코인base(COIN) CEO’su Brian Armstrong, küresel büyük bankaların kripto altyapısına adım atmasını ve BlackRock’un tüm fonlarını ‘tokenleştirme’ planını olumlu bulurken, ABD’deki ‘belirsiz düzenleyici ortam’ın sektörün rekabet gücünü aşındırdığı uyarısında bulundu. Armstrong, Başkan ‘Trump’ın görece daha ‘net kurallar oluşturma’ yönünde adım attığını’ hatırlatarak, Amerika’nın liderliği korumak istiyorsa düzenleyici belirsizliği hızla bitirmesi gerektiğini vurguladı.
Armstrong, son röportajında Coinbase’in dünya çapında varlık büyüklüğüne göre ilk 20 banka arasında yer alan 5 banka ile birlikte *dijital varlık altyapısı* kurduğunu açıkladı. BlackRock’un tüm fonlarını ‘tokenleştirme’ planını resmen masaya koyduğunu anımsatan Armstrong, ‘tokenizasyon’un varlık yönetimi sektöründe gerçek bir ‘oyun değiştirici’ olabileceğini belirtti. Buna karşılık Biden yönetiminin ABD kripto sektörüne karşı ‘düşmanca’ bir tutum aldığını savunan Armstrong, bu ‘düzenleyici karmaşa’ devam ederse hem şirketlerin hem de sermayenin yurt dışına kayma riski olduğuna dikkat çekti.
Armstrong’a göre bugün varlık büyüklüğü baz alındığında dünyanın en büyük 20 bankasından 5’i, Coinbase üzerinden kripto altyapısı inşa ediyor. Bu bankalar, kriptoya yönelik iş birliğini ‘saklama (custody), aracılık (brokerage) ve alım-satım altyapısı’ gibi farklı başlıklarda yürütüyor. Armstrong, bu ortaklıkların ‘geleneksel finans sisteminin modernleşmesi’ için kaldıraç etkisi yaratacağını, blokzincir tabanlı çözümlerin mevcut ödeme ve takas altyapısından daha ‘şeffaf ve verimli’ bir alternatif sunabildiğini anlattı. Bankalar açısından bakıldığında da, teknik yetkinliği ve ‘uyum (compliance) deneyimi’ olan bir altyapı sağlayıcıyla çalışmak, sistemi sıfırdan kurmaktan daha düşük maliyetli ve daha az riskli görülüyor.
Armstrong, küresel ölçekte sembolik ağırlığı olan bu 5 büyük bankanın hamlelerinin, diğer finans kurumları için de güçlü bir ‘piyasa sinyali’ işlevi göreceği görüşünde. Ona göre büyük oyuncular hareket ettiğinde, itibar ve regülasyon riskini bahane ederek bekle-gör tutumu izleyen bankalar da kriptoya adım atmak için gerekçe bulmuş oluyor. Armstrong, bu trendin orta-uzun vadede ‘kriptonun ana akım finans sistemine entegrasyonu’nu hızlandıracağını ve *finansal kapsayıcılık* açısından olumlu sonuçlar yaratabileceğini düşünüyor.
Armstrong, BlackRock’un “ellerindeki tüm fonları tokenleştirmek istediklerine dair beyanı”nı, geleneksel varlık yönetimi endüstrisinin now kadar verdiği en güçlü ‘blokzincir onayı’ olarak yorumladı. *Tokenizasyon*, fon payları, tahviller, gayrimenkul gibi varlıkların blokzincir üzerinde dijital ‘token’lar şeklinde temsil edilmesi anlamına geliyor. Armstrong, bu model hayata geçtiğinde ‘likidite ve erişim’in ciddi şekilde artabileceğini, normalde yalnızca ‘yüksek net değerli’ yatırımcılara açık olan özel fon ve alternatif yatırım ürünlerinin bile ‘küçük parçalara bölünerek’ işlem görebileceğini belirtti. 7/24 işleyen küresel piyasalarda anlık alım-satım imkânı ve zincir üstü şeffaflık da Armstrong’a göre bu dönüşümün önemli artıları arasında.
Armstrong, BlackRock’un stratejisinin “tüm finans sektörüne örnek teşkil edebileceğini” söyleyerek, dünyanın en büyük varlık yönetim şirketlerinden birinin ‘tokenizasyonu çekirdek strateji’ haline getirmesi halinde, rakip kurumların da benzer adımlar atmak zorunda kalacağını savundu. Bu dalganın, *fon yapılarının, ücret modellerinin ve aracılık rollerinin* baştan yazılmasına yol açabileceğini, sonuçta ‘dijital varlık çağının ihtiyaçlarına uygun, yeni bir varlık yönetimi standardı’ doğabileceğini ifade etti.
ABD içindeki düzenleyici tabloya gelince Armstrong, ‘çok sert’ bir eleştiri çizgisi benimsiyor. Biden yönetiminin “fiiliyatta bu sektörü ABD sınırları içinde yasal olmayan yollarla öldürmeye çalıştığını” öne süren Armstrong, Kongre’nin açık yasa yapması yerine ‘düzenlemeyi yaptırım yoluyla şekillendiren’ yaklaşımın piyasalara zarar verdiğini düşünüyor. ‘Regulation by enforcement’ olarak özetlenen bu modelde, kurumlar net kurallar yerine ‘sonradan açılan davalar ve para cezaları’ ile yön bulmaya çalışıyor; Armstrong’a göre bu da inovasyonu boğuyor.
Buna karşılık Armstrong, Başkan Trump hakkında “sözlerini tutmaya çalıştı ve net kurallar ile düzenlemeler çıkarma yönünde çaba gösterdi; bu açıdan kendisine ‘puan vermek lazım’” değerlendirmesini yapıyor. Kendini belirli bir siyasi tarafın savunucusu olarak konumlandırmadığını vurgulayan Armstrong, kimin iktidarda olduğundan bağımsız biçimde ‘net kuralların’ şart olduğunu, aksi halde ABD’nin küresel dijital varlık rekabetinde geride kalacağını savunuyor. Armstrong, Kongre ve yürütme erki ‘dengeli bir çerçeve’ oluşturmazsa, çok sayıda kripto şirketinin *Avrupa ve Asya gibi düzenlemelerin daha açık olduğu bölgelere* taşınacağını, bunun da doğrudan ‘nitelikli iş gücü, yenilikçi projeler ve büyük sermayenin’ ülkeden çıkışı anlamına geleceğini söylüyor.
Armstrong’un verdiği tahmine göre bugün dünya genelinde yaklaşık *500 milyon kişi* kripto para kullanmış durumda. Bu veriye dayanarak “kriptonun artık devasa boyuta ulaştığını, sadece az sayıda spekülatörün oyuncağı olmaktan çıkıp küresel finansal altyapının bir sütunu haline geldiğini” öne sürüyor. Armstrong, bu geniş kullanıcı tabanının özellikle ‘finansal kapsayıcılık’ açısından kritik olduğuna inanıyor. Geleneksel bankacılık sistemine erişimi kısıtlı bireyler ya da para birimi istikrarsız ülkelerdeki hanehalkı ve şirketler, ‘stablecoin’ler ve dijital varlıklar üzerinden küresel ekonomiye bağlanabiliyor. Kullanıcı sayısı arttıkça, her ülkenin düzenleyici kurumlarının ilgisinin ve gözetiminin de kaçınılmaz biçimde artacağını söyleyen Armstrong, bu yüzden ‘düzenleyici netlik’ ihtiyacının daha da yakıcı hale geldiğini düşünüyor.
Armstrong, kriptonun yaygınlaşmasının *DeFi (merkezsiz finans), zincir üstü varlık yönetimi ve sınır ötesi ödeme inovasyonları* gibi çok sayıda deneyi tetiklediğini, bunun aslında “geleneksel finansın temel paradigmasının yeniden yazıldığı bir süreç” olduğunu belirtiyor. Ona göre, eğer regülasyonlar bu dönüşümü destekleyecek şekilde ‘ince ayarlanırsa’, hem inovasyon hem de tüketici koruması aynı anda güçlendirilebilir.
Armstrong, geçen yıl ABD’de kabul edilen *Genius Act*’i de bu bağlamda örnek gösteriyor. Onun anlatımıyla Genius Act, *ABD düzenlemesine tabi stablecoin’lerin* dolaşımdaki arzlarının yüzde 100’ünü *kısa vadeli ABD Hazine tahvillerinde* tutma zorunluluğu getiriyor. Bu şartın, stablecoin’ler için ‘güvenlik ve itibar çıtasını’ yükseltmeyi amaçladığını belirten Armstrong, rezervlerin kısa vadeli tahvillerle sınırlandırılmasının hem likidite ve kredi riskini azalttığını hem de şeffaf raporlama yapmayı kolaylaştırdığını söylüyor. Böylece kullanıcı ve yatırımcılara ‘her 1 dolarlık token’ın gerçekten 1 dolar değerinde varlıkla desteklendiği’ konusunda güçlü bir güvence sunulmuş oluyor.
Armstrong, Genius Act’in küresel stablecoin ihraççıları için de fiilen yeni bir *referans standart* oluşturduğunu düşünüyor. ABD pazarına girmek ya da ABD’li yatırımcılarla çalışmak isteyen projelerin, benzer seviyede ‘rezerv ve şeffaflık’ kriterlerini karşılamaktan başka seçeneği kalmayacağını savunuyor. Ona göre stablecoin’ler ‘geleneksel finans ile dijital varlıklar arasında köprü’ görevi görüyor; bu köprünün güvenilirliğini sağlayacak düzenleme olmazsa, tüm piyasanın kredi algısı sarsılabilir.
Coinbase’in ödül (reward) programına da değinen Armstrong, burada temel prensibin “ödülün sadece bakiyeye dayalı olmaması” olduğunu anlattı. Yasal çerçeve gereği, programın *basit bir faiz ürünü* gibi kurgulanamayacağını söyleyen Armstrong, müşterilerin ödül alabilmek için “ödeme yapmak, al-sat işlemleri gerçekleştirmek ya da Coinbase One gibi abonelik hizmetlerini kullanmak” gibi ek faaliyetlerde bulunması gerektiğini belirtti. Bu model, hem hukuki açıdan ‘mevduat faizi’ algısından uzak durmak hem de platformda *işlem hacmini ve kullanıcı sadakatini* artırmak amacıyla tasarlanmış durumda. Armstrong, bu yaklaşımın “sadece HODL (tut ve bekle)” davranışının ötesine geçerek ‘gerçek kullanım ve katılımı’ teşvik ettiğini, ileride ödül tasarımlarının daha da sofistike hale gelmesiyle yeni finansal ürünlerin ve kullanıcı deneyimlerinin ortaya çıkabileceğini öngörüyor.
Armstrong, geleneksel bankaların artık fintech ve kripto şirketlerini “gerçek anlamda güçlü rakipler” olarak gördüğünü aktarıyor. Mobil odaklı arayüzler, düşük ücretler ve hızlı ürün geliştirme döngüsü sayesinde fintech ve kripto şirketleri uzun süredir bankaların hâkimiyetini zorluyor. Armstrong’a göre bu rekabet baskısı, bankacılık sektörünün dijital dönüşümünü hızlandıran bir ‘şok etkisi’ yaratıyor. Geleneksel oyuncular ‘ya kendileri inovasyon yapacak ya da Coinbase gibi teknoloji ortaklarıyla çalışarak hizmet kalitesini yükseltecek’; aksi halde müşteri kaybını durdurmak zorlaşacak.
Orta ve uzun vadede banka, fintech ve kripto şirketleri arasındaki çizgilerin iyice silikleşeceğini düşünen Armstrong, ödeme, mevduat, kredi ve varlık yönetimi gibi tüm finansal hizmet alanlarının içine ‘dijital varlıkların doğal biçimde karışacağını’ öne sürüyor. Böyle bir tabloda “kimin banka, kimin kripto şirketi olduğuna dair geleneksel ayrımın anlamını yitirebileceğini” söylüyor.
Bankalar ve kripto şirketleri arasındaki ilişkiyi “gerilimli ama doğru kurgulandığında her iki tarafın da kazanabileceği bir yapı” olarak tanımlayan Armstrong, halihazırda iki tarafın da *AML (kara para aklamayı önleme), KYC (müşterini tanı) ve saklama* gibi sıkı kuralları farklı şekillerde yorumlayıp uygulamak zorunda kaldığını hatırlatıyor. Bu farklar bazen banka hesaplarının kapatılması ya da hizmetlerin durdurulması gibi sürtüşmelere yol açıyor ve sektörün büyümesini frenliyor. Armstrong, bu çatışmaların özünde yine ‘net olmayan düzenleyici standartların’ yattığını savunuyor.
Armstrong, “daha açık ve teknoloji dostu regülasyonlarla” birlikte bankalar ve kripto şirketlerinin kendi güçlü yanlarını birleştirme şansının artacağını düşünüyor. Bankalar ‘hukuki uyum, kredi itibarı ve kitlesel güven’i; kripto şirketleri ise ‘teknolojik yenilik ve küresel ağ etkisi’ni masaya koyarak dijital ekonomide *tamamlayıcı aktörler* haline gelebilir. Armstrong, “ABD’nin bu dönüşümü zamanında kabullenip kabullenmemesinin, gelecekteki küresel finans mimarisinde hangi pozisyonda olacağını belirleyeceğini” söyleyerek sözlerini noktaladı.
Yorum 0