Back to top
  • 공유 Paylaş
  • 인쇄 Yazdır
  • 글자크기 Yazı tipi Boyutu
URL kopyalandı.

ABD’de 관세 ve 산업정책 eksen kayması: Yaşam maliyeti ve 휘발유 fiyatı ara seçimlerin kaderini belirleyecek

ABD’de 관세 ve 산업정책 eksen kayması: Yaşam maliyeti ve 휘발유 fiyatı ara seçimlerin kaderini belirleyecek / Tokenpost

Amerikan ekonomisinde son yılların en sert tartışma başlıkları olan ‘관세’, ‘산업정책’, ‘연준 politikası’ ve ‘yaşam maliyeti’ birbirine giderek daha sıkı bağlanmış durumda. Eurasia Group küresel strateji direktörü Robert Kahn, bu dört unsurun hem gelecek ‘ara seçimleri’ hem de 2026’ya kadar Amerikan ekonomisinin seyrini belirleyecek temel değişkenler haline geldiğini vurguluyor.

Kahn’a göre ‘관세’ hâlâ Amerikan ekonomi politikasının merkezinde duruyor ve bu durum ‘piyasa oynaklığını’ yüksek tutuyor. Mevcut yönetim, ‘küresel tedarik zinciri’ni yeniden kurgulamak ve *Çin’i çevreleme* stratejisini güçlendirmek için 관세’yi ana araç olarak kullanıyor. Bu politikaların yakın zamanda tamamen ortadan kalkması beklenmese de, Kahn ‘Amerikan ekonomisinin bu seviyedeki 관세 yükünü şaşırtıcı derecede iyi absorbe ettiğini’ belirtiyor. Şirketler ‘maliyet yapısını yeniden düzenleyerek’ ve tedarik kaynaklarını çeşitlendirerek uyum sağladı; tüketim tarafında da dramatik bir sert daralma görülmedi.

Önümüzdeki dönemde ise 관세’lerin ‘3 aşamalı(티어) bir yapı’ içinde kalıcı hale gelmesi bekleniyor. Kahn, bunu stratejik sektörlere uygulanacak ‘yüksek 관세’, genel ithal ürünlerde ‘orta seviye 관세’ ve bazı sınırlı kalemlerde ‘düşük veya istisnai 관세’ olarak tarif ediyor. Bu çok katmanlı model yerleştikçe, ‘politika yönü’ daha okunur hale gelecek ve şirketler ile yatırımcılar uzun vadeli planlarını daha net çizebilecek. Kahn’ın değerlendirmesine göre 관세 politikası sürecek, ancak bugünkü kadar ‘öngörülemez dalgalanma’ yerini daha oturmuş bir fiyatlama rejimine bırakacak.

Kahn’ın asıl dikkat çektiği kırılma ise, Amerikan yönetiminin odağının ‘관세 merkezli ticaret politikası’ndan ‘산업정책’ eksenli bir modele kayması. Yarı iletken, elektrikli araç, batarya ve temiz enerji gibi stratejik alanlarda ‘doğrudan sübvansiyonlar’, ‘vergi kredileri’ ve ‘regülasyon gevşetmeleri’ öne çıkıyor. Yönetim, artık yalnızca 관세 veya ticaret anlaşmaları üzerinden dolaylı yönlendirme yapmak yerine, ‘hangi sektörün ne kadar büyüyeceğine’ doğrudan müdahale eden bir ‘산업정책 mimarisi’ inşa ediyor. Kahn, 2026’ya gelindiğinde bu yaklaşımın ‘Amerikan ekonomisinin ana hikâyesi’ haline geleceğini ve devletin piyasa üzerindeki ağırlığının ‘çok daha görünür’ olacağını öngörüyor.

Bu kayma, ‘serbest ticaret’ ve ‘sınırlı devlet’ ilkelerinden uzaklaşılıp, ‘ulusal güvenlik’, ‘tedarik zinciri güvenliği’ ve ‘teknolojik üstünlük’ gerekçeleriyle devletin ‘sermaye tahsisine’ derin biçimde müdahil olduğu yeni bir döneme işaret ediyor. Yatırımcılar açısından bakıldığında, ‘regülasyon’ ve ‘teşvik paketleri’ artık bilançoları ve değerlemeleri doğrudan belirleyen unsurlar haline geliyor. Dolayısıyla ‘politika riski’ ile ‘politika kaynaklı getiri fırsatı’ daha ince ayrıntılarla okunması gereken bir çerçeveye dönüşüyor.

Siyasi cephede ise Kahn, yaklaşan ara seçimlerin temel eksenini ‘affordability’, yani ‘yaşam maliyetinin karşılanabilirliği’ tartışmasının belirleyeceğini söylüyor. Seçmenler, ‘kira’, ‘gıda’, ‘sağlık harcamaları’ ve ‘borçlanma faizleri’ndeki yükseliş nedeniyle, resmi büyüme rakamlarından bağımsız biçimde ekonomiye dair son derece ‘negatif bir algı’ taşıyor. Kahn, bu tablo altında ‘Temsilciler Meclisi çoğunluğunun Demokratlara geçmesi ihtimalini yaklaşık yüzde 80 civarında, oldukça yüksek’ olarak değerlendiriyor. Hükümet ve 연준 enflasyonun gevşediğini vurgulasa da, hanehalkının hissettiği baskı ile resmi anlatı arasındaki makas genişledikçe bunun sandığa ‘ekonomik tepki oyu’ olarak yansıması bekleniyor.

Bu çerçevede yaklaşan ara seçimler bir tür ‘ekonomik karne’ işlevi görecek. Kazanan tarafı, ‘yaşam maliyetini hafifletme’, ücret artışı ve barınma istikrarı konusunda daha ikna edici politika paketi sunan parti belirleyecek. ‘Sosyal yardımlar’, ‘vergi reformları’, ‘kira düzenlemeleri’ ve ‘enerji fiyatı istikrarı’ gibi başlıklar, Kongre içindeki güç dengelerinin en kritik belirleyicileri haline gelecek.

Kahn, seçmenlerin ekonomi algısını şekillendiren en somut göstergenin ise ‘akaryakıt istasyonlarındaki fiyat panosu’ olduğunu vurguluyor. Ona göre ‘휘발유 fiyatı’, insanların “bu ülkede ne kadar alım gücüne sahibim?” sorusuna verdiği içgüdüsel cevabı doğrudan etkileyen, belki de ‘tek en önemli değişken’. Her dolumda görülen rakamlar, aylık TÜFE verilerinden ya da işsizlik oranlarından çok daha güçlü biçimde ‘hissedilen enflasyon’u besliyor. Tarihsel olarak bakıldığında, benzin fiyatlarının hızla yükseldiği dönemlerde mevcut yönetim ve Kongre çoğunluğuna verilen desteğin düşmesi sık tekrarlanan bir kalıp. Kahn, bu deneyime dayanarak ‘휘발유 fiyatı arttıkça hem ekonomik kötümserlik hem siyasi memnuniyetsizlik’ dalgasının hızla yayılacağını ve bunun doğrudan ‘oy tercihine’ yansıyacağını belirtiyor.

Enerji, aynı zamanda ‘diğer temel tüketim kalemlerini’ ve ‘lojistik maliyetlerini’ zincirleme biçimde etkilediği için, pompada görülen artış çoğu seçmen tarafından ‘bu ülkede yaşamanın maliyeti kontrolden çıkıyor’ hissiyle birleşiyor. Bu nedenle yaklaşan seçim süreçlerinde ‘휘발유 fiyatının’ istikrara kavuşup kavuşmaması, ekonomi ve siyaset tartışmalarını belirleyen başlıca parametrelerden biri olarak öne çıkacak.

Kahn, para politikasında ise 연준 başkanı Kevin Hassett’in önünde zorlu bir dosya yığını olduğuna dikkat çekiyor. Ona göre Hassett, Başkan Trump’ın tercih ettiği büyüme ve istihdam odaklı çizgiyi destekleyecek bir çoğunluğu 연준 içindeki oy hakkına sahip üyeler arasında bulmakta ‘kayda değer güçlükler’ yaşayabilir. 연방Açık Piyasa Komitesi(FOMC), faiz ve para politikası kararlarını ‘oy çokluğu’ ile alıyor; dolayısıyla başkanın tek başına karar dikte etmesi mümkün değil. Bu da Hassett’i, ‘Trump’ın politikalı öncelikleri’ ile ‘fiyat istikrarına öncelik veren 연준 geleneği’ arasında sıkışmış, yoğun siyasi ve teknik baskı altındaki bir konuma yerleştiriyor.

Kahn, 연준’un iç dinamiklerinin her zaman Beyaz Saray’ın öncelikleriyle tam uyumlu seyredeceği varsayımına karşı uyarıyor. Eğer faiz patikası ve bilanço politikası, Başkan Trump’ın beklediği kadar gevşek ya da büyüme yanlısı olmazsa, piyasalar yeni bir ‘siyasi ve politika kaynaklı risk dalgası’ ile karşılaşabilir. 연준’un ‘bağımsızlığı’ ile ‘siyasi baskı’ arasındaki gerilimin artması halinde, ‘tahvil faizleri’ ve ‘hisse senedi piyasası’nda oynaklığın yeniden yükselmesi olası.

Genel çerçevede Kahn, önümüzdeki birkaç yılı ‘관세’den ‘산업정책’e eksen kaymasının ve ‘yaşam maliyeti ile 휘발유 fiyatı’nın yön verdiği kamuoyu dinamiğinin kesiştiği bir dönem olarak okuyor. 관세, eski döneme kıyasla daha sistematik ve öngörülebilir olsa bile, küresel ticaret ve tedarik zincirlerini sarsan bir faktör olmaya devam edecek. Aynı anda 산업정책 eksenli devlet müdahalesi, 2026’ya doğru sermaye akımlarını, şirket stratejilerini ve varlık fiyatlarını belirleyen ana tema olarak öne çıkacak.

Bu denklemde seçmenin hissettiği ‘enflasyon baskısı’ ve ‘yaşam maliyeti sıkıntısı’, ara seçimler ve Kongre’deki güç dağılımını doğrudan şekillendirecek. ‘휘발유 fiyatı’ ise bu hissiyatı en çıplak biçimde yansıtan gösterge olarak öne çıkıyor. Öte yandan 연준 başkanı Kevin Hassett’in, Başkan Trump’ın ekonomi politiği ile kurumun bağımsız para politikası çizgisi arasında kuracağı denge, ‘faizler’ ve ‘finansal piyasa oynaklığı’ için belirleyici olacak.

Kısacası 관세 ve 산업정책, 연준’un para politikası ve akaryakıt istasyonlarındaki fiyat panosu artık Amerikan ekonomisinin yönünü ve ülkedeki siyasi tabloyu birlikte şekillendiriyor. Önümüzdeki dönemde Amerika’ya ilişkin her ‘yatırım’ ve ‘politika’ analizinin, bu ‘siyaset-ekonomi-piyasa’ üçlüsünü tek paket halinde okumadan anlamlandırılması giderek zorlaşıyor.

<Telif hakkı ⓒ TokenPost, yetkisiz çoğaltma ve yeniden dağıtım yasaktır >

Popüler

Yorum 0

Yorum ipuçları

Harika bir makale. Takip talep etme. Mükemmel bir analiz.

0/1000

Yorum ipuçları

Harika bir makale. Takip talep etme. Mükemmel bir analiz.
1