Demokrat Partili Temsilciler Meclisi üyeleri, Başkan Trump ile bağlantılı dijital varlık şirketi ‘World Liberty Financial(WLFI)’ için gündemde olan ulusal tröst bankası lisansına karşı harekete geçti. Özellikle Birleşik Arap Emirlikleri(UAE) kraliyet ailesine mensup bir ismin yaklaşık 5억 달러 (yaklaşık 7,253억 원) yatırarak şirket hisselerinin neredeyse yarısını sessizce topladığı ve bu tutarın 1억 8,700만 달러 (yaklaşık 2,713억 원) civarındaki bölümünün Trump çevresine aktarıldığı yönündeki haberler, ‘siyaset·yabancı sermaye·stablecoin’ üçgeninde potansiyel bir ‘sistemik risk’ tartışmasını büyütüyor.
20’sinde (yerel saatle), Temsilciler Meclisi Finansal Hizmetler Komitesi’ndeki 41 Demokrat üye, Hazine Bakanı 스콧 베슨트(Scott Bessent)’e bir mektup göndererek WLFI’nin ulusal tröst bankası lisans süreciyle ilgili kaygılarını resmi olarak iletti. Mektupta, yabancı hükümet bağlantılı kişi ya da siyasi olarak ilişkili yatırımcıların bankacılık lisans mekanizmasını kullanarak ABD finansal sistemi üzerinde nüfuz kurup kuramayacağı ve bunu engellemek için hangi somut güvenlik bariyerlerinin devrede olduğu sorularına net yanıt talep edildi.
Milletvekilleri, özellikle Para Denetleme Ofisi(OCC) tarafından değerlendirilen WLFI bankacılık lisans başvurusuna ilişkin üç temel sorun başlığı öne çıkardı. İlk olarak, dijital varlık tröst yapısı ve dolar bazlı token(stablecoin) ihracına dayanan deneysel modelin ‘likidite’ ve ‘tasfiye/iflas süreçleri’ açısından yeterince sınanmadığı vurgulandı. İkinci olarak, UAE kraliyet ailesi mensubu bir ismin ‘sessiz anlaşmalar’ yoluyla neredeyse yarıya yakın hisseyi toplaması nedeniyle ‘yabancı hakimiyet’ riskine dikkat çekildi. Üçüncü olarak da Trump ile bağlantılı fon akışlarının lisans sürecine siyasi baskı unsuru olarak yansıyabileceği uyarısı yapıldı.
Milletvekilleri, WLFI’nin planladığı dijital varlık tröst modeli, henüz test edilmemiş likidite/tasfiye mekanizmaları ve yabancı siyasi aktörlerin çıkarlarının birleşmesinin “düzenleyicilerin görmezden gelemeyeceği sorular ortaya çıkardığını” belirtti. Özetle, stablecoin ihracına verilecek bir lisansın, belirli siyasi gruplar ile yabancı sermayenin çıkar dengesine göre şekillenmesi durumunda, ABD finansal sisteminin ‘tarafsızlık’ ve ‘istikrar’ ilkelerinin zarar görebileceği uyarısı yapılıyor.
Bu tartışma, ABD’de ‘stablecoin düzenlemesi’ konusunun siyasetin en üst gündem maddelerinden biri haline geldiği bir dönemde patlak verdi. Demokrat Parti, stablecoin piyasasının finansal istikrar ve tüketici korunması üzerindeki etkisine dikkat çekerek temkinli yaklaşım sergiliyor. Cumhuriyetçi kanat ise ‘yenilik’ ve ‘küresel rekabet gücü’ argümanıyla daha ılımlı bir çerçeve oluşturulması gerektiğini savunuyor. WLFI, tam da bu siyasi çekişmenin ortasında, Trump cephesiyle ilişkili para akışları nedeniyle, düzenleyici ve siyasi risklerin düğümlendiği sembolik bir örnek haline geliyor.
Beyaz Saray ise ayrı olarak yürüyen stablecoin yasama pazarlıklarında daha detaylı bir düzenleyici çerçeve önererek arabuluculuğa soyunmuş durumda. Semafor kaynaklı haberlere göre, üçüncü kez bir araya gelinen toplantıda Beyaz Saray yetkilileri, bankacılık sektörü ve kripto endüstrisi lobicileriyle stablecoin bakiyelerine verilen faiz ve ödül yapısı, yani ‘ödül modeli’ üzerinde yoğunlaştı.
Bu görüşmede Beyaz Saray kripto para politikası danışmanı 패트릭 위트(Patrick Witt)’in, stablecoin ödüllerinin bakiyeye değil, işlem ve aktiviteye endekslenmesi gerektiği önerisini yinelediği bildirildi. Temel fikir, kart harcamalarındaki nakit iade tarzı, belirli işlemlere bağlı ödüllere kapı aralanırken, ‘mevduat benzeri’ sabit bakiyeye faiz ödenen modellerin fiilen yasaklanması yönünde. ‘mevduat alternatifi stablecoin faizi’ olasılığı, özellikle bankacılık sektörü için uzun süredir en kritik endişe başlıklarından biri olarak öne çıkıyor.
Üçüncü buluşmada da nihai mutabakata varılamadı ancak sektör temsilcileri görüşmelerin atmosferinin görece olumlu olduğu yorumunu paylaşıyor. Ripple(XRP) baş hukuk sorumlusu 스튜어트 알데로티, toplantıyı “metin üzerindeki ifadeleri tek tek masaya yatırdığımız, detaylı bir çalışma” olarak nitelendirdi. Coinbase(COIN) baş hukuk sorumlusu 폴 그레왈 ise görüşmeyi “yapıcı ve işbirliğine açık bir süreç” şeklinde tanımladı.
Bu temaslar, Senato’da ilerleyen kripto varlık piyasa yapısı tasarısıyla da doğrudan bağlantılı. Söz konusu tasarıda, ABD Menkul Kıymetler ve Borsa Komisyonu(SEC) ile Emtia Vadeli İşlemler Komisyonu(CFTC) başta olmak üzere denetleyici kurumlar arasındaki rol dağılımı netleştirilmeye çalışılırken, stablecoin ihraç ve ödül modeline dair temel kurallar da çizilmeye çalışılıyor. Buna karşın bankacılık sektörü ile kripto şirketleri arasındaki görüş ayrılıkları büyük. Özellikle ‘bakiyeye dayalı ödül kısıtı’ gibi kritik ifadeler yüzünden, çıkar çatışmaları tasarının ilerleyişini ciddi biçimde tıkamış durumda.
Yine de Beyaz Saray’ın bizzat devreye girip tartışmayı belirli maddeler etrafında daraltmaya çalışması, en azından ‘kısmi uzlaşıya dayalı’ bir düzenleyici çerçevenin belli bir noktada ortaya çıkabileceği beklentisini de güçlendiriyor. Ancak düzenleme şiddetinin yüksek tonda belirlenmesi halinde, ABD’nin stablecoin ve DeFi(DeFi) alanında küresel rekabette geriye düşebileceği endişesi sektör tarafından sıkça dile getiriliyor.
Öte yandan Bitcoin(BTC) madencilik şirketleri, dünyada hızla artan yapay zeka(AI) altyapı talebini yeni bir çıkış kapısı olarak görüyor. Enerji odaklı yayın TheEnergyMag’in 14 halka açık Bitcoin madencilik şirketi üzerinden derlediği verilere göre, bu şirketlerin planladığı AI iş yüklerine ayrılacak ek elektrik kapasitesi yaklaşık 30GW düzeyinde. Bu rakam, halihazırda işletmede olduğu belirtilen 11GW kapasitenin neredeyse üç katına denk geliyor.
TheEnergyMag bu genişleme hamlesini “küçük bir ülkeye yetecek güç altyapısı” ifadesiyle tanımlarken, 30GW rakamının tamamının faal durumda olan tesisleri yansıtmadığını da vurguluyor. Bu kapasitenin önemli bölümü halen geliştirme aşamasında, şebeke bağlantısı bekleyen projelerde veya henüz ilk planlama safhasında. Başka bir deyişle, Bitcoin madencileri kendilerini ‘AI veri merkezi işletmecisi’ rolüne hazırlarken, izin süreçleri, iletim altyapısının kaldırma kapasitesi ve sermaye maliyeti gibi ciddi belirsizliklerle yüz yüze.
Bu dönüşümün arkasında, kalıcı hale gelen ‘hashprice’ zayıflığı bulunuyor. Bitcoin yarılanmaları, ağ zorluğundaki artış ve yüksek enerji maliyetleri üst üste binince, klasik madencilik modeliyle halka açık şirket seviyesinde beklenen kârlılık ve büyüme hızını yakalamak giderek zorlaşıyor. Bu nedenle madencilik altyapısını kullanarak AI ve yüksek performanslı hesaplama(HPC) ihtiyaçlarını karşılamak, GPU ve veri merkezi barındırma hizmetleriyle yeni gelir kanalları yaratmak, sektör genelinde ‘hayatta kalma stratejisi’ haline gelmiş durumda.
TheEnergyMag, bu yarışı “AI patlamasının tetiklediği megawatt ölçekli silahlanma” olarak betimlese de, gerçek anlamda kârlılığın, AI altyapı talebinin bugünkü yüksek büyüme temposunu ne kadar sürdürebileceğine bağlı olduğunun da altını çiziyor. Eğer AI veri merkezi yatırımlarındaki iştah beklenenden önce soğursa, devasa güç altyapısı ve tesisler inşa eden madencilik şirketleri bu kez de ‘yatırım geri dönüşü baskısıyla’ yüzleşmek zorunda kalabilir.
Sonuç olarak, ABD kripto piyasası eşzamanlı olarak ‘siyasi’, ‘düzenleyici’ ve ‘endüstriyel’ dalgaları karşılıyor. Başkan Trump ile bağlantılı stablecoin bankacılık lisansı tartışması, dijital dolar türü tokenlerin siyasallaşması halinde ortaya çıkabilecek riskleri ortaya koyuyor. Beyaz Saray öncülüğündeki stablecoin ödül pazarlıkları, bu varlıkların düzenli finansal sisteme entegrasyonunun bedeli olarak ne ölçüde ‘finansal ürünleşmeye’ izin verileceğini test ediyor. Bitcoin madencilerinin 30GW seviyesindeki AI enerji yatırım planları ise, madencilik sektörünün artık sadece Bitcoin fiyatına yaslanarak varlığını sürdüremeyeceği bir yapısal kırılma noktasına geldiğini gösteriyor.
Önümüzdeki dönemde ABD’deki kripto odaklı düzenleme ve politika kararları ile AI altyapı yatırımları arasındaki dengenin nasıl kurulacağı, stablecoin ve Bitcoin ekosistemlerinin büyüme rotasını doğrudan şekillendirecek. Sektör temsilcileri ve yatırımcılar için, kısa vadeli fiyat hareketlerinden ziyade, bu ‘politika yönü’ ve ‘endüstri yeniden yapılanması’ dinamiklerini birlikte okuyabilmek kritik önem taşıyor.
Yorum 0