Back to top
  • 공유 Paylaş
  • 인쇄 Yazdır
  • 글자크기 Yazı tipi Boyutu
URL kopyalandı.

Bob Murphy: Dolar Hegemonyası Zayıflıyor, Kriz Anında Güvenli Liman Hâlâ Altın; Bitcoin(BTC) İkinci Planda

Bob Murphy: Dolar Hegemonyası Zayıflıyor, Kriz Anında Güvenli Liman Hâlâ Altın; Bitcoin(BTC) İkinci Planda / Tokenpost

Ekonomik belirsizliğin arttığı dönemlerde yatırımcıların halen Bitcoin(BTC) yerine ‘altın’a yöneldiği, aynı zamanda küresel finansal düzenin ‘dolar merkezli tek kutuplu yapı’dan uzaklaşarak çok kutuplu bir sisteme evrildiği değerlendirmesi öne çıktı. 15’inde (yerel saatle), Avusturya ekolüne yakınlığı ve ‘altın’ ile Bitcoin analizleriyle bilinen ekonomist Bob Murphy’nin Mises Enstitüsü(Mises Institute) ve infineo üzerinden aktardığı görüşlere göre, bu süreçte merkez bankaları, Fed ve maliye politikası arasındaki ‘gizli gerilim’ ve rol karmaşası da derinleşiyor.

Murphy, belirsizlik şokları sırasında yatırımcı psikolojisinin ‘korku modu’na geçtiğini ve bu evrede Bitcoin yerine ‘kıymetli madenler’e yönelimin güçlendiğini vurguluyor. Ona göre hem bireysel hem kurumsal yatırımcılar, belirsizliğin “bir ay sonra ne olacağını bilemeyecek kadar” yükseldiği anlarda, uzun yıllardır yerleşmiş ‘güvenli liman’ algısı nedeniyle altın ağırlığını artırma eğiliminde. ‘Yorum’ Bu anlatı, Bitcoin’in son yıllarda giderek daha sık ‘dijital altın’ olarak tanımlanmasına rağmen, kriz anında psikolojik olarak hâlâ ikinci planda kaldığına işaret ediyor. ‘yorum’

Murphy, bu tip stres dönemlerinde bazı yatırımcıların ‘likidite sağlamak’ amacıyla Bitcoin ve diğer kripto varlıkları satabileceğini söylüyor. 2008 küresel krizinde ve pandemi şokunda görülen “nakde ve geleneksel güvenli varlıklara kaçış” modelinin hâlen geçerli olduğunun altını çiziyor. Ona göre yatırımcılar, portföylerindeki kripto varlıkların bir bölümünü tasfiye ederek ‘nakit’ pozisyonu güçlendirebilir; bu da kısa vadede Bitcoin fiyatında ek baskı oluşturabilir. Altının uzun yıllara dayanan güvenli liman hikâyesi ve regülasyon belirsizliğinin görece düşük olması, ‘Bitcoin(BTC)’ gibi kripto varlıkların aşırı stres koşullarında bir kademe geride konumlanmasına yol açıyor.

Murphy, makro ölçekte ise ABD’nin ‘tek süper güç’ konumunun kademeli olarak aşındığını ve önümüzdeki 20 yıl içinde dünyanın ‘çok kutuplu’ bir jeopolitik ve ekonomik düzene geçeceğini öngörüyor. Ona göre gelecekte ABD, küresel oyunun tek belirleyicisi olmadığı; Avrupa, Çin, Orta Doğu ve yükselen piyasalar bloklarının nüfuz alanlarını paylaştığı bir tabloyla karşı karşıya kalabilir. Bu dönüşüm, yalnızca jeopolitik dengeleri değil, ‘para sistemi’ ve ‘finansal mimari’yi de doğrudan etkileyecek.

Bu çerçevede Murphy, ABD’nin askeri ve ekonomik üstünlüğündeki göreli azalışın, ‘dolar’ın tek hâkim rezerv para birimi statüsünü de zayıflatacağı görüşünde. Farklı güç merkezleri ortaya çıktıkça, doların karşısına euro, yuan, bölgesel para birimleri ve altın gibi alternatiflerin daha güçlü şekilde çıkması bekleniyor. Murphy, “diğer büyük güçlerin yükselişi, ABD’nin ekonomik ve parasal nüfuz alanını daraltacak ve bu da küresel makro istikrarda yeni ayarlamaları zorunlu kılacak” diyerek, ‘dolar’ merkezli düzende yapısal bir kırılma sürecine girildiğini savunuyor.

Bu değişimin ‘merkez bankaları’nın rezerv yönetiminde şimdiden görüldüğünü belirten Murphy, dünya genelinde resmi kurumların ‘dolar’ ağırlığını kademeli biçimde düşürdüğüne dikkat çekiyor. Ona göre son yıllarda çok sayıda merkez bankası, döviz rezervlerini ‘altın’, ‘yuan’ ve diğer para birimleriyle çeşitlendirmeye hız verdi. “Merkez bankaları açıkça rezervlerini çeşitlendiriyor; ‘dolar hegemonyasının dönemi’ bitti” diyen Murphy, bu trendin uzun vadede doların değer dinamiklerini ve küresel finansal istikrarı yeniden şekillendirebileceğini dile getiriyor.

Rezerv çeşitlendirmesi, aynı zamanda ‘yaptırım riski’, ABD’nin bozulmakta olan mali görünümü ve Washington’daki siyasi belirsizlikler nedeniyle tek bir para birimine aşırı bağımlılıktan kaçınma çabası olarak da okunuyor. Murphy, ‘rezerv para’ statüsündeki aşınmanın bir anda değil, çok uzun yıllara yayılmış bir süreçte gerçekleşeceğini, ancak yönün artık oldukça net biçimde görüldüğünü vurguluyor. ‘Yorum’ Bu adımlar, kriz anında yalnızca ‘dolar ve ABD tahvili’ne yönelinen eski şablondan, daha karma ve bölünmüş bir güvenli liman haritasına geçildiğine işaret ediyor. ‘yorum’

Murphy, ABD iç siyasetinde ise Beyaz Saray ile Fed arasındaki ‘ince çizgi’ ve “bağımsızlık miti”ne özellikle dikkat çekiyor. Fed’in gerçekten ne ölçüde siyasi baskıdan azade olduğu ve para politikasını hangi ölçüde yalnızca ekonomik verilere göre şekillendirdiği sorularını gündeme taşıyor. Ona göre Beyaz Saray ve Fed zaman zaman farklı mesajlar verse de, bu ayrışmalar çoğu kez “siyasi dil” içinde perdeleniyor ve kamuoyuna ‘koordineli’ bir çerçeve içinde sunuluyor. Bu durum, piyasalar açısından Fed kararlarının okunmasında ‘ekonomik veri’ kadar ‘siyasi hesapların’ da hesaba katılmasını zorunlu kılıyor.

Özellikle konut piyasası konusunda uyarılarını artıran Murphy, 2026 yılı ABD ‘konut piyasası’ için risklerin büyüdüğünü savunuyor. Kendi müşterilerine defalarca 2026 için konut sektöründen endişe ettiğini söylediğini belirten ekonomist, bunun temelinde Fed’in faiz ve bilanço politikalarındaki olası değişiklikler olduğunu ifade ediyor. Önümüzdeki birkaç yıl boyunca ‘politika faizi’nin seviyesi, bilanço küçültme hızı ve federal bütçe harcamalarının yönü; mortgage faizlerini ve konut talebini aynı anda sarsabilecek başlıca dinamikler olarak öne çıkıyor. Murphy, pandemi sonrasında düşük faiz ve hızla artan fiyatlarla şişen kaldıraçlı yapının, daha yüksek faiz ve yavaşlayan büyüme döneminde ‘düzeltme’ ile karşılaşabileceğini belirterek, konut sektörünün para politikasından en hızlı etkilenen alanlardan biri olduğunu hatırlatıyor.

Murphy’nin altını çizdiği bir diğer başlık ise Fed’in ABD ‘hazine tahvili’ piyasasındaki olağanüstü ağırlığı. Verilerine göre Fed’in elinde tuttuğu ABD tahvili stoku yaklaşık 4 trilyon dolar seviyesinde ve bu tutar, “Fed’i bağımsız bir ülke gibi saysak, diğer tüm ülkelerden daha büyük bir tahvil sahibi” konumuna getiriyor. Hatta Murphy, Fed’in portföyünün “sonraki beş-altı ülkenin toplamından bile fazla” olduğuna işaret ederek, kurumun yalnızca bir ‘para politikası otoritesi’ olmaktan çıkıp, ABD’nin en büyük alacaklılarından ve tahvil piyasasının kilit oyuncularından biri haline geldiğini vurguluyor.

Bu durum, Fed’in kararlarının etkisini klasik “faiz oranı ayarı” çerçevesinin ötesine taşıyor. Murphy’ye göre Fed’in devasa tahvil portföyü, doğrudan doğruya ABD hazinesinin borçlanma maliyetlerini, tahvil piyasasındaki arz-talep dengesini ve dolayısıyla ‘kamu borcu’nun sürdürülebilirliğine ilişkin algıyı belirleyen başlıca faktörlerden biri haline gelmiş durumda. ‘Yorum’ Fed bu ölçekte tahvil tuttuğunda, piyasadaki neredeyse her fiyatlama hareketi, kurumun bilanço hamleleriyle yakından ilişkili hale geliyor. ‘yorum’

Murphy’nin dikkat çektiği hesaplamalardan biri de ABD kamu borcu ve faiz yüküyle ilgili. ABD tahvil getirilerinin tüm vadelerde yalnızca ‘1 yüzde puan’ yukarı kaymasının, federal bütçenin yıllık faiz faturasını yaklaşık 380 milyar dolar artırabileceğini söylüyor. Halihazırda yüksek düzeyde seyreden bütçe açığına ek olarak faiz oranlarında yaşanacak kalıcı bir artış, kısa sürede kamunun ‘faiz giderleri’ni patlatabilir. Bu da daha fazla borçlanma, yükselen faizler ve yeniden artan faiz yükü şeklinde bir ‘borç-faiz sarmalı’ riskini büyütecek. Murphy, önümüzdeki yıllarda kamu maliyesinin sürdürülebilirliğini anlamak için bu mekanizmanın iyi analiz edilmesi gerektiğini vurguluyor.

Tüm bu tabloyu çizerken Murphy, Fed’in ‘bağımsızlığı’ söylemine de sert yaklaşıyor. Ona göre Fed, tarihsel olarak her zaman ‘siyasi bağlamın’ içinde var oldu ve bugün bildiğimiz anlamda “bağımsız merkez bankası” fikri, esasen 2. Dünya Savaşı sonrası dönemde şekillenmiş, nispeten yeni ve kısmen ‘mitolojik’ bir anlatı. Fed’in kararlarının, geçmişten bu yana, yürütülen maliye politikası ve egemen siyasi atmosferle iç içe geçtiğini belirten Murphy, “bağımsızlık söylemi çoğu zaman kamuoyu ve piyasaları rahatlatmaya dönük bir dış kabuk” değerlendirmesini yapıyor.

Özellikle ‘bütçe açığı’nın hızla büyüdüğü dönemlerde Fed’in oynadığı role dikkat çeken Murphy, federal hükümetin büyük ölçekli tahvil ihraçlarıyla Fed’in alım programları arasındaki eşzamanlılığa vurgu yapıyor. Ona göre hükümet rekor düzeyde borçlanırken, Fed’in eş zamanlı olarak “tahvilleri agresif biçimde alacağını” açıklaması bir tesadüf değil; daha çok ‘stratejik uyum’un göstergesi. Niceliksel gevşeme(QE) ve geniş çaplı tahvil alım programları, resmi anlatıda “büyümeyi destekleme ve piyasaları istikrara kavuşturma” aracı olarak sunulsa da, fiiliyatta devletin borçlanma maliyetini düşüren ve devasa bütçe açıklarının sindirilmesini kolaylaştıran mekanizmalar olarak da işlev gördü.

Murphy, bu yüzden para politikası ile maliye politikasını birbirinden tamamen ayrı, bağımsız iki alan gibi görmenin gerçekçi olmadığını savunuyor. Özellikle ‘yüksek bütçe açığı’ dönemlerinde Fed’in, hükümetin ‘finansman ortağı’na dönüştüğünü, bu nedenle kurumun gerçek rol ve sınırlarının yeniden tartışılması gerektiğini belirtiyor. Bazı akademisyenler ve siyasetçilerin “Fed özünden çok uzaklaştı, başa dönmek gerek” şeklindeki çıkışlarını hatırlatarak, “Fed’in orijinal tasarımındaki sınırlı rol ve daha dar yetki çerçevesine dönülmesi” çağrılarının güçlenebileceğini dile getiriyor.

Bu bağlamda Murphy, Fed’in bugünkü geniş yetki alanının hem ekonomi üzerinde ‘aşırı etkili’ bir konum doğurduğunu, hem de kurumun siyasi çıkarlarla daha sık karşı karşıya gelmesine yol açtığını düşünüyor. Ona göre böyle bir yapıda Fed’in “tam anlamıyla tarafsız bir para politikası otoritesi” gibi işlev görmesi zor. Bu nedenle “Fed’in devlet bütçesi ve piyasaların istikrarı arasında nerede durması gerektiği” konusunun, önümüzdeki yıllarda daha yoğun biçimde tartışılacağı öngörülüyor.

Murphy’nin büyük resme dair değerlendirmeleri, ‘Bitcoin(BTC)’, ‘altın’ ve ‘dolar’ arasındaki güç dengesinin de yeniden şekillendiğini gösteriyor. Kısa vadeli şoklarda yatırımcılar hâlâ öncelikle ‘altın’a koşuyor; ‘dolar’ın küresel hakimiyeti ise merkez bankalarının rezervlerini çeşitlendirmesiyle kademeli biçimde zayıflıyor. Buna karşılık ABD bütçe dengesindeki bozulma ve Fed’in hem siyasi hem mali alandaki artan rolü, mevcut finansal mimarinin kırılganlıklarını daha görünür hale getiriyor.

Murphy, tüm bu sürecin ‘Bitcoin(BTC)’ veya başka herhangi bir varlığa doğru tek yönlü ve ani bir akım anlamına gelmediğinin altını çiziyor. Ancak ‘dolar’ eksenli düzenin yapısal olarak değişmeye başlamış olmasının, önümüzdeki onlarca yıl boyunca yatırım tercihlerini ve piyasa yapısını dönüştüreceğini düşünüyor. Ona göre içinde bulunduğumuz dönemde hem yatırımcılar hem de politika yapıcılar için, ‘para politikası’, ‘maliye politikası’ ve ‘jeopolitik dengeler’i birlikte okumayı gerektiren yeni bir çağın kapısı aralanmış durumda. Bu yeni düzende Bitcoin, altın ve dolar arasındaki ‘güç paylaşımı’nın nasıl evrileceği, küresel sermaye akımlarını ve risk algısını belirleyecek temel bileşenlerden biri olmaya aday.

<Telif hakkı ⓒ TokenPost, yetkisiz çoğaltma ve yeniden dağıtım yasaktır >

Popüler

Diğer ilgili makaleler

Yorum 0

Yorum ipuçları

Harika bir makale. Takip talep etme. Mükemmel bir analiz.

0/1000

Yorum ipuçları

Harika bir makale. Takip talep etme. Mükemmel bir analiz.
1