveyi de doğrudan etkileyecek gibi görünüyor.
Yorum 0