탈merkezî finans(DeFi) kredi protokolü Aave(AAVE) kurucusu Stani Kulechov(Stani Kulechov), 2050’ye kadar 50 trilyon dolar (yaklaşık 7 kentilyon 2.095 trilyon won) büyüklüğe ulaşabileceğini öngördüğü ‘bolluk varlıklarını(abundance assets)’ zincir üzerinde tokenize edip DeFi ekosistemine teminat olarak çekme vizyonunu ortaya koydu. Güneş enerjisi, enerji depolama ve robotik gibi geleceğin altyapısını taşıyacak ‘gerçek dünya varlıklarının’, DeFi büyümesinin bir sonraki ana itici gücü olabileceğini savunuyor.
14’ünde (yerel saatle), Kulechov X’te(Eski Twitter) paylaştığı gönderide, zincir üstü kredilendirmenin, “sermayenin verimli alan bulmakta zorlandığı bugünkü tablo ile, sermayeye ihtiyaç duyan ama doğru bağlantıyı kuramayan ‘gelecek altyapısı’ arasındaki boşluğu doldurabileceğini” belirtti. Ona göre ‘bolluk varlıklarının tokenleştirilmesi’ önümüzdeki dönemde DeFi için ‘kelime’ çekirdek tema haline gelecek. Kulechov, yalnızca güneş enerjisi tarafında bile 2050’ye kadar 15–30 trilyon dolar (yaklaşık 2 kentilyon 1.628 trilyon–4 kentilyon 3.257 trilyon won) büyüklüğünde bir pazar oluşabileceğini öngörüyor.
Gerçek dünya varlıklarının tokenleştirilmesi(RWA), halihazırda DeFi sektöründe önemli bir odak alanı. Veri platformu RWA.xyz’ye göre bugün zincir üstünde tokenize edilmiş gerçek varlıkların hacmi yaklaşık 25 milyar dolar (yaklaşık 3 trilyon 604 milyar 75 milyon won) seviyesinde. Bu hacmin büyük kısmını ABD Hazine tahvilleri, hisse senetleri, emtia, özel krediler ve gayrimenkul gibi geleneksel ‘kıtlık varlıkları’ oluşturuyor.
Kulechov, bu eğilimin süreceğini kabul etmekle birlikte, oyunun gerçek anlamda değişmesinin ‘kıtlık’ değil ‘bolluk’ üzerinden olacağını vurguluyor. Ona göre “tokenizasyonun en büyük etkisi bolluk varlıkları’ndan çıkacak” ve ‘kelime’ sınırsız ölçeklenebilir altyapı varlıkları zincir üzerinde teminata çevrilmeli.
Kulechov’un çerçevesinde güneş enerjisi, ‘bolluk varlıkları’nın en somut örneği. Mevcut modelde enerji şirketleri, üretim tesislerini teminat gösterip uzun vadeli borçlanmayla proje finansmanı sağlıyor. Kulechov, bu yapıya zincir üstü likidite eklendiğinde aynı sermayeyle çok daha fazla sayıda projenin tekrar tekrar finanse edilebileceğini savunuyor.
Kulechov, güneş projeleri için önerdiği mekanizmayı da somutlaştırdı. Buna göre bir güneş enerjisi borç finansmanı şirketi, 100 milyon dolarlık (yaklaşık 144 milyar 190 milyon won) bir üretim projesini tokenize ediyor. Ardından bu tokenleştirilmiş varlığı teminat göstererek zincir üstünde 70 milyon dolar (yaklaşık 100 milyar 930 milyon won) borçlanıyor ve elde ettiği sermayeyi yeni projelere yeniden yatırıyor.
Bu yapı sayesinde DeFi tarafındaki mevduat sahipleri, tokenize edilmiş güneş enerjisi tahvilleri ya da gelir haklarına yatırım yaparak “çok yüksek ölçekte büyüyebilen, düşük riskli ve çeşitlendirilmiş gelir akışlarına” erişebiliyor. Güneş enerjisi geliştiricileri ise sermayeyi sürekli döngüye sokarak işlerini daha hızlı büyütebiliyor. Kulechov, “Yatırımcılar tokenize edilmiş güneş varlıklarını 3 yıl boyunca elde tutup kâr realizasyonu yaptıktan sonra, doğrudan bir sonraki geliştirme projesine yeniden yatırım yapabilir” diyor ve ekliyor: “‘yorum’ Geleneksel altyapı finansmanında sermaye on yıllarca kilitlenirken, tokenize varlık yapısında aynı 1 dolarla arka arkaya birçok proje finanse edilebiliyor.”
Bu yaklaşım yalnızca güneş enerjisiyle sınırlı değil. Kulechov’a göre model; enerji depolama için kullanılan bataryalara, insan iş gücünü ikame eden robotik sistemlere, dikey tarım ve kültür eti gibi alternatif gıda çözümlerine, hesaplama gücünü destekleyen yarı iletkenlere ve kritik parça ile malzemeler için 3D baskı altyapısına kadar genişletilebilir. Ortak payda, “zamanla arz arttıkça verimliliği de yükselen varlıklar” olmaları.
Kulechov, devlet tahvilleri ve gayrimenkul gibi mevcut kıtlık varlıklarına dayalı RWA pazarının, uzun vadede doğal olarak düşük getiri ve dar marjlara sıkışacağını düşünüyor. “Kıtlık varlıkları gittikçe incelen marjlar ve sınırlı kârlılık patikasına doğru ilerliyor” diyen Kulechov, “buna karşılık bolluk varlıkları daha yüksek getiri, daha iyi risk profili ve değer uyumu açısından bariz üstünlüğe sahip” görüşünde.
Kulechov’un mantığı ‘kelime’ oldukça net: Teoride sonsuza yakın büyüme potansiyeline sahip altyapı varlıkları ölçeklendikçe birim maliyetleri düşüyor, verimlilikleri artıyor ve yaratılan kazanç hem yatırımcıya hem de son kullanıcıya yansıyabiliyor. Karbon emisyonlarının azaltılması, enerji dönüşümü, gıda, emek ve hesaplama altyapısının güçlendirilmesi gibi ESG ve geleceğe dönük büyüme temalarıyla da örtüştükleri için, bu alana kurumsal sermaye girişi için güçlü bir anlatı oluşuyor.
Kulechov, “Bolluk temelli ürünler piyasada sonunda mutlaka kazanır; çünkü daha iyi ürünlerdir” derken, zincir üstü kredilendirmenin bu tür bolluk varlıklarını teminat olarak sistem içine çekmesi halinde, hem DeFi ekosistemi hem de reel ekonomi üzerinde yapısal dönüşüm yaratabileceğini vurguluyor.
Aave, bugün DeFi alanında en büyük teminatlı kredi protokolü konumunda. DeFiLlama verilerine göre Aave üzerindeki toplam kilitli varlıklar(TVL–Total Value Locked) 27 milyar dolar (yaklaşık 3 trilyon 893 milyar 13 milyon won) seviyesinde ve bu da DeFi ekosistemindeki en yüksek rakamlardan biri. Platformda en çok kullanılan varlıklar arasında Tether(USDT) ihraççısı Tether’in stablecoin’i USDt, Ethereum(ETH) ve Wrapped Ether(wETH) öne çıkıyor.
Ancak Aave tokeninin fiyat performansı aynı ölçüde parlak değil. CoinGecko verilerine göre AAVE, yıl başından bu yana yüzde 15,2 gerileyerek 125,98 dolar (yaklaşık 181 bin 600 won) civarında işlem görüyor. Bu seviye, Mayıs 2021’de görülen tüm zamanlar zirvesi 661,70 dolara (yaklaşık 954 bin 700 won) kıyasla yaklaşık yüzde 81 daha düşük. DeFi temelleri ile token değeri arasındaki bu makas dikkate alındığında, yeni bir büyüme hikâyesi olarak ‘bolluk varlıklarının tokenleştirilmesi’ anlatısının ne kadar ikna edici olacağı, Aave ve genel olarak DeFi için önemli bir test noktası haline gelebilir.
Zincir üstü RWA piyasası henüz 25 milyar dolar seviyesinde kalmışken, Kulechov’un işaret ettiği 50 trilyon dolarlık bolluk varlığı potansiyeli son derece iddialı ve uzun vadeli bir vizyon niteliği taşıyor. Bununla birlikte, geleneksel finansın altyapı yatırımlarına yönelik iştahı, karbon nötr politikaları ve kurumsal ölçekli RWA altyapısının olgunlaşma hızı göz önünde bulundurulduğunda, DeFi’nin reel altyapı sermaye yapılarıyla daha sıkı biçimde entegre olduğu bir senaryonun orta–uzun vadede giderek daha fazla ilgi çekmesi olası görünüyor. ‘Bolluk varlıklarının tokenleştirilmesi’nin DeFi için ‘kelime’ bir sonraki döngünün ana anlatısı haline gelip gelmeyeceği ise; düzenleme, teknoloji ve talebin hangi hızda kesişeceğine bağlı olacak.
Yorum 0