Ethereum(ETH) kurucu ortaklarından Vitalik Buterin, blokzinciri dünyasının ötesine geçerek dijital çağda bireylerin ‘veri üzerindeki egemenliklerini’ yeniden kazanması gerektiğini vurguladı. 22’sinde (yerel saatle) X (eski adıyla Twitter) üzerinden yaptığı paylaşımda, 2026’nın ‘kayıp dijital özerkliğin’ geri alınacağı yıl olması çağrısında bulunan Buterin, mahremiyet odaklı ve merkeziyetsiz yazılımların toplum genelinde benimsenmesi gerektiğini dile getirdi.
Buterin, gizliliğin teknik bir tercih değil, bireyin ‘temel bir hakkı’ olduğunu belirtti. Paylaşımında son bir yılda aktif olarak kullandığı tüm yazılımları mahremiyet öncelikli, merkeziyetsiz alternatiflerle değiştirdiğini açıkladı. Bu hamleyle dikkat çekmek istediği nokta, kullanıcıların dijital günlük alışkanlıklarıyla kendi veri güvenliklerine yön verebileceği oldu.
Buterin’in günlük dijital alışkanlıklarında yaptığı bu dönüşüm oldukça dikkat çekici. Geleneksel mesajlaşma uygulamaları yerine Signal, SimpleX ve Session gibi uçtan uca şifreleme kullanan mesajlaşma yazılımlarını tercih ettiğini ifade ediyor. Konum verileri için Google Haritalar yerine, OpenStreetMap tabanlı Organic Maps’i kullanmaya başladığını vurgulayan Buterin, e-posta hizmeti olarak ise Gmail yerine ProtonMail’i kullanıyor. Önemli belge ve iletişim konularında da bu araçların sunduğu şifreleme özelliklerinden yararlandığını belirtti.
Bununla da kalmayan Buterin, merkezi sunucular yerine dosyaları tamamen şifreli şekilde dağıtık olarak saklama imkânı sunan Fileverse kullanmaya geçtiğini açıkladı. Ona göre Google gibi dev platformlara tüm kişisel verileri bırakmak bir ‘zorunluluk’ değil, sadece bir ‘alışkanlık’. Buterin, teknolojik tercihlerle bireyin kendi veri kaderini belirleyebileceğini söylüyor.
Yapay zekâ teknolojilerine de değinen Buterin, bu sistemlerin yerel cihazlarda çalıştırılması gerektiğini savunuyor. Büyük dil modellerinin (LLM) bireysel kullanım için yerelde çalıştırılmasının mümkün olduğunu ifade eden Buterin, çeviri, ses tanıma ve belge arama gibi alanlarda ise hâlâ kullanıcı deneyiminde eksikler olduğunu dile getirdi. Ayrıca, bu modellerin sürekli çalışma halinde cihazlar üzerindeki enerji tüketimini de önemli bir sınırlayıcı faktör olarak değerlendirdi.
Zaman zaman merkezi sistemlere karşı net duruş sergileyen Buterin, bu konudaki görüşlerini ilk kez paylaşmıyor. Bu ayın başlarında yaptığı bir duyuruda, 2026 itibarıyla tüm merkezi sosyal medya platformlarını tamamen bırakacağını açıklamıştı. Firefly aracılığıyla Lens, Farcaster ve Bluesky gibi merkeziyetsiz sosyal platformlarda aktif olarak içerik paylaştığını söyleyen Buterin, verileri üzerinde tam kontrol sunmayan sistemlerin ekosistemin gelişimini engellediğini ifade etti.
Buterin’in bu yaklaşımının arka planında ise son yıllarda artan veri toplama ve gözetim endişeleri yer alıyor. Geçtiğimiz yıl kasım ayında X platformunun ‘ülke etiketi’ uygulamasını sert şekilde eleştiren Buterin, konum bilgisinin türetilerek hassas veri haline gelebileceğine ve bunun bazı kullanıcılar için ciddi güvenlik sorunu yaratabileceğine dikkat çekmişti. Aynı ay içinde, kullanıcı kimliğinin telefon numarasıyla eşleşmesini zorunlu kılan çözümleri de eleştiren Buterin, metaveri sızıntısını en aza indirme hedefiyle SimpleX ve Session projelerine toplam 256 Ethereum (yaklaşık 5,7 milyon ₺) bağışladığını açıklamıştı.
Vitalik Buterin’e göre, merkeziyetsizliğin yayılması için yeni teknolojiler icat etmekten ziyade kullanıcı alışkanlıklarını değiştirmek daha büyük önem taşıyor. Yani ‘mahremiyet odaklı araçlar zaten var’, mesele insanların bu araçları günlük yaşamlarına entegre etmesinde. Vurguladığı üzere, ‘yasaların ötesinde’ asıl belirleyici olan şey bireysel tercihler. Buterin’in bakış açısına göre, merkeziyetsizliğe geçiş süreci kişinin kendi dijital iradesiyle yakından ilişkili ve bu dönüşüm ancak araçların entegrasyonu ve kullanıcı dostu tasarımıyla mümkün olabilir.
Sonuç olarak Buterin, mahremiyet araçlarının yalnızca kripto para düşkünlerine yönelik olmadığını, herkesin kullanabileceği kadar erişilebilir ve faydalı hale geldiğini hatırlatıyor. Ona göre, ‘hangi yazılımı kullandığımız’ dijital dünyadaki egemenliğimizin göstergesi. Bu yüzden 2026, yalnızca teknoloji değil, bireysel farkındalık ve davranış açısından da bir dönüm noktası olabilir.
Yorum 0