Adam Posen: “Yıl sonunda enflasyonun %4’e çıkma ihtimali gerçekçi… Genç işsizlik, Covid sonrası işgücü piyasasındaki ‘uyumsuzluğun’ sonucu”
Adam Posen, Peterson Uluslararası Ekonomi Enstitüsü(PIIE) başkanı, yıl sonuna kadar tüketici fiyat endeksi(CPI) bazlı enflasyonun %4 civarına ulaşmasının ‘gerçekçi bir senaryo’ olduğunu söylüyor. Ona göre bu, geçici bir sıçrama değil; mevcut ekonomik yapı ve politika bileşiminin, enflasyonun ‘yönünü yukarı çevirdiği’ bir ortam. Posen, enflasyonu öngörürken sadece işgücü piyasasının sıkılık/gevşeklik durumuna değil, olası arz şoklarına ve politika etkilerinin ‘zaman gecikmeli’ yansımasına birlikte bakmak gerektiğini vurguluyor.
Posen, önümüzdeki 1–2 yıla dair ‘fiyat görünümü’nü değerlendirirken ‘işgücü piyasasının ne kadar sıkı ya da ne kadar yumuşak olduğu’nun temel zemin olduğunu belirtiyor. Buna tedarik zincirindeki aksaklıklar, jeopolitik riskler, ücret pazarlığı düzenleri gibi faktörler eklendiğinde enflasyon patikasının şekillendiğini söylüyor. Mevcut tabloya bakıldığında, fiyat baskılarının sönümlenmekten çok birikme eğiliminde olduğu görüşünde.
Adam Posen’ın değerlendirmeleri, Bloomberg’ün 24’ünde (yerel saatle) aktardığı söyleşisine dayanıyor.
‘Gümrük vergileri’ ve ‘göç karşıtı politika’, yavaş ama ağır enflasyon baskısı
Posen, son dönemde enflasyonu yukarı iten politika faktörleri arasında özellikle ‘gümrük vergileri’ ve ‘göç karşıtı(anti‑migration) politikalar’ı öne çıkarıyor. Ancak bu adımların etkisi verilerde hemen görünmüyor; enflasyona tam anlamıyla yansıması için en az 1 yıllık bir ‘zaman gecikmesi’ gerektiğini savunuyor. Ona göre “bu tür politikaların etkisinin anında çıkmasını beklemek zaten hata”; yaklaşık 1 yıllık bir süreyi ‘enflasyon yayılımının temel zaman çizelgesi’ olarak almak daha rasyonel.
‘Gümrük vergisi’ ithalat maliyetini artırarak şirketlerin maliyet yapısını doğrudan bozuyor. İlk etapta şirketler kâr marjlarından fedakârlık ederek bu maliyeti bir süre absorbe etse de, zaman geçtikçe artan maliyetin ‘tüketici fiyatlarına yansıtılması’ kaçınılmaz hale geliyor. ‘Göç karşıtı’ çizgi ise hem düşük ücretli/vasıfsız işlerde hem de nitelikli göçmen işgücünde arzı kısarak, belirli sektörlerde ‘eleman açığı’ ve ‘ücret artışı baskısı’nı aynı anda büyütüyor. Posen’a göre ‘göç karşıtı politikalar ve gümrük vergilerinden kaynaklanan enflasyon baskısı’ halihazırda devam ediyor ve önümüzdeki dönemde verilerde daha net görülecek.
Posen, ekonomik aktörlerin belirsizlik ortamında ‘geri dönülmesi zor kararları’ kolay almadığını da hatırlatıyor. Fabrika taşımaları, sabit sermaye yatırımları, küresel tedarik zincirlerinin yeniden kurgulanması gibi adımlar zaman alıyor ve çoğu şirket, politika yönelimi daha belirgin hale gelene kadar beklemeyi tercih ediyor. Bu ‘bekleme davranışı’ biriktikçe, politikaların reel ekonomi ve fiyatlara etkisi doğal olarak daha geç ve daha kademeli ortaya çıkıyor. Sonuç olarak, ‘gümrük vergileri’ ve ‘göç karşıtı çizgi’ sürdüğü sürece, enflasyon baskısının ‘yavaş ama istikrarlı’ bir şekilde güçlenmesi muhtemel.
İşgücü piyasasında asıl sorun ‘talep zayıflığı’ değil, ‘uyumsuzluk’
Posen, son dönemdeki istihdam verilerini sadece ‘işgücü talebinin sert biçimde zayıfladığı’ şeklinde okumanın yanlış olacağını düşünüyor. Ona göre, görünen işsizlik artışı ve açık iş pozisyonlarına rağmen işe yerleşememe gibi olguların altında, konjonktürel yavaşlamadan çok ‘uyumsuzluk(mismatch)’ yatıyor.
Bu ‘uyumsuzluk’, işe alım yapan şirketlerin aradığı koşullar/roller/bölgeler ile iş arayanların beklenti ve profillerinin çakışmamasından doğan ‘yapısal bir dengesizlik’. Covid‑19 sonrası dönemde uzaktan hizmetler, dijital servisler ve belirli üretim‑lojistik alanlarında işgücü talebi artarken, daha önce klasik hizmet sektöründe veya bazı kamu alanlarında çalışan kesim bu alanlara tam olarak geçiş yapamadı. ‘Teknik beceri’, ‘çalışma ortamı’, ‘ücret yapısı’ ve ‘çalışma saatleri’ açısından beklentiler tutmadığı için, ‘iş ilanları dolmazken işsizlik oranı da yüksek kalıyor’.
Posen, ‘Afrikalı Amerikalı’ işsizlik oranındaki yükselişi de bu yapısal başlıkla ilişkilendiriyor. Bazı kamu harcamalarının kısılması ve yeniden yapılandırılması, Afrikalı Amerikalıların yoğun istihdam edildiği alanları ‘orantısız’ şekilde vurmuş durumda. Yani bu kesimdeki işsizlik artışını ‘genel bir ekonomik çöküş’ten çok, kamu‑sosyal hizmetler ve belirli proje bütçelerindeki ayarlamaların doğrudan ‘şok etkisi’ olarak okumak gerektiğini belirtiyor.
Covid sonrası genç işsizlikte ‘sessiz ama kalıcı’ yükseliş trendi
Posen’in özellikle dikkat çektiği veri ‘genç işsizlik’, özellikle de üniversite çağının etrafındaki yaş gruplarında. 2023’ten itibaren bu yaş grubundaki işsizlik oranlarının ‘ani sıçramalar’ yerine ‘istikrarlı ve yavaş bir yükseliş’ izliyor olmasını kritik buluyor. Bu görünümün, kısa vadeli konjonktür dalgalarından çok ‘işgücü piyasasındaki yapısal dönüşümle bağlantılı, uzun erimli bir desen’ olabileceğine işaret ediyor.
Bu eğilimi, Covid‑19 sonrasında işe alım ve ‘yeniden eşleştirme(rematching)’ süreçleriyle ilişkilendiriyor. Pandemi döneminde staj, saha uygulaması ve ilk işe giriş kanalları ciddi biçimde daraldı; gençlerin ‘ilk iş’lerine geçiş yolları tıkandı ve o boşluk hâlâ tam anlamıyla kapanmış değil. Şirketler tarafında ise uzaktan çalışma düzeni, otomasyon yatırımları ve maliyet baskısı nedeniyle, eskiden olduğu gibi ‘genç yetenekleri erken alıp içeride yetiştirmek’ yerine, ‘hazır becerili, daha deneyimli kadrolar’dan sınırlı işe alım yapma eğilimi öne çıkıyor.
Bu kayma, özellikle ‘bölümü ya da uzmanlığı doğrudan talep edilen alanlara uymayan’ gençler için dezavantaj yaratıyor. Eskiden şirketler yeni mezunları alıp iç eğitimle yetiştirirken, bugün ‘hemen sahaya sürülebilecek işgücü’ne yönelik tercih artmış durumda; bu da ‘uyumsuzluk(mismatch)’ sorununu daha da ağırlaştırıyor. Posen, genç işsizliğindeki artışı ‘sıradan bir durgunluk yan ürünü’ olarak değil, Covid sonrası işgücü piyasası yeniden yapılanmasının ortaya çıkardığı ‘yapısal bir sorun’ olarak görmek gerektiğini savunuyor.
Politika etkilerinde zaman gecikmesi, belirsizlik ve önümüzdeki ödevler
Posen’in analizlerinde sık tekrar eden iki kavram ‘zaman gecikmesi’ ve ‘belirsizlik’. Gümrük vergileri, göç karşıtı düzenlemeler ve kamu harcamalarının yeniden kurgulanması gibi politikalar, uygulamaya konulduğu anda değil; belli bir sürenin ardından istihdam ve fiyat dinamikleri üzerinde güçlü izler bırakıyor. Şirketler ve hanehalkı, politika değişikliklerine anında tepki vermektense, yönün daha netleşmesini bekleyerek büyük kararları erteleme eğiliminde.
Posen, özellikle şirketlerin sermaye yatırımları, işgücü yeniden dağıtımı ve üretim merkezlerini taşıma kararlarının çoğunun ‘bir kez alındı mı geri dönüşü zor, neredeyse *geri alınamaz*’ nitelikte olduğunu hatırlatıyor. Bu nedenle, politika belirsizliği çözülene veya en azından ‘tahmin edilebilir bir aralığa’ oturana kadar bu tür kararların ertelenmesi, makroekonomik tepkinin hızını düşürüyor. Enflasyon, işsizlik ve ücret artışı gibi ana göstergelerde politika etkilerinin tam anlamıyla görülmesi genellikle ‘en az 1 yıl’ alıyor.
Posen’ın verdiği temel mesaj şu şekilde özetlenebilir: Bugünkü enflasyon ve işgücü piyasası koşulları, ‘geçici gürültü’ değil; Covid sonrası yapısal dönüşüm, gümrük vergileri ve göç karşıtı çizgi, kamu harcaması değişimleri gibi etkenlerin iç içe geçtiği bir resim. Yıl sonu için %4 civarında bir enflasyon olasılığını gündemde tutarken, gençler ve Afrikalı Amerikalılar arasındaki istihdam sorunları, derinleşen ‘işgücü uyumsuzluğu(mismatch)’ gibi sinyalleri de birlikte okumak gerekiyor. Bu da, bundan sonraki süreçte politika yapıcıların önündeki ödevlerin, basit bir ‘faiz ayarı’nın çok ötesine geçtiği anlamına geliyor.
Yorum 0