‘uzun kuyruk coin’lerin endekslere dahil edilmesi, kripto para piyasasında göründüğünden çok daha karmaşık. Piyasa değeri üst sıralarda olmayan bu token’lerde likidite pek çok borsaya dağılmış durumda ve işlem görebildikleri platform sayısı da sınırlı. Bu yüzden bir endekse alınsalar bile, *gerçek yatırımcıların* bu endeksi bire bir ‘kopyalaması’ yani aynı portföyü oluşturması zorlaşıyor.
13’ünde (yerel saatle), CoinMetrics’in yayımladığı rapora göre bu çalışma, Bitcoin(BTC) ve Ethereum(ETH) gibi büyük varlıkları merkeze alan klasik kripto endeksleri yerine, küçük ve niş token’leri de içeren ‘uzun kuyruk varlıklar’ın endekslere nasıl dahil edilebileceğine odaklandı. Raporda, kripto para piyasası olgunlaştıkça token’lerin sahiplerine değer iade eden modellerin yaygınlaştığı, bu nedenle küçük ölçekli token’lerin de potansiyel olarak daha yüksek getiri sağlayabileceği vurgulandı.
Ancak temel sorun ‘kopyalanabilirlik’. Yatırımcılar doğrudan endeksi satın almıyor, endeksi *takip eden* fon veya ürünler üzerinden benzer bir performans hedefliyor. ‘Uzun kuyruk coin’ler ise az sayıda borsada listeleniyor, emir defterleri sığ kalıyor ve bu da *slippage* olarak bilinen, emir gerçekleşirken oluşan fiyat kaybını büyütüyor. Böylece bu varlıkların işlem maliyeti, büyük kripto paralara kıyasla çok daha yüksek hale geliyor. Sonuç olarak, piyasa gerçekliğini iyi yansıtan bir ‘bençmark’ tasarlansa bile, bu endeksi pratikte yöneten kurumlar için işin operasyonel tarafı oldukça güçleşiyor.
Rapor, özellikle endekslerde ‘üç aylık yeniden dengeleme’ ihtiyacına dikkat çekiyor. Çok sık değişim yapılırsa, işlem hacmi ve maliyeti artıyor; geçici fiyat patlamaları yaşayan ya da ‘pump and dump’ tarzı hareketlere konu olan token’lerin endekse girme riski yükseliyor. Tam tersine, endekse alınma süreci fazla gecikirse de piyasada gerçekten önem kazanan varlıklar kaçırılıyor ve bençmark’ın *temsiliyet gücü* zayıflıyor. Analize göre, geçen yıl öne çıkan bazı DeFi token’leri endekslere geç alınsaydı, ilgili endekslerin getirisi mevcut seviyelerden 300 baz puan daha düşük kalabilirdi.
DeFi altyapısının büyümesiyle birlikte, Morpho gibi kredi protokollerinin giderek ‘çekirdek varlık’ statüsüne yükseldiği ifade edildi. Ayrıca Osmosis(OSMO) örneğinde olduğu gibi, hem merkeziyetsiz borsa hem de bir nevi layer1 ağ işlevi gören projelerde, hangi kategoriye yerleştirileceği endeks performansını doğrudan etkileyebiliyor. Bu da kripto paraların ‘sektörlere’ ayrılması sürecinin henüz tam anlamıyla standartlaşmadığını gösteriyor.
Likidite tarafında da büyük varlıklarla küçük ve orta ölçekli coin’ler arasında belirgin farklar bulunuyor. Raporda, Tether(USDT) piyasasının USDC ya da doğrudan dolar bazlı piyasalara kıyasla çok daha derin olduğu ve bu yüzden bençmark’ı kopyalamaya çalışan fonlar için daha elverişli bir işlem zemini sunduğu belirtildi. Buna karşın, Etna(ENA) gibi piyasa değeri yüksek olmasına rağmen likiditesi farklı borsalara dağılmış token’lerde, büyük emirlerde slippage oranı yüzde 2’nin üzerine çıkabiliyor. Bu durum, özellikle kurumsal yatırımcıların endeksi bire bir takip etmesini neredeyse imkânsız hale getiriyor.
Sonuç olarak bu analiz, ‘uzun kuyruk coin’lerin yalnızca *yüksek oynaklıklı* bir varlık grubu olmadığını; aynı zamanda endeks tasarımıyla *yatırımın gerçek hayatta kopyalanabilirliğini* aynı anda test eden bir alan olduğunu ortaya koyuyor. Kurumsal sermaye kripto piyasasına daha fazla girdikçe, kripto para bençmark’ları için asıl mesele sadece performans karşılaştırması olmayacak. Endekslerin, yatırımcıların gerçekten alıp satabildiği ‘fiili piyasayı’ ne kadar doğru ve maliyet açısından sürdürülebilir şekilde yansıttığı çok daha kritik hale gelecek ‘yorum’.
Yorum 0