세계 en büyük kripto para borsası Binance’i kuran Changpeng Zhao(CZ), yüksek frekanslı alım satım(HFT) için ‘trading yazılımı’ tasarım ilkelerinden Bitcoin(BTC) teknik yazısına, gerilla pazarlamadan girişimcilik anlayışına ve ABD’de değişen regülasyon ortamına kadar uzanan geniş bir çerçevede deneyimlerini paylaştı. Zhao, özellikle ‘verimli işlem altyapısı’ ve ‘sürekli aktif kullanıcı tabanı’ oluşturmanın kripto para sektöründe asıl rekabet gücü olduğunu vurguladı.
Son dönemde yaptığı bir röportajda Zhao; trading yazılımı optimizasyonu, özel çip tasarımları ve FPGA(alan programlanabilir kapı dizisi) kullanımı, Bitcoin teknik yazısının yaygınlaşmaya etkisi, ‘gerilla pazarlama’ stratejileri, Binance’in ICO’su(ilk kripto para arzı) ve Çinli yatırımcı ağırlığı, kullanıcı metriklerinin önemi, ABD’de regülasyon yaklaşımındaki değişim ve kendi hukuki sorumluluğu gibi başlıkları ayrıntılı biçimde ele aldı. Ona göre ‘başarılı işlerin’ büyük bölümü, ‘bir gecede başarı’ değil, sayısız deneme, hata ve tekrarlardan geçerek ortaya çıkıyor.
Zhao, HFT ortamında ‘yazılım verimliliğinin’ sonuçları doğrudan belirlediğini belirterek işlem sistemlerinde *tüm yavaş bileşenlerin ayıklanması* gerektiğini söyledi. Mümkün olan her işin ‘bellek üzerinde’ yapılmasının ve ‘veritabanı sorgularının’ minimuma indirilmesinin şart olduğunu anlattı. Emir öncesi ve sonrası risk kontrollerinin de ‘mimarisi basitleştirilmiş’ bir şekilde tasarlanmasının, gecikmeyi en aza indirmek için kritik olduğunun altını çizdi. Onun bakışına göre HFT’de ‘hız’ mutlak bir parametre ve karmaşık hesaplama mantıklarını sadeleştirdikçe işlem katmanlarının sayısı azalıyor, genel sistem performansı belirgin biçimde artıyor. Zhao, bu verimliliğin yalnızca ‘kod yazma’ becerisiyle değil, borsanın ‘teknik ve iş modeli mimarisini birlikte anlayan’ geliştiricilerle mümkün olacağını savunuyor.
Donanım tarafında ise ‘özel silikon’ çözümlerinin yapısal sınırlarına dikkat çekiyor. HFT algoritmalarının çok sık değiştiğini hatırlatan Zhao, bir kez tasarlandığında geri dönüşü zor olan özel çiplerin bu dinamik ortama uymakta zorlandığını belirtiyor. Öte yandan FPGA’yi, ‘performans ile yeniden programlanabilirlik’ arasında görece dengeli bir seçenek olarak konumlandırıyor. Zhao’ya göre FPGA, özel silikon ile yazılım dünyası arasında “iki dünyanın avantajlarını kısmen birleştiren” bir teknoloji olsa da saf yazılım kadar hızlı güncellenemiyor. Bu nedenle trading altyapısını kuran ekiplerin CPU, GPU, FPGA ve özel silikon çözümlerinin her birinin ‘özelliklerini ve değiştirme maliyetini’ iyi kavraması gerektiğini söylüyor.
Zhao’nun kriptoya yönelmesinde *Bitcoin teknik yazısı* belirleyici olmuş. Metni “teknik olmayan okurun bile anlayabileceği kadar erişilebilir, aynı zamanda son derece ‘zarif’ bir anlatı” olarak nitelendiriyor. Ona göre bu belge, teknik bir doküman olmasına rağmen gereksiz formüllerden ve ağır terminolojiden kaçınıp, kavramları herkesin takip edebileceği biçimde düzenlediği için öne çıkıyor. Zhao, “Kısa, öz ve aynı anda hatasız yazmak çok yüksek bir zihinsel efor gerektirir” diyerek, Bitcoin teknik yazısını ‘okuduğu en iyi teknik-olmayan düzyazılardan’ biri olarak tanımlıyor. Ona göre bu ‘net ve berrak açıklama’ sayesinde Bitcoin ve kripto para fikri, yalnızca geliştirici çevrelerinde kalmayıp daha geniş bir kitleye yayılabildi.
Pazarlama tarafında ise erken dönem kripto ürünlerinin büyümesinde *gerilla pazarlama* yaklaşımının belirleyici olduğunu hatırlatıyor. Büyük bütçeli kampanyalar yerine, toplulukla iç içe ilerleyen ağızdan ağıza yayılma taktiklerinin çok daha etkili olduğuna inanıyor. Zhao, o dönemde kripto topluluklarının hem “pazarlama kanalı” hem de “ürünün parçası” gibi işlediğini söylüyor. Örnek olarak da blockchain cüzdan platformu Blockchain.info’yu gösteriyor ve o dönemde yaklaşık 2 milyon cüzdanla sektörün en büyük kullanıcı tabanına sahip olduğunu, Coinbase’i bile geride bıraktığını belirtiyor. Bu tür platformların hızla büyümesini, *etkinlikler, meetup’lar ve çevrim içi forumlarda* yürütülen agresif gerilla kampanyalarına ve kullanıcı katılımını sürekli teşvik eden topluluk politikalarına bağlıyor.
Girişimcilik konusunda Zhao, toplumdaki algıyla gerçeklik arasında keskin bir fark olduğunu düşünüyor. Facebook(META) ya da Alphabet(GOOGL) gibi şirketlerin ‘hızlı ve patlayıcı’ büyüme hikâyelerinin çoğu insan tarafından ‘norm’ gibi algılandığını, oysa bunun istisna olduğunu ifade ediyor. Onun yorumuyla “başarılı işletmelerin 99.999’u bu çerçeveye uymuyor.” Girişimciliği, durmaksızın yön değiştirilen, ürün üzerinde sürekli *deneme-yanılma* yapılan, piyasa tepkisine göre tekrar tekrar revize edilen ve aynı zamanda regülasyon ile rekabete karşı savunma geliştirilmesini gerektiren uzun bir ‘emek ve tekrar’ süreciyle özdeşleştiriyor. Zhao için gerçek girişimcilik, ‘parlak bir hikâye’den çok, her gün ortaya çıkan sorunları çözüp ayakta kalma mücadelesi.
Binance’in çıkış noktası olan ICO sürecine değinirken Zhao, o dönemde token alanların “yüzde 80–90’ının Çinli yatırımcılar” olduğunu söylüyor. 2017’de Çin’de yaşanan ICO dalgasını hatırlatarak, “Binance kurulduğunda ICO’lar henüz yasak değildi, kısıtlamalar daha sonra geldi” diyor. Ona göre ICO’dan sağlanan fon, şirketin erken büyümesinde belirleyici oldu. Özellikle Binance Coin(BNB) üzerinden verilen *işlem ücreti indirimleri*, platforma doğal bir likidite akışı sağladı. Zhao, kullanıcıların ellerinde Binance token’ı bulunduğu ve bu token ile komisyon indirimi alabildikleri için borsada işlem yapmaya daha istekli olduklarını, bunun da hacmi hızla yukarı çektiğini anlatıyor. Çin regülasyonları sertleştikten sonra bile Binance’in ayakta kalabilmesini, en baştan çok uluslu kullanıcı tabanına dayalı *küresel dağıtık* bir yapı üzerine kurulmasına bağlıyor.
Zhao’nun aktardığına göre Çin düzenlemeleri sonrasında Binance kullanıcılarının yaklaşık yüzde 30’u kaybedilmiş olsa da bu, şirketin faaliyetlerini sonlandıracak bir darbe değildi. Aynı anda Avrupa ve Güneydoğu Asya gibi bölgelerde kullanıcı sayısının artması, ülke riskini dengeledi. Zhao, tek bir ülkeye aşırı bağımlı olmanın “tek seferlik bir düzenleme hamlesiyle bile şirketi sarsabileceği” uyarısında bulunuyor ve başlangıçtan itibaren küresel pazar hedeflemenin, risk dağılımı açısından büyük avantaj sağladığını düşünüyor. Binance ICO’sunu, token merkezli komisyon indirimi modeliyle hem kullanıcı çekmek hem de küresel ölçeklenmeye zemin hazırlayan bir ‘token ekonomisi’ kurgusu olarak öne çıkarıyor.
Bir ürün ya da hizmetin ‘sağlıklı’ olup olmadığını değerlendirirken Zhao’nun baktığı temel metrik ise *istikrarlı aktif kullanıcı sayısı*. Gelir ve işlem hacmi gibi göstergelerin kısa vadede hızla dalgalanabileceğini, ama “her gün kendi isteğiyle geri gelen kullanıcı sayısının gerçeği saklamadığını” ifade ediyor. Ona göre insanlar, gerçekten kullanmak istedikleri bir ürüne sahipse, o ürün o anda ‘sıfır gelir’ üretiyor olsa dahi öz değere sahip. Buna karşılık yalnızca kısa vadeli kampanyalar ve pazarlama bütçeleriyle şişirilmiş gelir ve hacim, sürdürülebilir rekabet gücünü garanti etmiyor. Zhao, bir ürünün gerçek değerinin “insanların o ürünü isteyip istemediği ve düzenli kullanıp kullanmadığıyla” ölçülmesi gerektiğini savunuyor.
Regülasyon cephesinde Zhao, Biden yönetiminin kripto paralara yönelik yaklaşımını “sektör adına anlamlı bir dönüm noktası” olarak görüyor. Önceki yönetimin kripto varlıkları daha çok potansiyel tehdit olarak ele alıp sert bir tutum benimsediği yorumunu yaparken, Biden döneminde ağırlığın *mevzuata entegrasyon* ve çerçeve netleştirmeye kaydığını belirtiyor. Geleneksel finans kurumlarının lobi faaliyetleri ve çıkar ilişkilerinin politika yapımını etkilediğini kabul etse de, *kuralların netleşmesi* yönündeki her adımı hem ABD hem de küresel pazar için uzun vadede ‘olumlu’ görüyor. Onun değerlendirmesine göre regülasyon belirsizliği azaldıkça kurumsal katılım artacak ve kripto altyapısı ile hizmetleri daha istikrarlı şekilde büyüyebilecek.
Kendi hukuki süreçlerine değinirken Zhao, ABD Banka Gizliliği Yasası(BSA) kapsamındaki suçlamaların merkezinde “tekil kullanıcı eylemleri değil, şirketin finansal hizmet sağlayıcı olarak sahip olması gereken ‘kayıt, lisans ve sistem tasarımı’ sorumluluğu” olduğunu anlatıyor. Tartışmanın, borsanın gerekli lisanslara sahip olup olmadığı ve iç kontrol mekanizmalarının etkin çalışıp çalışmadığı ekseninde şekillendiğini söylüyor. KYC(müşteri tanı) ve AML(karapara aklamayı önleme) kurallarını ise ‘siyah-beyaz çizgilerle ayrılmamış’ bir alan olarak tanımlıyor. Hangi seviyeye kadar kimlik doğrulaması yapılacağı, hangi davranış kalıplarının ‘şüpheli işlem’ sayılacağı gibi noktalarda şirketler arasında farklı standartlar olabildiğini ve bu yüzden pratikte geniş bir *gri bölge* oluştuğunu vurguluyor. Zhao, bugüne kadar kripto sektöründe “sadece AML zafiyeti” gerekçesiyle hapis cezasına çarptırılan bir örnek bulunmadığını, kendi davasının bu açıdan ileride regülasyon ve yaptırım pratikleri için önemli bir ‘emsal’ niteliği taşıyacağını öngörüyor.
Zhao’nun değerlendirmeleri; trading yazılımı optimizasyonu, Bitcoin teknik yazısı, gerilla pazarlama, ICO ve küresel ölçeklenme stratejisi, kullanıcı metrikleri, regülasyon iklimi ve hukuki sorumluluk gibi başlıklar üzerinden, kripto endüstrisinin son on yılda geçtiği kritik dönemeçleri bütünlüklü biçimde kapsıyor. Onun deneyimlerinden çıkan temel mesaj, ‘hız ve verimlilik’ gibi teknik hedeflerle ‘sürdürülebilir aktif kullanıcı tabanı’na dayalı iş hedefinin, kripto piyasasında aslında aynı eksen üzerinde birbirini besleyen iki unsur olduğu.
Yorum 0